Connect with us

Yazar

Yiyecekler ilacınız, ilacınız yiyecekler olsun

DENİZ ORHUN

Published

on

Yiyecekler ilacınız, ilacınız yiyecekler olsun

Deniz Orhun bir mühendis-şef. Ankara Üniversitesi Ziraat Mühendisliği’ni bitirdikten sonra Kendall College USA’de gastronomi eğitimi aldı. Pek çok uluslararası platformda Türkiye’yi şef olarak temsil etti. Eski Amerikan Başkanı Obama’ya bile yemek pişirmişliği var! Geçen günlerde de Başkent Üniversitesi bünyesinde kurulan Thermopolium Gastronomi Uygulama Merkezi’nin master şefi olan Orhun, “Doğru beslenirseniz pamuk gibi insan olursunuz” diyor.

◊ Eski ilaç reçetelerinin yemek tarifi haline getirilebileceğini söylüyorsunuz. Nasıl olacak bu tam olarak?
– Hipokrates; “Yiyecekler ilacınız, ilacınız yiyecekleriniz olsun” der. Tarihte bunun çok örneği var. Mesela ‘lohuk’, Osmanlı öncesinde bir çeşit şifa verici macun olarak yenirmiş. Osmanlı döneminde şerbet olarak kullanılmış, daha sonra ‘çevirme’ adıyla bir şekerlemeye dönmüş.

◊ Macundan şerbete, şerbetten şekerlemeye…
– Evet, bir Alman, 1800’lerde kitabında bahsetmiş bundan. Oradan ‘fondant’ (eriyen) adıyla Fransa’ya gitmiş. Daha sonra da İngiltere Kraliçesi bu tarifi çok beğenmiş, bazı maddeler ekletmiş, bugün ‘roll fondant’ olarak bildiğimiz şeker hamuru ortaya çıkmış. Besinleri vücudunuza yararlı veya zararlı hale getirmek sizin elinizde.

◊ Ne gibi yemekleri şifa niyetine yiyebiliriz?
– İbn-i Sina, ‘El Edviyet-ül Kalbiye’ kitabında, kalp hastalıkları için gelinciği önerir. Çiçek açmadan önce toplanıp ıspanak yemeği gibi pişirilirmiş. Şerbeti kaynatılır ya da kurutularak baharat gibi kullanılırmış. Bir diğer önemli özelliği de ağır metalleri bağlayan bir yapıya sahip olması. Ağır metale maruz kaldığınız bir işiniz varsa, doktorunuza danışarak beslenme programınıza bu bitkiyi alabilirsiniz.

◊ Başka?
– Balkan Savaşları sırasında askerlere kuvvet vermesi amacıyla ısırganotu çorbası verilirdi… Gül, yeniden yemeklerde kullanılmaya başladı… Çörekotu yağı salatalara ekleniyor, kenevir yağı yemeklerde kullanılıyor… Bunlar hep şifa demek.

Yiyecekler ilacınız, ilacınız yiyecekler olsun

Deniz Orhun, Türkiye ve Amerika’da Klemantin Açık Mutfak Fırın ve Pasta Evi’ni işletiyor, televizyonlar için yemek programları hazırlıyor. (Fotoğraf: Emre Yunusoğlu)Stres hormonu azalır

◊ Siz bir de “Yedikleriniz davranışınız olur” diyorsunuz… Neye dayanıyor bu teziniz?
– Aldığım eğitimlerin ve çalışmalarımın sonucu söyleyebilirim ki sağlıkla ilgili rahatsızlıklarımızın, çalışma verimliliğimizin düşük olmasının, yorgunluğumuzun, toleransımızın az olmasının nedeni yedikleriniz olabilir. Ben tüm rahatsızlıkların enflamasyondan kaynaklandığına inanıyorum. Yediklerimiz bağırsaklarımızdan doğru bir şekilde emilirse, kanımızdaki stres hormonu azalır. Doğru mineraller ve vitaminler kan dolaşımında olduğunda, hormonlarımız düzgün çalışır, beynimizin ‘prefrontal’ dediğimiz bölümü bundan olumlu şekilde etkilenir.

◊ Sonuç?
– Bu da davranışlarımıza yansır. Eşiniz, kayınvalideniz, patronunuz, ortağınız gözünüze çok tatlı gözükür, pamuk gibi bir insan olursunuz. İç organlarımızı dinlendirdiğimiz, çok yemediğimiz, doğru enerjili besinler tükettiğimiz zaman tüm olumsuzlukların üzerinizdeki etkisi azalıyor. Ben eğitimlerimde hangi gıda maddesinin içinde ne olduğunu mutlaka paylaşıyorum.

Yiyecekler ilacınız, ilacınız yiyecekler olsun

Deniz Orhun, Thermopolium Gastronomi Uygulama Merkezi’ni (TGA) anlatıyor…

Burası ismini Roma İmparatorluğu’nda ‘sıcak yiyeceklerin satıldığı alan’ anlamına gelen ‘thermopolium’ teriminden almış. Thermopolium’lar bugünün restoranlarının öncüsü konumunda. Aslında Başkent Üniversitesi’nin 14 yıl önce kurulmuş bir mutfağı var. TÜMAR (Türk Mutfak Kültürü Araştırma ve Uygulama Merkezi) 2003’te, üniversitenin kurucusu ve Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Mehmet Haberal tarafından faaliyete geçirilmiş. Daha sonra, çalışmalar arttığı için TGA kuruldu. İki merkez ortak projeler yürütecekler. TGA; ileri teknoloji ürünü araç gereçlerle donatılmış, içinde üç uygulama mutfağı, iki gastronomi laboratuvarı, bir restoranı, bir barı ve çeşitli soğuk hava depoları bulunduran, yaklaşık 1000 metrekarelik alana sahip bir gastronomi merkezi. Sloganımız; ‘Yemek pişirmek bir sanattır, sanat için buradayız’. Gastronomiyi bir hobi ya da sanat olarak gören herkese açığız. Aşçılık, pastacılık, ekmekçilik, yiyecek ve içecek işletmeciliği, servis elemanlığı, barmenlik gibi alanlara ilginiz varsa, TGA sizin için doğru adres.

Kaynak: Hürriyet Kelebek 

Advertisement
Click to comment

You must be logged in to post a comment Login

Leave a Reply

Yazar

Küreselleşmeye direnen tek yemek kültürü, sadece herkesin kendi kahvaltısı kaldı.

Fikri Türkel

Published

on

Çocukluğumun kahvaltısı tarhana çorbasıydı. Bazen börek, bazen de bal ve peynir bulunurdu ama asıl değildi.

İzmir’e yerleştiğimizde çay ve zeytini kattık kahvaltı çeşitlerine. Gevrek ve boyoz efsanesi de yanında…

Hepiniz için benzeri bir durum vardır. Urfa’da ciğer, Antep’te katmer, Bayburt’ta kete, Afyon’da haşkeş… Küresel kültürün girmediği tek öğün, kahvaltı sofrasıdır.

Kahvaltının gelenekselliği sadece bu topraklara mahsus değil. İngilizler, sabah kahvaltısında kuru fasulye yer. Japonlar’ın kahvaltıdaki tercihi suşi, Filipinliler ise balık çeşitlerini tercih eder.

Evet, her insan topluluğunun, her kültürün kahvaltısı globalleşmeyi direniyor.

Bir de kişisel tercihler var: Hillary Clinton, uzun bir First Lady dönemi yaşadı, ardından Dışişleri Bakanlığı gibi yoğun bir görev sürecinin ardından, başkanlık için iki yıllık bir kampanya sürecini yönetti. Farklı ortam, yoğun yaşam ve çeşitli kültürlerle birliktelik… Yine de vazgeçemediği bir kahvaltı alışkanlığı… Clinton’un kahvaltısı, taze jalapenos’larla pişmiş yumurta akı ve sebzeler… Eğer bunları bulamadığı bir ortamda ise acı Salsa sos ile alıştığı kahvaltının yokluğunu örtüyordu.

Bu kahvaltı tarzını garipsiyorsunuz değil mi? Bana göre garip bir mönü… Saplantı derecesinde böyle alışkanlıkları olan ünlü sayısı da az değil… Ama unutmayalım ki kahvaltı, yaratıcı bir ruh istemez. Alıştığı ve geleneklerinden gelenle yetinir.

Gezginlere, işadamlarına ve gazetecilere şu soruyu çok sordum: Yurtdışındaki kahvaltılardan memnun musunuz? Beş yıldızlı otellerin açık büfe kahvaltıları hariç, kahvaltı keyfi yaşayan çok az.

1 milyar turisti memnun etmek

Dünyada 1 milyarı aşan turist, sürekli ayrı kültürleri tanımak, bilmedikleri deneyimleri yaşamak için geziyor. Buna rağmen, alışkanlıklarından uzak kalamıyor.

Seyahat ederken her yeni lezzeti tadabilecek kadar cesur olanlar bile, güne tanıdık bir şeyle başlamayı seçiyor. Bundan dolayı, Vietnam’daki oteller Amerikalı turistler için pastırma ve yumurta pişiriyor; Hawaii’de suşi ve miso çorbası, Japon ziyaretçiler için hazırlanıyor.

30 yıldır Amerika veya Avrupa’da yaşayan bir Çinli, sabahları congee araması manidardır. Congee, pirinçle yapılan bir püre şeklinde bir yemek. Soğan ve etli olanı da olan bu yemek, bizim hastalara tavsiye ettiğimiz tavuk suyu çorba veya nane limon çayı gibidir.

Avrupa’ya gitmeyenler bile biliyor. Öğle saatlerinde Türk usulü döneri her ülkede, her şehirde bulabilirsiniz. Şiş kebap veya dürümü bulmak da kolaydır. Simit Sarayı da başta Londra olmak üzere onlarca şubesini dünyanın her yerinde açmış bulunuyor. Ancak bunlar öğle ve akşam ile ara öğün atıştırmalıklarıdır.

Ne yazık ki Akdeniz tarzı kahvaltımızı, poğaçalarımızı, kuymakımızı, katmerimizi ihraç edemedik. Kahvaltıdaki direnç, her ulusun surlarını bir türlü aşamadı.

Bu sadece Türk mutfağı ile sınırlı değil.

İnsanların günün diğer öğünlerinde tercih ettikleri yabancı yemeklerden daha çarpıcı olan kendi kahvaltılarında gösterdiği muhafazakarlıktır. İngiltere ve Amerika gibi ülkeler, zengin göçmen gruplarınca ithal edilen mutfağı benimsemiş durumdadır. Londralılar öğle yemeğinde Japon suşisi, akşam yemeği için Hintli (ya da muhtemelen Bangladeşli) körileri veya Türk kebaplarını yerler. New Yorklular yabani Laos etli salatası, Etiyopyalı injera’ya kadar her şeyi yiyor. İnjera, beş günde hazırlanan, özel bir tahıldan yapılan ve şişmanlatmayan ekmeğe deniliyor.

Yemekte yabancılaşma

Öğle ve akşam yemeklerinde görülen yabancılaşma, ev dışı tüketimle de sınırlı değil. Geçenlerde yayınlanan bir araştırmada, Türkiye’de eve teslim siparişlerde pizzanın açık ara önde olduğunu gördük. Evde pişirmede de durum, küreselleşmenin artmaya devam ettiğini gösteriyor. Pizza, Kek ve Makarna. ile başlayan süreç yeni tat ve lezzetlerle her eve giriyor. Çia tohumu, kinoa, avakado son birkaç yılın trendi.

Her ülkenin kahvaltı kültüründe kırmızı çizgiler var. Buyurun bir kaç örnek: Vietnam’da pho; miso çorbası ve Japonya’da ızgara balık; Amerika’da waffle veya mısır gevreği; Filipinler’de kurutulmuş tuzlu balık… Son dönemde French Toast her ülkede görülse de, Fransızlar kendi kahvaltılarını “küçük öğle yemeği” olarak tanımlamaya devam ediyorlar. Yine de çoğu yerde sabah kahvaltısının kruvasan olduğunu şahit olursunuz. Sofistike bir mutfağı var ama kahvaltısı o kadar sıkıcı…

Kahvaltıdaki bu tutuculuğun sosyolojik temellerine ve şehir yaşamının yoğun akışının etkisine girmek istemiyorum. Sonuçta pratik ve işlevsel bir özelliği olan bir yaşam tarzımızdır.

Çay, kahve ve mısır gevreği

Tüm kültürlerde kahvaltı var. Bu kadar katı kahvaltı kültürünü, üç global ürün delmeye başarabilmiş görünüyor: Çay, Kahve ve Mısır Gevreği…

Çayın ve kahvenin yayılma sürecini az çok biliyorsunuzdur. Çay doğudan, kahve güneyden yayılan bir içecekti. Çay ve kahve kahvaltı geleceğini bozmadı sadece servisi zenginleştirdi. Batıdan gelen ise mısır gevreği oldu.

Mısır gevreğinin bulunuşu 200 yıl oldu. Kahvaltıya girişi de 1863 yılında olduğu tahmin ediliyor. Ancak, bunu endüstriyel bir ürüne çeviren John Harvey Kellogg oldu. Kellogg, sağlık aletlerine, sağlıklı beslenmeye takmış biriydi. Onunla anılan garip sağlık aletleri vardır. Daha tıp öğrencisi iken, sabahları mısır gevreğini hazırlanın zorluğunu gördü. “Markette niçin pişmiş ve yemeye hazır tahıl satılmasın” diye sordu.

Bugün, Kellogg aynı vizyonla müsli, mısır gevreği ve diğer karışımları satmaya devam ediyor. Hem de bütün dünyaya…

Geçen yıl, Peru Mutfağı ile ilgili bir tanıtımda, Perulu yetkiliye sordum. Ana vatanı Peru olmayan Zerdeçal, Zencefil, Hindistan Cevizli bir mönü ile karşılaştım. Niye Peru Kahvaltısı, niye Peru Mutfağı? Aslında geleneksel ürünlere sahip Peru’ya mahsus bir mutfak yokmuş. Böyle bir tanıtıma girmelerinin ardındaki sebep ise, her yıl ülkelerine gelen 4 milyon turiste bir farkındalık sunmalarıymış. Yükselen Güney Amerikalı Aztek, Maya ve İnka kültürleriyle uyumlu bir atak.

Buradan çıkarılması gereken önemli dersler var. İster Van Kahvaltısı, isterse Akdeniz Kahvaltısı, gerekse her yöremizin böreği, poaçası olsun sahip olduğumuz güçlü ve zengin mutfağımıza sahip çıkalım. Dahası kahvaltı sofralarımızı özgün halleriyle dünyanın pek çok yerine taşıyalım ve pratik hale getirelim.

Dahası kahvaltılarımızı, dünya mutfağının en tercih edilen öğle ve akşam yemekleri kadar keyifli hale getirelim.

Continue Reading

Yazar

Bilişim alanında iş arayanlara İngiltere kapılarını açıyor

Cem Sünbül

Published

on

Bilişim alanında iş arayanlara İngiltere kapılarını açıyor

Dünyanın en çok tercih edilen üçüncü teknoloji şehri olduğu açıklanan Londra’ya açılmak artık daha kolay. Yazılımcı, web geliştirici ve benzeri bilişim mesleklerinden birini yapıyorsanız İngiltere’den tüm dünyaya iş yapmanız çok daha kolay hale geliyor. Hatta bilişim meslekleri dışında kalan beklenmedik işler de sizi İngiltere’de oturum sahibi yapabilir. Eğer İngiltere’ye yerleşip mesleğinizi icra etmek istiyorsanız vize almanın düşündüğünüzden daha kolay bir yolu olabilir. İşte bunun yöntemi ve orada yapabileceğiniz meslekler…

Bilişim meslekleri üzerine ihtisas yapanlar için İngiltere bir süredir önceliklendirme yaparak Ankara Anlaşmasıyla oturum izni verebiliyor. Hatta İngiltere’de vize aldığınız takdirde serbest meslek olarak icra edilebilecek her türlü işi yapmak da mümkün. Serbest meslek erbabı, meta ve hizmetlerini satan ve kendi vergilerini kendisi ödeyen kişi anlamına geliyor. Kuracağınız işi yaparken bir ofis tutabilir, mağaza kurabilir veya evinizi ofis olarak kullanmak da olası. Dolayısıyla bu şartlara uyan her türlü mesleği icra etmek mümkün.

Türkiye’nin İngiltere’yle olan anlaşması gereği bir şirketi İngiltere’de sıfırdan kurabilir veya orada var olan bir şirketi tamamen veya ortak olarak devralabilir ve böylece bir şirketin işletme haklarını belli süreliğine üstlenmek mümkün. Şirketlerin tek ortağı olabildiği gibi ortaklıklar kurmak imkan dahilinde. Özetle Ankara Antlaşması Vizesi serbest pazar ekonomisinin şartları içinde yapılabilen her işi yapmaya imkân sağlayabiliyor.

Hangi meslekler bu anlaşmanın dışında? 

Ülkenin kendi özel sertifikasını gerektiren avukatlık, doktorluk, diş hekimliği ve mali müşavirlik gibi işler bu anlaşmanın dışında yer alıyor. Üniversite hocalığı veya bir okulda öğretmenlik gibi işleri yapmak için de çalışılacak üniversite veya okulun kontrat tabanlı iş ilişkisine girmesi gerekiyor. Yani herhangi bir kurumun bünyesinde kadrolu eleman olarak çalışılamıyor. LexLegal Global  Vatandas.uk’in verdiği bilgilere göre bilişim mesleklerindeki taleplerin kabul görmesinin yanı sıra birçok serbest meslek erbabı için vize almak da mümkün.

Bilişim ve İletişim Teknoloji meslekleri

Bilişim dünyasında yer alan herkes işini henüz Avrupa Birliği’nden çıkıp çıkmayacağı netlik kazanmayan İngiltere’de başlatabilir, kurabilir veya olan işini yurtdışına açılarak büyütebilir. Yazılım ve danışmanlık hizmetleri başta olmak üzere bilişimin her alanında sürekli çalışacak yeni yazılımcılar ve şirketler İngiltere’nin öncelikli tercihleri arasında yer alıyor.

Web ve grafik tasarımcılığı

Dijital dönüşümün baş döndüren hızına ayak uydurmak isteyen işletmeler dünyanın birçok ülkesinde var ve onlardan birisi de İngiltere. Geçtiğimiz günlerde yayınlanan araştırmaya göre bilişim şirketlerinin tercih ettiği dünyanın ilk üç şehrinden biri olan Londra’da web ve grafik tasarımcılığı üzerine atılacak bir adım, İngiltere’de serbest olarak icra edilebilecek uygun işlerden bir tanesi olarak karşımıza çıkıyor.

E-Ticaret platform işletmeciliği

Online alışveriş sitelerinin tüm dünyaya hizmet verebilmesi ve bu şirketlerin doğru hamlelerle büyümesi İngiltere’nin bu alandaki başvurulara daha sıcak bakmasındaki ana faktörlerden birisi.

Türkiye’de üretilen ürünün dünya sahnesine çıkışı

Ülkemizde üretilen ve yurtdışında daha değerli olabilecek doğru bir ürünle İngiltere’den vize almak da imkanlar dahilinde yer alıyor. Böylece Türkiye sınırları içinde üretilen bir ürünü tüm dünyaya İngiltere üzerinden satmak ve dağıtmak mümkün.

Araç alım satım ve kiralama işleri

Ticari veya hususi araç satışı ile kurumsal veya bireysel araç kiralama hizmetleri ülkemizde de ilgi gören alanlar. Özellikle kiralama alanı şirketlerin her geçen gün daha fazla tercih ettiği bir yöntem haline geldi. İngiltere’de icra edebilmek üzere bu meslekle vize almak yapılabilecek işler arasında yer alıyor.

İkinci el araç alım satımı

Ülkemizde bazı internet siteleri üzerinden daha da verimli bir şekilde yapılan ikinci el araç alım satımı işi ya da diğer adıyla oto galericilik mesleği de İngiltere’nin kabul ettiği mesleki dallardan biri olarak yer alıyor.

Oto tamirciliği

Uzmanlık ve tecrübe gerektiren, işçiliğin yoğun olduğu araç tamirat işi de İngiltere’nin kabul ettiği meslek dallarından biri. Gerek basit gerekse zor tamiratları yapabileceklere ihtiyacı olan İngiltere’nin kabul ettiği mesleklerden biri de tamircilik.

Tesisatçılık

İngiltere’nin vize başvurulanda kabul ettiği mesleklerden biri de tesisatçılık. Ülkeye Polonya’dan gelen tesisatçıların sayısı İngiltere’de hayli fazla. Bu da bilişimin yanı sıra sıhhi tesisat mesleğinin de tercih edilmesini sağlıyor.

Dekorasyon, inşaat ve renovasyon işleri, Müteahhitlik

Serbest meslek olarak yapılabilecek işlerden bir diğeri de tıpkı tesisat işleri gibi dekorasyon ve inşaat alanındaki işler. Son yıllarda Türkiye’de de yükselişe geçen müteahhitlik hem serbest olarak hem de İngiltere’de icra edilebilen mesleklerden birisi.

Özel öğretmenlik, danışmanlık, hayat koçluğu

Özel öğretmenlik ve danışmanlık işleri de serbest meslek sınıfına giriyor. Gelişmiş ülkelerin gözde ve yükselen meslekleri arasında yer alan hayat koçluğu ise İngiltere’de aranan alanlardan birisi…

Lokanta ve kafe işletmeciliği

Türkiye’de bu alanda başarılı olanların şansınızı İngiltere’de deneyebileceği bu meslek alanı da tercih edilen alanlar arasında yer alıyor. Döviz kazancını artırmayı hedefleyenler için İngiltere’de mekanınızı işletmek ideal seçeneklerden biri olarak göze çarpıyor.

Tekstil üretimi ve satımı

Avrupa’da tekstil dahil pek çok sanayi sektörünü destekleme kararı alınmışken bu meslek de İngiltere’de yapabileceğiniz en iyi işlerden birisi. Türkiye’den yurtdışına açılmak ve markalaşmak isteyen şirketler için de iyi bir fırsat sunan bu alan da değerlendirilebilecek sektör ve meslekler arasında yer alıyor.

Kaynak: DHA

Continue Reading

Yazar

Hayatın İçindeyiz…

Timuçin Demir

Published

on

Hayatın İçindeyiz…!

 

Evet…

İçinde bulunduğumuz yüzyılın tüm gelişmişlikleri, pervasız teknoloji ve innovasyonu, insanların artık robotlaşacak bir haleti ruhiye ile kaotizmin doruklarına tırmanma yarışı. Ve tüm bu sözü edilen hasletleri de kapitalizm denen bir canavarın ağzının tam içinde üstümüze irinleri, atıkları ve bilimum cerahatı bulaşarak iktisat mahlaslı bir tanrı tanımaz ile daimi hale getirme tevessülü.

Her şeyin anlamını gün be gün yitirdiği yada tüketimin artık hepimizi son derece sığ bir kıta sahanlığına soktuğu kötümserliğimiz… ve hatta öyle ki; artık sığlıktan üzerinde bırakın titanicleri, küçük alamanaları bile yüzdüremediğimiz halimiz.

 

Geçmiş günün birinde Büyük Fuzili’nin en büyük eseri ve yine onun şaheser kahramanı Mecnun’un tanısı Mecnun çölde Leyla’ya duyduğu ve bugünün terminolojisinde  bırakın anlaşılması… anlatılmasının bile mümkün olmadığı ulu bir aşkla, bir müminin hem de namazda iken önünden geçer. Bizim Mü’min, bugünün tınılarıyla ibadetinden hiç öden vermez. Lakin öyle bir kaderin tutsağıdır ki; önünden geçen Mecnun’u fark etmesiyle birlikte, namazını bozup, fırlar ve Mecnun’u omuzundan yakalar… Hemen şöyle der: “Bir’e münafık namaz kılıyorum görüyorsun… Namazımı bozdun. Namaz kılan bir kulun önünden geçmeye utanmıyorsun…!” Biçare Mecnun, ne adamı ne de söylediklerini layıkıyla anlayamamış bir dinginlikte şu cümleyle yanıtlar bizim büyük müslümanı…

” Ey mübarek… Çok büyük hicap içindeyim. Ne olur affet. Ben içimde büyüyen ve bazen taşıyamadığım bir aşk haliyle (Leyla’ya ait Leyla dan ötürü) seni farketmedim. Lakin merakımı cezbetti….Acaba senin gibi yüce bir çınar nasıl olur da Aşkın en safi olanını icra ettiği ibadet halinde beni önünden geçerken gördü….?!”

 

Derinlik… Her kesimin, her kişinin aditeyet hissetmesi gereken,  algının en tepelerinde insan morfolojisine-iletişimde yön veren, Yaradan sevgisiyle, İslami yaşam sanatıyla süslenen bu sihirli terim nasıl da yerle yeksan edilmiş değil mi? Günümüzün kahramanları böyle değerlere oturtmuyor hayatı artık. Ne kelimenin alameti şahanesi kalmış, ne de manevi hayatın insana yön veren en muktedir tılsımı.

 

Herşeyi, günün getirdiği efektif kurlara, otomobilin modeline, evin en konforlusuna ve kullanılan eşyanın ücretine ve her ne varsa ihtayacımız marka değerine, üzerindeki etikete terk etmişiz. Ne vehametli vakıa…

 

Peki…; Nerede bıraktık?, Mevlana’yı, ya… Pirsultan Abdal’ı, ya… Aşık Veysel’i, ya… Tebrizli Şemsi, Ya… Orhan Veli’yi, yahut bizi biz yapan ve insan olduğumuzu anımsatan ve şu küçük makaleye sığdıramayacağım tüm bu değerleri nerede bıraktık biz…?

Hep merkezinde olduğumuzu tasavvur ettiğimiz alemin neredesindeyiz…?

Cevabı çok kolay sanırım…

Yaşamak böyle bir şeyse…!

 

Continue Reading

Öne Çıkanlar