Connect with us

Yazar

Twitter’ın güvenilirliği sorgulanıyor

Nurhan Demirel

Published

on

  • Twitter’ın güvenilirliği sorgulanıyor
  • Twitter’daki sahte banka reklamlarına dikkat
  • Sosyal ağların güvenlik açıkları yeni bir sektör oluşturdu!

 

Twitter kullanıcıların kişisel veri güvenliğini tehdit ediyor!

 

Türkiye’de  milyondan fazla kullanıcısı bulunan mikro blog sitesi Twitter, son zamanlarda banka dolandırıcılıklarının adeta merkezi oldu. Türk bankalarının logoları ve kurumsal kimlikleriyle hesap açan dolandırıcılar, sahte sponsorlu reklamlarla kullanıcıların hesaplarını boşaltıyor. Konu ile ilgili hiçbir güvenlik önlemi almayan Twitter’ın güvenilirliği artık kullanıcılar tarafından sorgulanıyor.

 

İletişim Uzmanı ve Sosyal Medya Danışmanı Nurhan Demirel konu ile ilgili yaptığı açıklamada şu şekilde konuştu: Twitter’ın başı uzun zamandır bot hesaplarla ve kimlik avcılarıyla dertte. Dolandırıcılar sahte banka reklamlarıyla kullanıcıların kişisel bilgilerini çalmaya çalışıyor, kullanıcıların banka hesaplarına ve kişisel bilgilerine rahatlıkla ulaşabiliyorlar.

Sahte banka reklamları büyük bir tehdit oluşturuyor

 

Dolandırıcılar, Twitter’ın sunmuş olduğu sponsorlu yayınlar özelliğini kullanarak, oldukça profesyonel grafiklerle hazırladıkları reklamları çok geniş kitlelere ulaştırabiliyorlar. Bankaların logoları, kurumsal renkleri ve sloganlarının kullanıldığı reklamları gerçeğinden ayırt etmekte zorlanan kullanıcılar, siber dolandırıcılık mağduru oluyorlar.

 

Dolandırıcılar kişisel bilgilerimizi çalmak için BDDK ve Merkez Bankası başta olmak üzere; kamu ve özel bankaların sponsorlu reklamlarını yayınlıyorlar. QNB Finansbank, Ziraat Bankası, Denizbank, Halk Bankası gibi bankaların hesapları taklit ediyor, kullanıcılara çekilişle değerli hediyeler vadediyorlar. Tweet’lerde genellikle çekilişle araba, iPhone, internet hediyesi ve özel indirimlerin duyurusu yapılıyor. Tweet içeriğindeki bağlantıya tıkladığınızda ise banka kartı bilgilerinizi girmeniz isteniyor. İstedikleri bilgileri girdiğinizde ise hesabınız boşaltılabiliyor.”

– Sosyal ağların güvenlik açıkları yeni bir sektör oluşturdu –

 

Twitter zarar ediyor

 

Demirel sözlerine şu şekilde devam etti: “Türkiye 9.6 milyondan fazla kullanıcısı bulunan mikro blog sitesi, her yıl milyonlarca dolar zarar açıklıyor. Twitter’ın zarar etmesinin en önemli nedenlerinden biri ise sosyal ağın reklam politikası. Kullanıcı dostu olmayan reklam politikaları nedeniyle birçok hesap Twitter’a reklam vermek yerine takipçi satın alarak büyümeyi tercih ediyor. Sosyal ağın kullanıcılarının büyük bir kısmının bot hesaplardan oluştuğu öngörülüyor. Trend topic listesi manipüle ediliyor, retweet ve beğeni satın alınabiliyor. Hatta sosyal ağların güvenlik zafiyetlerinden yeni bir sektör bile ortaya çıktı diyebiliriz. Kullanıcılar ve reklamverenler Twitter’a reklam vermek yerine üçüncü parti çalışan şirketlerden ve kişilerden hizmet almayı tercih ediyor.  Bütün bu olup bitenler Twitter’ın hanesine zarar olarak yazılıyor. Bu durum doğrudan reklam politikasına da yansıyor ve kullanıcı güvenliği Twitter Türkiye tarafından göz ardı ediliyor. Bu durumu fırsat bilen dolandırıcılar ise ülkemizin Merkez Bankası’nın  bile logosunu kullanarak dolandırıcılık amaçlı reklam yayını yapabiliyorlar. Bütün bu saydıklarım sonucunda Twitter’ın güvenilirliği sorgulanıyor. ”

 

Sosyal medyada dolandırıcılık mağduru olmamak için bu uyarılara dikkat!

 

Bilgi Güvenliği Uzmanı Cumhur Kızıları da sosyal medyada bilgi kirliliği gün geçtikçe artığını ve bu durumun dolandırıcıların oyun sahasını genişlettiğini ifade etti. Kızıları,  sosyal medyadaki dolandırıcılardan korunmak için vatandaşlara şu tavsiyelerde bulundu:

 

  • İlk sorumluluk bizde, son günlerin popüler konusu yaya güvenliğinden örnek verecek olursak. Devlet her türlü önlemi alıp, düzenlemeyi yapabilir ama siz bilinçli bir dijital vatandaş olarak sosyal medya kullanırken daha dikkatli olmalsınız. O sebeple herşeyi devletten beklemeyin.

 

  • İlk olarak alabileceğiniz önlem, ne olursa olsun sosyal medya uygulamaları (Twitter, Facebook, Instagram vb) üzerinden bir linke tıklayıp özel, banka vb bilgilerinizi kesinlikle girmeyin. O reklamın gösterdiği firma veya kurumun web sitesine adresi bizzat yazarak girin ve web sitesinde o kampanyayı bulmaya çalışın.

 

  • Sosyal medya, banka ve email hesaplarınızda mutlaka iki aşamalı güvenliği etkin hale getirin. Mobil cihazınıza kaynağını bilmediğiniz uygulamaları yüklemeyin. Çünkü uygulamalara verdiğiniz izinlerle sizin kısa mesajlarınıza, fotoğraflarınıza ve daha birçok özel bilginize erişme imkanı sağlamış oluyorsunuz.
  • Ayrıca istisnalar hariç, hiçbir banka size işlem ücreti, kredi kartı ücreti vb ücretleri iade etmez.

 

  • Sosyal medyada gördüğünüz reklamların bir oltalama saldırısı olduğuna eminseniz, lütfen onu ilgili sosyal medya mecrasına şikayet edin ki başkaları da zarar görmesin. Sakın beğenmeyin veya uyarı için de olsa retweet yapmayın. Çok istiyorsanız ekran görüntüsü alıp, uyarı amacı ile paylaşın.

 

Vatandaşların mağdur olmaması için ağır yaptırımlar şart

İkinci önlem ise devlet kurumlarının sorumluluğu. Basit bir örnek üzerinden gidecek olursak, bir bakkalda sahte ürün satılıyorsa, şikayet durumunda hemen zabıta ve ilgili kuruluşlar gelir ürüne el koyar, bakkal eğer kasten satıyorsa ceza keser ve organize bir suç ise dava konusu olur.  Twitter ve diğer sosyal medyalar için de benzer hassasiyetin gösterilmesi gerektiğini düşünüyorum. Çünkü sadece bankalar değil, devletin kurumlarının isim, logo ve diğer bilgileri kullanılarak dolandırıcılık yapılıyor. Bunun televizyon, telefon veya internet üzerinden yapılması arasında bence bir fark yok.  Ateş düştüğü yeri yakar ve birçok dikkatsiz veya dalgın vatandaş bu tür dolandırıcılara milyonlarca lirasını kaptırıyor ve çoğu da geri alamıyor. Bu noktada devletimiz sosyal medyada yaşanabilecek mağduriyetleri önlemek adına ilgili regülasyonları çıkartmalı ve Twitter’a ve diğer sosyal medya mecralarına yaptırım uygulamalıdır.

Twitter’ın artık sorumluluk alması gerekiyor

 

Üçüncü önlem, Twitter…. Aslında Twitter’ın bu tür sahte reklamların önüne geçmesi için elinde her türlü teknoloji var. Temel yapay zeka uygulamaları ile hem logo hem de görsel analizi yapılıp, akabinde o ülkeye ait onaylı hesaplarla karşılaştırma yapılırsa %90’a yakın önleme yapılacağını eminim.
Peki Twitter ne yapmalı? Reklam veren sözleşmelerinde sorumluluklar açık olarak belirtilmiş olsa dahi verilen reklamın bir oltalama saldırısı olmadığını yapay zeka araçları kullanarak tespit etmesi gerekiyor. Ayrıca bu tür oltalama saldırılarını yapan kişilerin kimlik ve kredi bilgileri emniyetin siber güvenlik birimleri ile paylaşılmalı ki bataklık daha hızlı kurutulsun.”

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Advertisement
Click to comment

You must be logged in to post a comment Login

Leave a Reply

Yazar

Lezzetin Peşinde

Fikri Türkel

Published

on

Tat ve lezzet arasındaki fark nedir? Bu konuya girmemi sağlayan hoş bir deneyim yaşadım.

İstanbul’un en iyi yemek deneyimi yaşatan merkezlerin başında Gastronometro geliyor. Cuma günü ben de bu deneyime katıldım ve iki ayrı lezzet için şeflik yaptım (aslında yamaklık)…

Gastronometro’nun Direktörü Maximilian Thomae hoş sohbet biri. Yılda 100’ü aşkın atölye çalışması gerçekleştirdikleri Gastronometro projelerinden bahsetti. Bugünlerde iki konuya ağırlık veriyorlarmış: Osmanlı Lokmaları ve Osmanlı Şerbetleri…

Türk kahvesinin eşlikçisi lokum!

Fransızların kahve ve çay seremonileri ile yemek aralarında servis ettikleri petifür ürünleri geleneksel Türk ürünleriyle gerçekleştirmek… Mesela, gelenekler arasında kahve yanında güllü lokum ikram ediliyor. Bu tür yeni lezzetler bulabilir miyiz ve olanları postmodern şekilde sunabilir miyiz? Keyifli bir uğraş.

Efsaneye göre, 6. yüzyılda bir çoban yabani bir bitkinin meyvelerinin enerji verici özelliğini keşfetti ve bundan keyif aldı. Hoş bir keyif veren bu içeceğe kahve deyince, Mısır ve Sudanlılar sufi toplantılarında içmeye başladılar.

Türk kahvesinin ağızda bıraktığı acımsı tadı dengelemesi için zamanla lokum bir eşlikçi oldu. Geleneksel lezzetlerimizden helva, lokum ve acıbademi Gastronometro şefleri yeni bir biçimde sunmaya hazırlanıyor.

Amaçları, dünyada kabul görmüş yiyecek konseptlerine, Türkiye’nin yerel ürünleriyle değer katarak, alternatifler hazırlamak.

Ardından Demirhindi, şerbet ve onlarca çeşidi olan geleneksel içecekler hazırlamak. Şimdilik Maximilian Thomae fazla ipucu vermiyor. Belki içecek deneyimine de gitmek nasip olur.

İşte bunlardan ikisi üzerinde çalıştık ve tatma imkanı bulduk: Acıbadem ve tahinli-pekmezli çikolata trüf (truffle). Gastronometro şefleri Güllü Krema, Çikolatalı Helva ve pek çok tatlı, tuzlu çeşitler üzerine çalışıyor.

Mutfak kültürünün küreselleşmesi nasıl olur?

Gastronometro’ya Türkiye Otelciler Birliği (TÜROB) davet etti. Yemekte TÜROB Başkanı Timur Bayındır, yemek uzmanı Şef Vedat Başaran ile sohbetimiz tat ve lezzet üzerine devam etti.

Geleneksel tatlar ve lezzetler konusu açılınca Vedat Başaran konuşur, biz dinleriz. Sohbetin özeti ve sonucu şu oldu: Zengin bir mutfak kültürünün tanıtım ve küreselleşmesi için “Lezzet” üzerine çalışacak bir enstitü ve uzmanlar yetiştirmeliyiz.

Haliyle, bu buluşmamız “Sektör Yetenek Avında” projesini duyurmak amacıyla gerçekleştirdi. İnşallah, mektepli yeni şefler sadece bize tat sunmakla kalmayacak, binbir geleneksel lezzeti de dünyaya tanıtma ve yayma fırsatını da yakalayacaklar.

Küreselleşen tatlar dünya mutfaklarına giriyor

Ben ise hala tat ile lezzet üzerinde düşünüyorum…

Beşinci tat: Umami

Malum, bilinen dört tat var: Tatlı, tuzlu, acı ve ekşi… Aristo, buna üç ekleme yapıyor: Kekremsi, keskin ve sert…

Yirminci yüzyılda Japonlar buna evrensel bir ekleme yaptılar: Umami. Aslında umami’nin geçmişi 200 yıl önceye dayanıyor. 70 – 80 yıl önce küresel tanıtımı yapılıyor. 2000’li yıllarda Japon Mutfağı ile birlikte küreselleşen bir tat olarak, bütün mutfaklara giriyor.

Japonca’da umami, sadece “lezzetli lezzet” anlamına geliyor. Geliştirilen bu kuru, toz halindeki bir bileşiği ajinomoto ya da “lezzetin özü” olarak da tanıyoruz. Günümüzde daha iyi beyaz kristaller şeklinde üretilen monosodyum L-glutamat veya MSG olarak biliyoruz.

MSG’yi her şeyi tatlandıran tat olarak, endüstriyel gıdanın içerik listesinde de görebilirsiniz.

Mesele, dildeki reseptörleri harekete geçirecek bir şeyler bulmak. Umami gibi yeni bir reseptör uyarıcısı bulunur mu bilinmez. Ama nişasta için de benzeri bir iddia var.

Lezzetin tanımı

Peki, lezzet nedir?

Kitabi lezzet tanımı şöyledir: Tat alma duyusuyla algılanan, kimi cisimlerin tat alma organı üstünde bıraktığı duyum.

Genel bir lezzet tanımı “Tattan alınan haz”dır.

Benim bu konuda vardığım sonuç ise şudur: “Tadın damakta kaldığı süreye lezzet denir”.

Diğer duyularımız, lezzeti katlamaya katkı yapar. Görmek, dokunmak, duymak gibi… Tadını aldığınız kekin lezzeti hoşunuza gidebilir ama kokusunu duyduğunuzdaki keyfi bir başkadır, hatta süslenmiş bir keki gördüğünüzdeki hazzı bambaşkadır. Hatta adı bile duygularınızı harekete geçirmeye yetebilir.

Bundan dolayı, yemeklerin servisine ayrı bir özen gösterilir. Ve lezzet konusunda hüküm verme yetisine sahip olanlara “gurme” diyoruz. Gurmeler eğitim, kültür, görgü, mesleki birikime sahip olduğu ölçüde mesleğinde başarı gösterir. Bundan dolayı lezzetin tescili kültür, gelenek ve görgü ile mümkündür.

Sektör Yetenek Avında Projesi

Eğer gastronomi kültürümüzü evrensel boyutlara taşımak istiyorsak, yeni uzmanlar yeni söylemler ve yeni lezzetler üzerine daha fazla çalışmalıyız.

Bu yönüyle “Sektör Yetenek Avında” projesi yeni bir adımdır. Bilvesile projeden bahsetmek istiyorum.

TÜROB’un, Milli Eğitim Bakanlığı işbirliği ve Gastronometro desteğiyle ilkini geçen yıl düzenlediği Turizm Meslek Liseleri Arası Aşçılık Yarışması, 27 Şubat 2019 tarihinde Güneşli’de bulunan Gastronometro’da ikinci kez gerçekleştirilecek. Yarışmada kazananlar 28 Şubat’ta açıklanacak ve aynı gün yine Gastronometro’da sektörden yoğun katılımla ödül töreni düzenlenecek. 12 okulun öğrencilerinin kıyasıya yarışacağı ve jüri başkanlığını Şef Vedat Başaran’ın yapacağı yarışma tamamen sosyal sorumluluk amacını taşıyor. Bu projeyle turizm otelcilik sektörünün nitelikli eleman ihtiyacının karşılanması ve meslek lisesi mezunlarının eğitim aldıkları alanda istihdam edilme imkanlarının artırılması ana hedef olarak belirlendi.

Kalifiye eleman eksikliği var

Projeyle ilgili bilgi veren TÜROB Başkanı Timur Bayındır, “Geçen yıl yarışmanın ilkini gerçekleştirmiştik ve çok başarılı bir organizasyon oldu. Sadece yarışmada dereceye girenler değil, yarışmaya katılanların çoğuna konaklama sektörü olarak staj imkanı sunduk. Amacımız mezun olan öğrencilerin sektörümüzde kalıcı bir şekilde istihdam edilmelerini sağlamak. Çünkü kalifiye çalışan eksikliğinin en fazla hissedildiği sektörlerden biriyiz. Konaklama sektörü olarak turizm meslek liselerinden mezun olan tüm kalifiye çalışanlara talip olmaya devam ediyoruz” dedi.

TÜROB Başkanı Bayındır: “Diğer alanları da dahil edeceğiz”

TÜROB olarak Milli Eğitim Bakanlığı ve Gastronometro ile birlikte turizm otelcilik sektörü ve meslek liseleri arasında bir köprü oluşturmak üzere bir iş birliğine ilk adımı geçen yılki ilk yarışma ile attıklarını hatırlatan Bayındır, “Meslek liselerini sektöre kazandırma hedefiyle yola çıktık. Böyle bir yarışma fikrinin doğmasında en büyük rolü, konaklama sektörünün yaşadığı kalifiye çalışan sıkıntısı oynadı. Sadece aşçılar ve mutfak konusunda değil, konaklama sektörünün tüm çalışma alanlarında bu sıkıntıyı yaşıyoruz. Bu yüzden geleneksel hale getirdiğimiz bu yarışmanın kapsamını genişleteceğiz. Kat hizmetleri, ön büro, servis vs. kategorilerini de yarışmaya dahil edeceğiz. Konaklama sektörü olarak turizm meslek liselerinden mezun olan tüm kalifiye çalışanlara talibiz. Meslek liseleri bizim ana istihdam kaynağımız olmalı” diye konuştu.

Türk mutfağı dünyada ilk 5’te

Türkiye’nin ilk gastronomi keşif platformu olan Gastronometro ile Türk mutfağı ve değerlerine sahip çıkmayı hedeflediklerini dile getiren Gastronometro Direktörü Maximilian Thomae ise projeyle ilgili şu değerlendirmeyi yaptı:

“Türk mutfağı dünyanın en iyi beş mutfağı içerisinde yer alıyor ve çok büyük bir potansiyel barındırıyor. Bu mutfağı geliştirip geleceğe taşıyanlar ise hiç kuşkusuz bugünün gençleri olacak. O nedenle Gastronometro olarak, TÜROB ve Milli Eğitim Bakanlığı ile işbirliği gerçekleştirdiğimiz Sektör Yetenek Avında projesine büyük önem veriyoruz. Tüm detayları üzerinde titizlikle çalıştığımız bu proje ile sektörün böylesine yetenekli gençleri kazanmasına destek verdiğimiz için de ayrıca mutluyuz.”

Continue Reading

Yazar

Karabasan’dan Makinalı Tarıma Geçiş

Timuçin Demir

Published

on

Birinci dünya savaşında Osmanlı Devleti, müttefiklerinin yenilmesi ile yenilmiş sayılmış
ve Mondoros Mütarekesinin imzalanması ile toprakları itilaf devletlerince (İngiltere, Fransa,
İtalya, Yunanistan) paylaşılmıştır. Atatürk ve silah arkadaşları önderliğinde istiklal savaşı
kazanılmış ve Türkiye Cumhuriyeti kurulmuştur. Genç Türkiye Cumhuriyetinin kurulması ile
savaş yorgunu ve teknolojiden uzak bir toplumun hızla kalkınması için Atatürk önderliğinde top
yekün bir kalkınma hamlesi başlatılmıştır. Çeki hayvanı olarak öküzlerin ve atların kullanıldığı
ilkel toprak işleme aleti karasabandan pulluğa; kağnıdan traktöre; orak ve tırpandan biçerdövere,
modern makineli tarıma geçiş başlamıştır. Atatürk Orman Çiftliğinin kurulması ile modern tarıma
geçiş çalışmalarına ilk adım atılmıştır. Atatürk’ün öncülüğünde kurulan ve daha sonra Atatürk’ün
Hazineye bağışladığı çiftliklerde modern alet ve makine kullanımı halka örnek teşkil edecek
gelişmeler göstermiştir. Tarımda verimi artırmak, çiftçilerimize ekipman sağlamak ve en ileri
teknolojiyi öğretmek için; öğretim, üretim ve araştırmaları ile bu çiftlikler örnek olmuştur. Daha
sonra makineli tarıma geçişte Devlet Üretme Çiftlikleri ve Şeker şirketi gibi kuruluşlar
çiftçilerimize örnek olmuşlardır. Atatürk bir söyleminde “Bende çiftçi olduğumdan biliyorum,
makinesiz ziraat yapılmaz, el emeği güçtür. Birleşiniz, birlikte makine alınız.” gibi söylevleri
Atatürk’ün makineli modern tarıma bakış açısını ortaya koymaktadır.
Günümüzde gelişen teknoloji ile sadece toprak işleme aletleri değil, tohum yatağını
hazırlama aletlerinden ekim-dikim makinesi mibzerlere, çapa makinelerinden hasat harman
makinelerine büyük gelişmeler kaydedilmiştir. Yine hastalıklarla, zararlılarla savaş için geliştirilen
ilaçlama alet ve ekipmanları, sulama ve gübreleme ekipmanları, ürün temizleme – ayırma
düzenleri, taşıma ve iletme makineleri gibi pek çok alet ve makineden söz edebiliriz.
Türkiye traktörden her türlü tarım alet ve makinelerine kadar pek çok makineyi imal
etmekte, hem kendi çiftçilerimizin kullanımına sunmakta hem de ihraç etmektedir. Diğer alanlarda
olduğu gibi tarım alet ve makineleri konusunda dünyada ve ülkemizde ar-ge çalışmaları devam
etmektedir. Gelecekte mevcut makinelere yeni geliştirilen alet ve makinelerin katılmış olması
sürpriz olmayacaktır.

Hayvanla çekilen nakliye aracı kağnı

Hayvanla çekilen nakliye aracı kağnı

İlkel toprak işleme aleti karasabanla toprak işleme

Döner kulaklı pulluk Toprak işleme aleti goble disk

Hububat ekim makinesi (Mibzer)

MODERN İKİLEME MAKİNESİ

Continue Reading

Yazar

Meşhur… GDO Nedir? (Genetiği Değiştirilmiş Ürün)

Timuçin Demir

Published

on

GDO, genetiği değiştirilmiş organizma demektir. “Transgenik bitki”, “aktarma genli bitki”
tabirleri de aynı anlamı ifade etmektedir. Kullanım amacına ve yerine göre GDO tohum, GDO gıda,
GDO yem, GDO ilaç, GDO aşı, GDO mısır, GDO soya gibi ürünler olarak kullanıma sunulmaktadır.
GDO’lu organizma, doğada bulunmayan yeni bir birey veya birey toplulukları elde etmek
amacıyla, sahip olduğu özgün genetik materyale (DNA), genetik mühendisliği veya biyoteknoloji
yoluyla gen ekleme, gen çıkarma yapılarak, değişikliğe uğratılmış bitki ve hayvanlardır. Gen
eklenmesi durumunda bu gen genellikle yabancı bir türden gelir. DNA, gen bilgilerini kullanmaya ve
saklamaya yarar. Hayatın kimyasal şifresidir. GDO’lu organizmalarda yeni bir genetik yapı
kazandırılmıştır.

BİTKİ ISLAHINDA GELENEKSEL VE BİYOTEKNOLOJİK YÖNTEM

Tarımda GDO’lu bitkiler şu amaçlarla üretilmişlerdir:
1- Hastalıklara, zararlılara, yabancı ot öldürücülerine ve olumsuz çevre koşullarına dayanıklı
bitkiler elde etmek.
Bir örnekle açıklayalım. Bacillus thuringiensis böceklerde zehir etkisine sahip protein
sentezleyen toprak bakterisidir. Bilim insanları bu bakteriden protein sentezleyen geni çeşitli
bitkilere aktararak bitkilerin böceklere karşı direnç kazanmasını sağladılar. Bu şekilde genetik
yapısı değiştirilmiş tarım çeşitlerine “Bt” adı verildi. Mısıra aktarılmasıyla “Bt mısır” elde
edildi. Bt toksini, koçan kurdu ve sap kurdu zararını ilaçlama yapmadan önlemektedir.
Halbuki bu zararlıya karşı üretim sezonunda 3-4 defa ilaçlama yapılmaktadır. Bt mısırda
ilaçlamaya gerek kalmamaktadır. Böcek mısırı yediğinde hücre zarını patlatarak
öldürmektedir. Bu protein insan midesinde çok hızlı bir şekilde parçalanmakta ve zehir
özelliği göstermediği ifade edilmektedir. GDO’ya karşı çıkanlar bu görüşe şüphe ile
yaklaşmaktadır.
Başka bir örnekte ot öldürücü ilaçlara dayanıklılık geni aktarılarak GDO’lu bitkilerin
geliştirilmiş olmasıdır. Ot öldürücülere dayanıklı geliştirilen bitkiler: soya, mısır, pamuk,
kanola ve şeker pancarıdır.
2- Bitkisel üretimde raf ömrünü ve besin değerini, işleme ve muhafazaya ilişkin özelliklerini
iyileştirmek için yapılır. GDO veya Aktarma genli bitkilerde doğal şekilde yapısında
bulunmayan, daha sonra ve genetik modifikasyon yoluyla insanoğlu tarafından katılmış veya
eklenmiş bitkisel vasıflar bulunur. GDO’lu tohumlardan üretilen gıdalara da, GDO’lu gıdalar
denilmektedir.
Dünya da teknolojinin ve GDO’lu tohumların en yaygın kullanıldığı bitkiler mısır, soya,
pamuk, kanola vb. bitkilerdir. GDO’lu üretimin en yaygın yapıldığı ülkeler ise ABD, Brezilya,
Arjantin, Hindistan gibi ülkelerdir. Deneme amaçlı ekim yapan ülkelerle birlikte GDO’lu
üretim yapan ülke sayısı 26 ülke sayısına ulaşmaktadır. Dünyada 190 milyon hektar alanda
GDO’lu üretimler yapılmaktadır.

Biyogüvenlik Kanunu
18.03.2010 tarihinde yürürlüğe gire Biyogüvenlik Kanunu ile GDO’lu tohumların ülkemizde
üretilmesi ve her türlü ticareti yasaklanmıştır. Biyogüvenlik Kanununun 5. maddesinde GDO
ve ürünlerine ilişkin aşağıdaki fiillerin yapılması yasaklanmıştır:
a- GDO ve ürünlerinin onay alınmaksızın piyasaya sürülmesi,
b- Genetiği değiştirilmiş ürünlerin Kurul kararlarına aykırı olarak kullanılması ve
kullandırılması,
c- Genetiği değiştirilmiş bitki ve hayvanların üretilmesi,
d- GDO ve ürünlerinin Kurul tarafından piyasaya sürme kapsamında belirlenen amaç ve alan
dışında kullanılması,
e- GDO ve ürünlerinin bebek mamaları ve bebek formülleri, devam mamaları ve devam
formülleri ile bebek ve küçük çocuk ek besinlerinde kullanılması.
Biyogüvenlik Kanunu 15. maddesi: “GDO ve ürünlerini bu Kanun hükümlerine aykırı olarak
ithal eden, üreten veya çevreye serbest bırakan kişi 5 yıldan 12 yıla kadar hapis ve 10.000
güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır” denilmektedir. Ülkemizde hayvan yemi olarak
kullanılmak üzere (soya ve mısır) Güvenlik Kurulunun onayladığı genlere sahip ürünlerin
ithaline izin verilmektedir. Tohum ve gıda amaçlı GDO’lu hiçbir ürünün ithal ve kullanımına
izin verilmemektedir.
GDO’lu tohumların ülkemizde üretilmesi ve her türlü ticareti kanunla yasaklanmıştır.
Türkiye’de bugüne kadar GDO’lu hiçbir bitki çeşidi için tescil veya üretim izni verilmemiş
veya kaydı yapılmamıştır.
Hibrit tohumla, GDO’lu (Genetiği değiştirilmiş organizma) tohum birbirine
karıştırılmamalıdır. Hibrit tohumda, tohumun ebeveyn (anne-baba) hatları vardır ve bunların
insan eliyle melezlenmesi ile F1 hibrit tohum elde edilmektedir. Oysaki GDO’lu tohumda bir
türden başka bir türe gen aktarılması ile GDO’lu tohum elde edilmektedir. Hibrit tohumla
GDO’lu tohum farklı şeylerdir. Hibrit bir tohuma gen aktarılması suretiyle GDO’lu hale
getirilebilir.
Hormonlu ürünler, ilaçlı ürünler, işleme ile besin yapısı değiştirilmiş ürünler GDO ürünü
değildir. Bazı bilim insanları genetik yapıların bu derece oynanmasını tehlikeli bulmakta,
bazıları ise insanlığın önemli sorunlarına çözüm bulunabileceğine inanmaktadır. Başta ABD
olmak üzere GDO’lu üretime 1996’da başlanmıştır. GDO’ların insan ve hayvan sağlığına
zararlı olup olmadığı halen tartışmalıdır. İnsan ve hayvan sağlığı açısından iddia edilen riskler
alerji ve zehirlenmelerdir. Gelişmiş ülkelerde GDO’lu ürünlerin kullanılmasını düzenleyen
yasalar vardır.
Avrupa Birliğinin İspanya ve Portekiz gibi bazı ülkelerinde deneme amaçlı çok sınırlı
miktarda GDO’lu üretim yapılmaktadır. Avrupa Birliği ülkeleri gıda ithalatında onaylı genleri
taşıyan soya mısır vb. bitkisel ürün ve mamullerin ülkelerine girişine izin vermektedir.
Etiketinde yazmak şartıyla bazı gıda ürünleri satılıyor.

GDO konusunda Avrupa Birliği kendi içinde ciddi çelişkiler barındırmaktadır. AB’de ki temel
gerekçenin başında toplumun bu ürünlere olan tepkisi gelmekte, bunu AB bilim insanlarının
kesin sınırlarla bölünmüşlüğü ve karar vericilerin kararsızlığı takip etmektedir.
ABD’de gerekli izinleri almak ve testleri geçmek şartıyla GDO’lu ürün üretmek ve
pazarlamak serbesttir.

 

DNA SARMALI
(Makarnalık buğday)

Continue Reading

Öne Çıkanlar