Bizimle iletişime geçin

Yazar

Türkler yapamaz! Hadi canım!..

MedyaKafa Basın

Tarih:

|

Cem Kıvırcık’la Dijital Gündem

Türkler yapamaz! Hadi canım!..

 

 

Çocukluğumda yerli malı haftasında sıramızın üzerine portakal, mandalina, üzüm, incir, fındık koyardık… Karanlıkta parlamasını görebilmek için yorganın altında hayran hayran kadranına baktığım saati babam Amerika’dan getirmişti. İlk hesap makinem Texas Instruments markaydı ve logaritma işlemlerini yapabilme özelliği beni büyülemişti.

 

Tüm bu teknolojik oyuncaklar, sınırın ötesinden geliyordu. Biraz büyüdüğümde, “Türkler yapamaz, biz beceremeyiz…”ci kitle ile tanıştım. Sovyetler, uzayda yürümüş, Amerika Birleşik Devletleri aya ayak basmıştı ama onlar hala “Eller aya, bizler yaya!” diyordu. Kısmen haklılardı da ama el insaf bir yerlerden başlamak gerekmiyor muydu?

 

Bu “biz beceremeyiz” zihniyeti adeta milletin genlerine işlenmişti. Peki, büyük bir dünya savaşından çıkmış, dünyanın en büyük donanmalarından birine Çanakkale’yi geçilmez kılmış, dört bir yandan saldıran düşmanlara karşı durmuş “o ruh” neredeydi?

 

Antep’i, Maraş’ı, İzmir’i, Afyon’u, Kütahya’yı ve hatta “dersaadet” Istanbul’u işgal eden küffarı hep birlikte kovmamış mıydık vatan topraklarından? Ordumuz, silahımız, cephanemiz mi vardı? Cumhuriyeti kurduktan sonra, toplu iğne fabrikamız bile yokken, bir devlet olamadık mı? Kendi kendine yeten bir Türkiye’yi hep beraber oluşturmadık mı?

 

Peki nerede kaybettik? Nerede biliyor musunuz? “Otomobil yapalım” dediğimizde, “Siz yapmayın biz size veririz…” dediklerinde… “Uçak yapalım” kararını aldığımızda “Bizde var boşuna uğraşmayın siz…” dediklerinde… İşte o gün zihinlerimize “Türkler beceremez!..” fikri kazındı… Ve biz buna izin verdik.

 

Dün, 2017 sonundan bu yana bir milyon cep telefonunun üretildiği, bu telefonların yüzde 16’sının, 33 ülkeye ihraç edildiği pırıl pırıl bir teknoloji tesisini gezme şansı buldum. Kendilerini yıllardır tanıdığım General Mobile Yönetim Kurulu Başkanı Sebahattin Yaman ve Genel Müdür Muzaffer Gölcü ile sohbet ettim. Tek kelimeyle gurur duydum.

 

Bugüne kadar 100 milyon ₺ yatırım yapılan bu tesiste şu anda General Mobile’ın en son akıllı telefonu GM 9 Pro üretiliyor. Sektörün saygın bağımsız test kuruluşu DxO Mark’ta bu telefona verilen not 90. Fotoğrafta 91, videoda ise 88…

 

Şimdi diyecekler ki, montaj… İşlemcisi şuradan, şu bileşeni şuradan… Siz lastiğini, bujisini ve hatta sileceğini kendi üreten otomobil fabrikası gördünüz mü? Bunlarınki de bu hesap…

 

Aslı önemli olan bataryaların artık Türkiye’de üretilecek olması… Denizli’de bir firmanın akıllı telefon camı üretimine geçmesi… Sabahattin Yaman, “Bize gelsinler…” diyor, “Biz onların ürettiklerini satın almaya hazırız…” Hatta bir adım öteye bile geçiyor: “Türkiye’de teknoloji üretmek isteyen herkesle know-how’ımızı paylaşmak istiyoruz…”

 

Soruyoruz, “Bu bir anlamda rakiplerinize iş öğretmek olmayacak mı?” Gülüyor Sebahattin Bey, “Biz onları bu yolda birlikte yürüdüğümüz yol arkadaşlarımız olarak görüyoruz, rakip değil…”

 

İşte ihtiyacımız olan ruh bu!..

 

Yılsonuna kadar General Mobile, 12 ülkeye daha ihracata başlayacak ve bu rakamdan 33’ten 45’e çıkacak… İhracat payı yüzde 16’dan 20’ye, 25’e ve bir gün çok daha üzerine çıkacak.

 

Türkler yapamaz diye bir şey yok… Bu kafayı terk edelim artık…

 

Sevgiyle kalın…

Cem Kıvırcık – Twitter/Facebook/Instagram: @cemkivircik

Reklam
Yorum yapmak için tıkla

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazar

Yapay Zeka Temel Fıkrası Anlatabilir Mi?

MedyaKafa Basın

Tarih:

|

Yayınlayan:

Yapay zeka bugün için bir tercihtir. Ve teknolojinin bize nasıl hizmet edeceğine biz karar veriyoruz. Ama yapay zekanın bir sonraki aşaması bizden daha zeki, yapay zeka varlıklarının olmasıdır.

Yapay Zeka (AI) konusunda bu hafta dünyada olan başlıca gelişmelerden birkaç örnek sunayım:

. Intel ve Rolls-Royce “kaptansız gemiler” inşa etmek için ortaklık kurdu.

. IBM, yapay zeka oluşturabilen bir yapay zeka üzerinde çalışıyor.

. Adobe, sihirli fırça olarak tanımlanan, mevcut resimlere animasyon eklemek için bir yapay zeka aracının önizlemesini gerçekleştirdi.

. Çin’de yapay zeka üzerine çalışacak startup şirketi Momenta, 1 milyar dolarlık bir değerlemeye ulaştı.

. Samsung, Yapay Zeka ile 5G uyumlaştırma konusunda hazır olduklarını açıkladı.

Dijital Teknolojiler ve Ekonomik Büyüme Raporu

Türkiye’de onca sıkıntıya rağmen beni dün heyecanlandıran iki haber aynı saatlerde medya ile paylaşıldı:

. TÜSİAD, Dijital Teknolojiler ve Ekonomik Büyüme Raporunu tanıttı.

. Teknoloji liderlerlerinden Tansu Yeğen, dünyanın önde gelen Robotik Süreç Otomasyonu (Robotic Process Automation) şirketlerinden UiPath’ın Türkiye Temsilciliğine getirildi.

Yazılım robotları birbirini tekrarlayan, karmaşık ve öngörülebilir işleri yapmakta büyük bir potansiyele sahip. Robotik süreç otomasyonu (RPA), işle ilgili birçok çalışan davranışını taklit edilebilir. Bu da işletmeler için; işlem maliyetlerinin azalması, süreçlerin kalitesinin ve tutarlılığının artması ve belki de hepsinden önemlisi işlerin ölçeklenmesinin desteklenmesi anlamına geliyor.

Unutmayalım ki her iki haberin de özünü yapay zeka oluşturuyor.

Dünyayı değiştiren bilimsel gelişmeler

Bana göre dünyayı değiştiren önemli bilimsel gelişmelerden en başta gelen üç tanesine dikkatinizi çekeyim.

Füzyon enerjisi

Enerji ihtiyacımız hiç bitmeyecek. Petrol, doğal gaz, kaya gazı derken şimdi gündemimiz yenilenebilir enerjiler. Ancak asıl sarsıcı olanı füzyon enerjisidir.

Hiroşima ve Nagazaki’ye atılan nükleer bombanın ardından termonükleer ve hidrojen bombası geliştirildi. Bunlar uysallaştırılıp enerjide kullanılmaya başlandı.

Nükleer’in devrimsel gelişmesi olarak kabul edilen, en temiz enerji füzyon ile pek çok sosyoekonomik sorun çözülebilir.

Yapay Zeka

Dijitalleşmenin en üst versiyonu kabul edilen ve makinelerin öğrenmesiyle ortaya çıkan yapay zeka, bambaşka bir dünya için bir adım olarak kabul ediliyor. Geleceği olumlu değiştirecek ve dünyayı yok edecek gelişmeler arasında Yapay Zeka’nın gösterilmesi önümüzdeki dönemde tartışılmaya devam edilecek görünüyor.

Quantum Bilgisayarı

Yapay Zeka’ya da bir araç gerekiyor. Bunun teknolojisinin de çok katmanlı Quantum Bilgisayarı olduğu artık tartışmasızdır.

Bugün, genelde yapay zeka üzerinde duracağım. Öncelikle şunu kabul edelim: Yapay Zeka hayatımıza girdi. Etkilerini 2020 yılından sonra katlanarak hissedeceğiz. İyi ve kötü tartışmalarını bırakıp, bu gemiye binip yeni sahillere ulaşalım. Son üç yıla bakıldığında ortalama yüzde 65 gibi bir büyüme oranına sahip oldu.

Bilgisayarlar çok şey öğrendi!

Unutmayalım ki büyük usta Garry Kasparov ile Deep Blue bilgisayarı arasındaki satranç maçının oynanmasının üzerinden 22 yıl geçmiş. Kasparov karşılaşmayı terk etmişti. O günden beri bilgisayarlar çok şey öğrendi.

Artık; zorlu, uzun zaman alan, tekrar edilen ve tehlikeli işler için geliştirilen yapay zekalı robotların bambaşka alanlarda kullanılabileceğini konuşuyoruz.

Hiç denenmemiş ilaçlar bulunabilir.

Yunus balıklarının dilini anlama üzerindeki çalışmalar, yapay zeka ile bütün hayvanların dilini anlama ve konuşabilme imkanı verebilir.

Hiç bir doktor veya diyetisyen dünyadaki bütün ilaçların prospektüslerini, araştırma sonuçlarını ve tedavi süreçlerini okuyamaz, bilemez ama robot bilebilir. O sebeple en doğru ilacın reçetesini ve en doğru beslenme listesini ancak bir yapay zekalı robot veya cihaz yapabilir.

Robotlar işsiz mi bırakacak?

Bu durumda robotlar bizim yerimize geçerse işsiz mi kalacağız?

Araştırmaların sonuçları; işsizliğin robotlara bağlı olmadığını ama teknolojisinin insanların kendisini geliştirmesini zorunlu kıldığını ortaya koyuyor. Mesela, bugün bile Amerika’da 6.5 milyon işsize karşılık 9.5 milyon pozisyon boşluğu var.

Tansu Yeğen, UiPath’in vizyonunu “Her bireye bir robot” olarak tanımlıyor. Yani robotları kişilerin verimliliğini artıracak, onların iş yükünü hafifletecek, riskleri yok edecek bir asistan, yardımcı olarak tanımlıyor.

Davos Zirvesini de organize eden World Economic Forum’a göre, 2022 yılına kadar dünyada 75 milyon iş robotlara geçecek. Buna karşılık da 133 milyon yeni iş oluşacak. Çalışanların yüzde 54’ünün yeni işler için hazırlanması gerekiyor.

Yapay zeka tehdit mi?

Geçen yıl yapay zeka konusunda iki önemli Teknoloji Lideri tartışma yaptı. Bir tarafta Tesla’nın kurucusu Elon Musk, yapay zekayı en büyük insanlık tehdidi olarak görürken, diğer tarafta Facebook’un kurucusu Mark Zuckerberg, yapay zekanın insanlığa getirdikleri nimetleri sayıyordu. Musk, bu tehdide rağmen Neuralink şirketiyle yapay zeka alanına yatırım da yapıyordu.

Bana göre de yapay zeka tehdidi ile ilgili önemli bir risk boşluğu bulunuyor. Ama önce yapay zeka konusunda “tartışma” kavramına dikkat çekmek istiyorum.

Karşı tarafı ikna için genelde tartışmaya gireriz. Tartışma geniş anlamlar taşıdığı için yerine okullardaki “münazara” tekniğini de ele alabiliriz. Bunun için gerekli yaklaşımımız şu olur: Giriş, karşı argümanları çürütmek ve sonuç.

Münazarada bir güçlü tarafımızı daha kullanabiliriz: Mizah.

Bir robot, münazaraya girerse ne olur? Hele mizahı nasıl algılayacak?

Buna cevap vermeden önce, robotun tercüme kabiliyetine bakmamız gerekiyor.

“Yüz” denildiğinde bunun sayı mı, insan yüzü mü olduğunu nasıl ayırt edecek? Böyle eş anlamlı yüzlerce kelime var. Siyah ile karanın kullanım yerlerini bulsa bile Temel fıkralarını anlama ve anlatma hatta bunları münazarada kullanma ve tartışmayı kazanma ihtimali olabilir mi?

Evet, robotun münazara becerisine şahit oldum. Kaybeden sadece satranç ustası Kasparov değil. “Spor bahisleri yasal hale gelmeli mi?” gibi soyut ve ahlaki tarafları güçlü bir konuda IBM Depater bilgisayarı tartışmayı başabaş götürebildi.

Bilgisayarın analiz becerisi

Yukarıdaki kelimelerdeki anlam farklılıklarını, tartışmadaki ahlaki soyut kavramları bilgisayar nasıl ayırt edebiliyor? Çünkü dünyadaki ulaşılabilir milyonlarca makaleyi ve araştırmayı okuyup, analiz edebiliyor.

Bir çocuğun öğrenme süreci gibi düşünün. 25 yıldır bilgisayarlara insanlar yükleme yapıyor. Her dakika Google’da 3.5 milyon arama yapıyoruz. Bu veriler robotlar için gıda niteliğindedir.

Ahlak deyince aklıma geldi. Yapay zekalı robotların eline verdiğimiz büyük bir koz var: Mahremiyetimiz. Banyo, tuvalet ve cinsel hayatımıza kadar her şeyi onun eline veriyoruz. Evinizde bir Amazon Echo, Google Home veya akıllı giyilebilir ürünler varsa bundan kaçamazsınız.

‘Bunun olumlu tarafı da olabilir’ diyenler var. Yeme – içme ve beslenmede kendimizi zapturapt altına alabiliriz. Yine de düşünmekte fayda var.

Çin, milyonlarca kamera ile insanları takip ediyor

Bir de halen uygulanan yüz tanıma sistemleriyle milyarlarca telefon bizi takip ediyor. Çin’de 170 milyon kamera ile insanlar takip ediliyor ve iyi vatandaş kredisi ile denetim sağlanıyor. Konu sadece güvenlik değil.

Yapay zeka geliştiricileri en büyük güvencelerinin, teknolojinin güvenlik kriterlerine uygun geliştirmelerini gösteriyorlar. Yine de bağımsız ve akredite olmayan robot ve yazılımlar için şimdilik yapılabilecek bir şey yok. En büyük risk alanı da budur.

Bu risk alanını en çok Hollywood kullansa da, boşluğu dolduracak küresel bir konsensus henüz gerçekleşmedi.

Yapay zeka bugün için tercih, peki yarın?

Yapay zeka bugün için bir tercihtir. Ve teknolojinin bize nasıl hizmet edeceğine biz karar veriyoruz. Ama yapay zekanın bir sonraki aşaması bizden daha zeki, yapay zeka varlıklarının olmasıdır. Bir de bilinç konusu var.

Daha bilgi yüklü, daha hafızası güçlü neyse de hiç kimse yanında, kendisinden daha bilinçli bir cihaz olsun istemez. Ancak yaşlı ve yalnız biri için onun ne demek olduğunu da unutmayalım. Robotlarda bilinç olmadığı için kişilik de yoktur ve birey olarak kabul edilmiyor. Ama ya bilinç de oluşursa? O aşamada ise yapabileceğimiz hiçbir şey yok…

Cep telefonları, mobil uygulamalar, call centerlar, arama motorları vs. hepsi yapay zekalı artık. Yapay zeka geldi ve sistemi geri çevirmemiz mümkün değil. Yapabilecek tek şey ise iyi insanlar yetiştirmektir.

Okumaya Devam Et

Dünya

Bana “nereye gitmek istersin?” diye sorsalar aklıma ilk gelen yer Angkor Wat olur.

MedyaKafa Basın

Tarih:

|

Yayınlayan:

Angkor Wat

Bunca yıldır geziyorum. Bana “nereye gitmek istersin?” diye sorsalar aklıma ilk gelen yer Angkor Wat olur.
Kamboçya’nın dünyaya sunduğu bir değer olan bu tarihi yer aynı zamanda UNESCO Dünya Mirası.

Aslında Kamboçya’ya giderken değişik duygular içindeydim. Yaptığım araştırmada ya çok muhteşem ya da sefalet ülkesi olarak gözüküyordu. Kararımı verdim ve görmem gerektiğini düşündüm. Hem iyi mi kötü mü ben karar vermeliydim.

Siem Reap şehrinin 5,5 km kuzeyinde, ormanlar arasına gizlenmiş, Angkor Medeniyetinin izlerini taşıyan, bu mistik ve esrarengiz tapınaklar 1992 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesindeki yerini almış.

630 yıl hüküm süren Khmer Krallığı döneminde inşa edilen elliden fazla tapınağın içerisinde en çok bilineni Angkor Wat’tır. Khamer Krallığını size daha geniş anlatmam lazım aslında. Hindistan ve Sri Lanka’da etkinliğini oldukça çok hissettiren bu krallık Güney Asya’da çok önemli işler yapmış. Yakın dönemde Hindistan ve Sri Lanka arasında Kızıl Khamerler oldukça fazla savaştı. Neyse biz dönelim Ankorvat’ımıza…

Efsaneye göre Kamboçya; denizlerin hâkimi, ulu ejder Naga’nın kızı ile Brahman Hintli genci Kaudinya birlikteliğinden meydana gelir. Kaudinya bir gün teknesiyle dolaşırken prensesi görür ve âşık olur. Prensesin babası denizlerin hâkimi Naga, kızına evlilik hediyesi olarak, egemenliği altındaki bölgenin tüm sularını kendisine çekip ortaya çıkan bu toprakları verir ve “Kambuja Krallığı” böylece kurulur. Biz biliyorsunuz Kamboçya diyoruz.

Kamboçya’ya gittiğimde her  yeri su basmıştı. Doğa bir zamanlar Naga’ya  kaybettiği sulak alanı geri alıyor diye düşündüm.

Tapınak, klasik Khmer mimarisinin en somut örneğidir ve Kamboçya’nın sembolü olmakla birlikte, ( Herhangi bir ülke bayrağı üzerinde bulunan tek yapıdır. ) ülkenin en önde gelen turistik cazibe merkezidir. Angkor Wat, Khmer mimarisinin iki temel özelligini barındırır: tapınak dağı ve asma koridorlu tapınaklar. Yapısı, Hindu mitolojisindeki tanrıların evi olan Meru Dağı’nı çağrıştırmak üzere planlanmıştır. Bir hendeğin etrafındaki 3.6 kilometrelik bir dış duvarın içinde, her biri diğerinin üzerinde inşa edilmiş üç dikdörtgen galeri bulunur. Tapınağın tam merkezinde her biri dikdörtgenin birer köşesine, bir adedi de tam ortaya gelecek şekilde yerleştirilen beş kule vardır. Diğer birçok Angkor tapınağının aksine, Angkor Wat batıya bakar ki bunun önemi de uzmanlar arasında tartışma ve bölünme konusu teşkil etmektedir. Yapı, mimarisinin ihtişamı ve uyumu haricinde aynı zamanda, geniş duvar heykelleri ve duvarlarını süsleyen birçok Hindu koruyucu meleği ile de hayranlık uyandırır. Guiness Rekorlar Kitabı’na göre, Angkor Wat dünyadaki en büyük dini yapıdır.

On ikinci yüzyılda ihtişamlı bir zenginliğe hükmeden Khmer krallarından Suryavarman II (1113-1150) tarafından, Hindu tanrısı Vishnu (Vişnu) adına Angkor Wat inşa edilir. On üçüncü yüzyılda komşu ülke Tayland’dan gelen baskı ve saldırılar artar ve buna karşı daha fazla dayanamayan krallık, on dördüncü yüzyılda başkenti Angkor’dan şimdi de başkent olan Phnom Penh’e taşır.

Dört asır boyunca terk edilmiş ve orman tarafından sarılıp sarmalanmış olarak kalan bu kadim tapınaklar 1858’de Fransız doğa bilimci Henri Mouhot tarafından yeniden keşfedilir. Her ne kadar tapınaklar Khmer yerlileri ve yine zaman zaman bu bölgeye uğrayan batılılar tarafından bilinse de, tüm dünya Angkor’un varlığını Mouhot’un kitabını yayınlamasıyla duyar. “Görülmeden ölünmez” diyerek kitabında Angkor’dan bahseden bilim adamı keşfinden bir sene sonra vefat eder. Ancak ağaçlar ve bitki altında yüzyıllarca kalan topraklar onun say

Güçlü Khmer Krallığının başkenti ve gücünün simgesi olan Angkor Wat, dört yüz kilometrekarelik bir alana yayılıyor. On ikinci yüzyılda 1 milyondan fazla insanın yaşadığı ve Avrupa’daki herhangi bir katedralden daha geniş olan Angkor Wat, dünyadaki en büyük tapınaklardan biri olma unvanını koruyor.sinde bizim görüşümüze açılmış olur.

Yalnızca büyüklük olarak değil, aynı zamanda su üzerine inşa edilmesi bakımından da şimdiye kadar gerçekleştirilen en çarpıcı mühendislik projelerinden biri. Angkor Wat, düzgün şehircilik planlarıyla geniş bir su dağıtım şebekesi kuran Khmer halkının zirveye ulaşmış yontma taş işçiliği ve yapı sanatının izlerini de taşıyor.

Angkor Wat inşa edildiğinde, dünyadaki orta çağ dini yapılarının hiçbirine benzemiyordu. On ikinci yüzyılda 1 milyondan fazla insanın yaşadığı ve Avrupa’daki herhangi bir katedralden daha geniş olan bu çarpıcı yapı, On üçüncü yüzyılda Hindu tapınağından Budist tapınağına dönüştürüldü.

Angkor Wat, dizaynındaki uyumluluk ile Antik Yunan ve Roma mimarisi ile kıyaslanırken, mimari ve sanatsal açıdan da Piramitler, Machu Picchu ve Tac Mahal ile aynı kategoride anılıyor.

Kamboçya‘da balta girmemiş ormanların kalbinde yer alan tapınağın üzerinde toplanmış topraklar ve vahşi otlar, Yirminci yüzyılda temizlenmiş. Fakat, hala o yılların ağaçları duruyor. Yapılan binaların içinden ve çevresinden  yüz yıllık kökler geçiyor. Çok etkileniyorsunuz.

Hele bir tek katlı binaya bina derken kerpiç taş karışımı bir ev var. Duvarlerından gelen ses sizin sağlığınızı kontrol ediyor. Nasıl mı? Göğsünüze yumruğunuzu vuruyorsunuz. Duvardan tok bir ses gelirse sağlamsınız. Yok Pıt Pıt diye ses geliyorsa hasta.  Benden anlatması. İnanıp inanmamak size kalmış.

Angkor dediğimiz zaman, yüze yakın, tapınak, mezar veya antik kalıntının bulunduğu 1000 km karelik bir alanı aklımıza getirmemiz gerekir.Angkor aslında Khmer İmparatorluğu’nun dinsel eserlerle dolu bir şehrii ve Khmer dilinde Angkor şehir anlamına geliyor, Wat ise tapınak demektir. Angkor Wat dediğimiz zaman ise bu eski şehrin en önemli tapınaklarından birisini anlamak gerekir.

Şimdilerde her yıl 4 milyondan fazla turistin ziyaret ettiği, dünyanın bu en büyük dini yapısını gezmek büyük abir ayrıcalık.

Dr. Hakan Dikmen 

 

 

Okumaya Devam Et

Yazar

Krizde Şirket Yönetimi

MedyaKafa Basın

Tarih:

|

Yayınlayan:

Son zamanlarda hangi şirkete eğitim ya da danışmanlık amaçlı gitsem ya da koçluk yaptığım hangi yönetici ile konuşsam gündem ekonomik kriz. Çoğunluk kaygılı ve herkes kendince bir öngörü elde etmeye ya da çıkış yollarına dair çözümler bulmaya çalışıyor. Türkiye’nin çok krizleri atlatmış olmasının verdiği bir umutla bunun da geçeğine dair pozitif yorumlara, acaba bu defa başka mı, olmayacak mı soruları da eşlik ediyor.

Ben kriz nereye gider, ne kadar sürer, dolar neleri görür, finansı nasıl yönetmeli konularına dair yorum yapacak uzmanlığa sahip değilim, bu konudaki öngörüyü işi yapanlara ve bilimini yazanlara sormak daha doğru. Ben uzun yıllardır sahada olan bir danışman ve eğitimci olarak hem deneyimlerimden hem de işim hasebiyle ulaştığım bilgilerden istifade ederek bu süreçte finansal konular dışında yapılması ve yapılmaması gerekenleri sizler için toplamaya çalıştım.

1. UMUT: Böyle zamanlarda herkesin sinirleri bozuluyor ve hem ruh hem beden sağlığı bundan nasibini alıyor. Sinirlerin bozukluğu sıhhatli düşünmeyi engelliyor, iş ve aile yaşamındaki ilişkileri bozuyor. İyi hissetmeyen ve umudunu tamamen yitiren insanın çıkış yolunu araması, üretken kalması, çalışma arkadaşlarına ilham vermesi ve yaratıcı fikirler bulması zorlaşıyor. Yargılayan bakış açısından, öğrenen bakış açısına geçmek ve bu sürecin de bizlere yeni kazanımlar vereceğine dair kuvvetli inanca tutunmak iyi bir seçim. Savaşa bile katılmış bir yaşlının yıllar evvel söylediği ‘’ Bir olay olduğunda kendine sonunda ölüm var mı diye sor, ölüm yoksa umut vardır’’ sözü bana kaygıya teslim olduğum zamanlarda umut verir. Herkes en tepedeki kişinin gözünün içine bakar. Onun gözünün ışığı söndüyse, omuzları düştüyse ekip inancını ve üretme motivasyonunu kaybeder. Dolayısı ile yönetenlerin söylemleri ve algılanma şekli şirketin geleceği açısından çok önemlidir. Bu süreçte tüm yöneticilerin ve çalışanların sisteme maksimum üretim ve kar için hizmet eder durumda olması gerekir. Yüreğinde umudu olmayanlara aşağıdaki maddeler fayda sağlamayacağı için önce umudu seçmeye kendini ikna edip orada kalmaya gayret etmenizi tavsiye ederim. Etrafınızda ; ‘’Bu ülkede yaşanmaz, gitmek lazım, iş yapılmaz, çocuklarımızın geleceği çok kötü olacak, bu gidişle hepimiz işsiz kalacağız’’ diye düşünenler olacaktır, bu tarz zor zamanlarda bunlar normal duygu ve düşünceler. O düşünce sistemine transfer olmak yerine onları da umuda davet etmeyi şiar edinin zira hepimizin buna çok ihtiyacı var.

2. İLETİŞİM: Kriz dönemlerinde iletişimi yönetmeyi bilmek de fazlasıyla önemli. Zira dönem itibarıyla çalışanların en büyük korkusu işini kaybetmek ve yoksullaşmak. Belirsizlik üretkenliği düşürüyor ve bu ihtiyacımız olan son şey. Kuvvetli ve açık iletişim kurmanın büyük ihtiyaç .Geçtiğimiz günlerde bir eğitimde şirketin genel müdürü çalışanlarda bir açılış konuşması yapmak istediğini söyledi ve onlara zor zamanlardan geçiyor olduklarını umut kırmadan izah edip, birlikte yola devam için birlikte çok gayret göstereceklerini ve şu an için küçülme yönünde bir kararları olmadığını söyledi. O gün onlarca kişi yanıma gelip bu konuşmanın onlara ne kadar iyi geldiğini ifade etti. Eğer resmi kanallarda iletişim kurup gerçeklerimizi ve neye ihtiyaç duyduğumuzu vaktinde anlatmaz isek resmi olmayan iletişim (dedikodu) devreye girer ve onun getirdikleri ile başa çıkmak zor olabilir. Ve bu iletişimle birlikte kuvvetli bir inanç ve işbirliği olan bir iklim yaratmak mümkün. Ortaklarınızla, çalışanlarınızla ve ailenizle duygularınızı ve ihtiyaçlarınızı lisanı münasip ile konuşmayı seçin, iletişimsizliği ve içinize kapanmayı tercih etmeyin.

3. İNSAN KAYNAKLARI YÖNETİMİ: Çoğu yatırımcı paniğe kapılıp, hızlı küçülme yönünde aksiyon almakta ve bu eyleme de işten çıkarmalar yapmakla başlamakta acele edebiliyor. Yetkinlik sahibi insan sermayesini yitirmek işletmeler için büyük bir risk. Ve iyi yönetilemeyen işten çıkarma süreci ile dışarıda işsiz kalmış eski çalışanlarınız, içeride ise umutsuz mevcut çalışanlarınız olacak. Bu seçenek üzerinden yol almanın zaruriyet olduğu hallerde ise bu süreci en doğru nasıl yönetmek gerektiği üzerine kafa yormalı. Çalışan gelişimi konusunda şu ana kadar ne yaptığınız gözden geçirin ve bundan sonra çalışanlarınızın hangi yetkinlikte olmasına ihtiyaç duyduğunu tespit edin ve insan sermayenizi geliştirmek için zaman, para ve emek harcayın. Yetersiz insan kaynağı ile vasat işler çıkar ve vasatlık bizi zor zamanlardan çıkaramaz.

4. SİSTEM YAKLAŞIMI: Sistemsiz çalışan şirketler için şirketin hafızasını kişilere teslim etme kronik hastalığından çıkmanın tam zamanı. Türk şirketlerinin işi yapmaktan yazmaya vakti olmuyor, vakit artık yazma vakti. Süreçlerinizi yazın, standartları belirleyin, işleri ve görevleri tanımlayın. Yönetim bilimi buna planlama der. Sonra bu yazılı süreçlere uygun çalışma kültürü oluşturmanın gayretinde olun, yani yazdıklarınızı yapın. Süreçlerinizi kontrol edin ve risk yönetimi mantığı ile olabilecek risk ve fırsatları analiz edin. Sistem kurarken teknolojinin nimetlerini de görmezden gelmemeli.

5. VERİMLİLİK, ÖLÇME VE DEĞERLENDİRME: Böylesi dönemler aşırılıkları düzeltmek, optimizasyonu sağlamak için bir fırsat bile olabilir.Yineliyorum, teknoloji kullanımını da içeren ve verimsizliği azaltamaya yada ortadan kaldırmaya yarayacak aksiyonlar alma vakti. Bizim krizden çıkış reçetemizde üretmek var ama üretimi de bilimine uygun yapmak elzem. İş dünyamız yönetim biliminden istifade etmeli ve ölçemediğinizi yönetemezsiniz yaklaşımını benimsemeli. Peki, neyi ölçmeliyiz diyen için referans yazım.

6. MÜŞTERİ ODAKLILIK VE SATIŞ: Dile pelesenk olan ama yerine pek az getirilen vaat olan müşteri odaklılığın tam zamanı. Müşteri memnuniyet oranlarınıza bakın, müşteri şikayetlerini hassasiyetle takip edin, tekrar eden müşteri oranınızı izleyin ve anahtar müşterilerinize fazlasıyla odaklanın, müşteri Kaybı oranlarınıza bakın ve sizi artık tercih etmeyen eski müşterilere neden diye sorup yine şans isteyin. Ve herkesin dolaştığı kızıl denizleri bırakıp mavi okyanuslara açılın. Bu konuda mavi okyanus stratejisi konusunda yazdığım yazımı okuyup işin felsefesini öğrenmek isterseniz.

7. PAZARLAMA: Pazarlamanın tüm fonksiyonlarında nerede olduğumuzu düşünmenin tam zamanı. ‘Ürün değil değer satın’ yine fazlasıyla dile gelen bir öneri. Fakat bizim çoğu şirketimizin ürünlerini de onun sağladığı değerleri de doğru mecralarda ve doğru dilde anlatma kabiliyeti oldukça zayıf. Önce kendimizi ifade etmeyi öğrenelim. Dijital mecralarda gösterdiğimiz varlığın kalitesi sorgulanır halde. Koca koca şirketlerin web sayfaları vasat ya da kötü, hatta bazılarının yok ya da yıllardır orada duran yapım aşamasında bildirimi var. Var olanlar ise on yıl evvel çektiği fotoğrafları koymuş, artık yapmadığı ürünler ve satmadığı hizmetler orada. Diğer sosyal platformların yönetimi ise yine çoğunluğun başarıyla yürütemediği konular. Sanırım bu alanlarda da şirketin durumuna bir bakıp, bu işi yapan uzmanlara ulaşıp, şirketin dışarıya görünen yüzünde saçını başını taramanın vakti. Ve yine hedef kitleyi tanımlama, Pazar araştırmalarında istifade etme ve sizin için doğru pazarlama stratejinin ne olduğu konusuna emek vermekte fayda var.

8. KOÇLUK VE MENTÖRLÜK: Kriz dönemlerinde en zor konulardan birisi, çıkış yolunda doğru çabayı gösterirken yolda kalmak. Bu süreçte yoldan çıktıkça sizi yeniden tutunduracak, zihniniz berraklaştıracak, potansiyeli ve geçmişte neleri başardığınızı size hatırlatacak, size doğru soruları soracak, mevcut durumunuzu sorgulatacak ve en önemlisi bakış açışınızı değiştirmenize destek verecek koç ve mentörler bir ihtiyaç olabilir. Bunlar bizler gibi bu işi profesyonelce yapan kişiler olmak zorunda değil. Kimi zaman bir dost, bir çalışma arkadaşı, sektörden bir üstat, babanız yani aklına ve deneyimine güvendiğiniz birileri olabilir.

Bilgenin birine öğrencisi gelir ve ‘Hocam bugün çok kötüyüm’der. Hoca ‘Geçer’ der, gönderir. Bir zaman geçer ve öğrenci neşeyle gelip çok iyi hissettiğini söyler. Hoca ise ‘Bu da geçer evlat’ der. Ben de yazımı okuyan ve umuda tutunmaya ihtiyacı olanlara ‘’Bu da geçer’’ demek istiyorum. Biz elimizden gelenin en iyisini yapalım gerisini haline bırakalım.

Okumaya Devam Et

Öne Çıkanlar