Connect with us

Yazar

Türk Tarımının Kurtuluşu İçin Üretim… Üretim… Üretim…

Timuçin Demir

Published

on

TÜRK TARIMININ KURTULUŞU İÇİN

ÜRETİM… ÜRETİM…ÜRETİM…

(YERLİ VE KENDİ ISLAHIMIZ OLAN MİLLİ ÇEŞİTLERİMİZLE)

Cumhuriyet tarihinden mütevellit ülkemizin dünya tarım çizgisinin geldiği nokta düşünüldüğünde; ulaşması gereken konum, basiretsiz politikalar, teknik noksanlıklar, ihmaller, mesnetsiz yapılanma ve yanlış iktisadi uygulamalar nedeniyle her daim negatif yönde sekteye uğramıştır.

Nihayetin de; gerek Türk çiftçisi, gerek işin mihmandarlığını yapmakta olan bakanlık bürokratları ve gerekse ülkemizin başka coğrafyalarda bulunmayan nadide kaynakları, verimlilik ve sürdürebilirlik açısından gerçek performansını gösterememiş ve bu vakıa Türkiyemizin lojistik ve jeolojik konumuyla mukayese dahi edilmeyecek küçücük ülkelerin gerisinde kalmamızı zaruri hale getirmiştir. Şüphesiz gelişen dünyanın temel ihtiyaçları dikkate alınırsa su, petrol ve gıda tartışmasız vakur yapısını ilelebet koruyacaktır. Bu denli ehemmiyet arzeden gıda ihtiyaçlarının karşılanması hususunda, tarımsal modernizasyonun geliştirilmesi ve tarım alanlarının iyi ve verimli  kullanılması  ve tarımsal üretimin planlı bir şekilde arttırılması, memleketimizin en gerçek ve temel sorunlarından biri olarak belirmektedir. Hayatımızın her noktasını etkileyen bu durumun, ülkenin her kesiminin katkısı ve emeğiyle, en doğru strateji ve hassasiyet gerektiren katılımcı bir inovasyonla çözümlenmesi kaçınılmazdır.

Mesele; Cumhuriyet miladına uygun Ulu Önderimizin belirlediği çerçevenin çoktan dışına çıkmış, bu verimsiz, kabul edilemez, yanlış planlanan acemi yaklaşımlarla daha da vahim hale gelmektedir. Bahsi geçen vahemete teslim olmak yerine, topyekün, bilinçli ve milli uygulamalara açık, ulusumuzun refah seviyesine katkı sağlayacak hamlelerin el ele ve hepbirlikte derhal hayata geçirilmesi temenni olmaktan çıkarılmalıdır.

Ülkemiz ve Türk çiftçisi bu vahametten ulusal çeşitlerimizi bilinçli ve ihtiyaçlara yanıt verecek şekilde istihsale dönüştürülebilirse, gerçek tarımsal inovasyon  yeniden güncellenmiş ve hayata geçmiş olacaktır. Temel dönüşümün, kalitesi tartışma götürmez ve yurtdışından gelen bilimum üretim hammaddesi olan, hububat ve endüstriyel bitki çeşitlerinin ülkemizin ilgili kuruluşları ve özel sektörü tarafından hızla ıslah edilip, dünya piyasasında söz sahibi olmasından geçeceği aşikardır.

‘’UNUTULMAMALI Kİ: MİLLETİN GERÇEK EFENDİLERİ ÇİFTÇİLERDİR’’

GERÇEK EFENDİLERİMİZE HAKETTİKLERİ KIYMETİN VERİLMESİ ÜMİDİYLE

 

Timuçin Demir

Tİ-NA GLOBAL General Manager

 

Advertisement
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazar

Markaya Dönüşürken Ego Zehirlenmesi Yaşamak

Didem Moralıoğlu

Published

on

Markaya Dönüşürken Ego Zehirlenmesi Yaşamak

Yaklaşık 25 yıl boyunca aynı sektörde alt kademelerden yukarıya doğru her aşamayı bizzat tecrübe ederek kariyer basamaklarını tırmandığınızı düşünün. İşe mutfakta çöp dökmekle başlayıp sırasıyla bulaşık yıkamakla, malzeme soymakla, doğramakla, pişirmekle, sunumunu tasarlamakla ve nihayet size emanet edilen koca bir mutfak ekibiyle kendi yemeklerinizi yapmakla devam ettiğinizi hayal edin. Restoranların son derece çetrefil mutfak hiyerarşisinde gözden kaçırdığım görevler vardır mutlaka, örneğin hatırına affedin lütfen. Zaten asıl hikâye, şeflerin şefi olduktan sonra kişinin esiri olduğu egonun altında ezilmeye başladığı noktada, yani marka değerini zedelemeye başlamasıyla hayata geçiyor.

Senelerce emek verip, hayatını adadığı işin her detayını bilen bireyler, hele bir de o işteki yetenekleri ve vizyonları sayesinde yükseliyorlarsa, yavaş yavaş kendilerini sektörlerinde söz sahibi bir pozisyona taşıyorlar. Bu pozisyon onları bir karar ya da onay mercii, vizyon ve başarı kaynağı konumuna getiriyor. Onlar yeteneklerini geliştirdikçe, yepyeni tatlar, benzersiz yöntemler, tablo gibi tabaklar ortaya çıkardıkça, örneğimizde bahsettiğimiz şeflere tanınan imkânlar genişliyor. Belli bir noktadan sonra ortaya konan başarılar, aşılan eşikler öyle büyük hale geliyor ki, şefimiz ülkede eşi benzeri görülmemiş bir marka değeri yakalıyor, adeta gönüllerin fatihi oluyor.

İşte bu noktada kırılmalar geliyor. Kendisine saygı besleyen insanların sayısı arttıkça, usta aşçımız kendi sınırlarını test etmeye başlıyor. Önce restoranda yemek yemeye gelen bir eleştirmen hakkında işinden tamamen bağımsız birtakım cümleler kurarak eleştirmenin itibarını zedelemeye çalışıyor. Sonra bu konuda kendisine çekidüzen vermesini rica eden restoran işletmecisini tersliyor. Nihayetinde restoran sahibi tarafından işletmenin değerlerine uygun davranmaya davet edildiğinde, bütün nezaketi bir kenara bırakıp fiziki bir tehditte dahi bulunabiliyor. Elbette bu senaryoda abartılı noktalar var. Ancak gerçeklik payı şu noktada: Söz konusu şef, hangi ana kadar insanların kendisini hoş göreceğinin sınırlarını test ediyor. Zira yıllar içinde kademe kademe şiddeti artan denemelerinde hep tolerans görmüş ve neredeyse bir futbol sahasını kaplayacak büyüklükte bir ego edinmiş.

LİDERLİK VE EGO YÖNETİMİ

Ego meselesi, liderlik konusunda sık sık ele alınıyor. Bir yönetici olmanın ötesine geçip ekibindeki insanları motive eden, gelecek vizyonu aşılayan, hayal kurmalarını sağlayan, onları cesaretlendiren ve yaratıcı yollara yönelmelerini sağlayan liderler kimi zaman kendi egolarının kurbanı oluyorlar. Bu handikabın üstesinden gelebilmek için liderlik eğitimlerine dahil edilen ego oturumları, kriz çözerken ya da ani karar alırken liderlerin kendilerine dayanak olarak kullandığı özgüveni, zehirli bir ego dürtüsüne dönüştürmelerini engellemeyi hedefliyor. Liderler çığır açan başarılar elde ettikçe kendilerini daha büyük bir baskı altında hissedip kendi içlerinde yaşadıkları birtakım endişeleri, dışarıya karşı sergiledikleri gövde gösterileriyle perdelemeye çalışabiliyorlar. Ancak bu durum çoğu zaman liderin yol göstericiliğine emanet edilen kurumun kültüründe bir aşınmaya, saygı duvarlarının daha alçak hâle gelmesine, genel geçer nezaketin bile nadir bulunan bir değer gibi görülmesine yol açabiliyor.

Hele de bu lider yalnızca ekonomik değil toplumsal ve kültürel değer de üreten bir şirket, organizasyon ya da kuruluşun başındaysa bu liderin eleğinden geçmiş insanlar da bu kültürü benimsediği için, bu toksik davranış önce bireyden bireye, sonra da bu bireylerin etki alanları baz alınarak nesilden nesile genişliyor ve toplumsal kabul alanı açıyor kendine.

Gündelik gazetelerde başarılarıyla kendine sık sık yer bulan, ülkeyi ulusal ve uluslararası arenada temsil etmiş, genci yaşlısı pek çok vatandaşın zihninde birtakım değerlerle özdeşleşmiş bir şöhretin adı şiddet dolu bir olaya karıştığında, haberi okuyanların ilk verdiği tepki genellikle şaşkınlık oluyor. Ancak bu gibi olaylar tekrara girdiğinde, insanların beyninde belli belirsiz bir normalleştirme devreye giriyor ve bu davranışlar şaşırtıcı olma özelliğini yitiriyor. Ve organizasyonların kaliteli, başarılı ve vizyoner diye bin bir dil dökerek kurumlarının tepesine getirdikleri lider, yalnızca organizasyon için değil, yavaş ama görmezden gelinemez bir şekilde toplum için de kültürel bir tehdide dönüşüyor.

Yalnızca iyi iş yapan, saygın bir kurumsal yapı hâline gelmek değil, aynı zamanda sözüne güvenilir, hareketleri izlenir ve aklı yol gösterici kabul edilir bir birey olmak da şirketler kültürü için göz önünde bulundurduğumuz çok katmanlı ve çok yönlü stratejiler gibi dikkatli bir kurgu gerektiriyor. Ve belli ki bu stratejilerin başında, egosuna gem vurabilen, bu zehrin sonuçlarını öngörebilen liderlerle çalışmak geliyor.

Continue Reading

Yazar

Her işi yapan hiçbir işi tam yapamaz!

Özel Oytun Türkoğlu

Published

on

Çakı

Eskiden her işi yapan, maymuncuk işlevli insanlar çok tutuluyor ve aranıyordu. Örnek olarak, aynı anda hem tasarım hem web sitesi yapan sosyal medya da yönetebilen üstüne bir de fotoğraf çekebilen kişi değerli sayılıyordu. Ancak zamanla işlerde dikeyleşme tercih edilmeye başlandı. İsviçre çakısı örneği bu nedenle çok önemli. Resimde gördüğünüz çakı aynı anda size onlarca özellik sunuyor. Bıçağı, makası, tırbüşonu, pensesi, 40 marifet bir arada. Ancak hiçbirini profesyonel amaçla kullanamıyorsunuz. Testeresi ile acilen kesmeniz gereken bir ahşap parçasını kesebiliyorsunuz ama pürüzsüz ve profesyonel bir son ürün elde edemiyorsunuz. Makası ile kumaşı kesebilirsiniz ama çıkacak sonuç günü kurtaracak şekilde. İş hayatında da artık bunun örnekleri var, bu tip iş gücü sadece günü kurtarmaya yönelik ve ne uzuyor ne kısalıyor, orta kademelerde yer alıyor.

İş dünyasında kullandığımız dikeye yönelmek terimi tam bu noktada devreye giriyor. Bir mesleğin dikeyine yönelmek yani alt veya yan dallarında uzmanlaşmak hem aranan kişi olmayı hem de daha yüksek ücretlerle çalışmayı sağlıyor. Bir yandan da kendinizi geliştirmek için daha dar alanda çalışmanızı sağlıyor, genel kaynaklar yerine daha spesifik bilgileri öğrenmenize imkan tanıyor. Hem de sektördeki rakip oyuncu sayısının genel konulara göre az olması sebebiyle marka yönetimi ve bilinirlik çalışmalarında başarı şansını artırıyor. Dikeyleşme için, o meslek dalının hedef kitlesi, alt konuları, müşterileri gibi kriterler önemli. Örnek vermem gerekirse, yemek fotoğrafçısı, sportif organizasyon yöneticisi, her şey dahil otellere özel dijital pazarlamacı, butik otellere özel pazarlama danışmanı, lüks otomobil temizleyiciliği gibi dikeyleşmiş meslekler çok niş kitlelere yüksek bedelli ve katma değerli hizmetler sunuyorlar. Adlarını duyurmaya çalıştıkları pazardaki muhtemel müşteri sayısı da az olduğu için womm etkisi çok daha fazla görülüyor. Bu hizmetten faydalanan bir müşteri, benzer muhtemel müşterilerle paylaşıyor, sosyal medyada da konu hemen ilgi çekiyor. Bu nedenle de duyurulması için viral öğeler kullanılabiliyor ve genel konulara göre daha kolay. Ancak bazı durumlarda spesifik hedef kitlelere yapılan reklamlar genele göre daha pahalı ancak geri dönüş oranı daha yüksek oluyor.

Continue Reading

Yazar

Göz Kapağı Estetiği (Blefaroplasti)

Mustafa Ercan

Published

on

GÖZ KAPAĞİ ESTETİĞİ

Bilindiği üzere 35-40 yaşlarından sonra üst göz kapağında sarkma, göz altında torbalanma ve kırışıklıklar oluşmakta, insanlara yorgun ve üzgün bir hava vermektedir. Yaşla beraber kaş bölgesinde ve alında da bir düşme gözlemlenmektedir. Normal kırışıklıklar kollajen türü dolgu maddeleriyle düzeltilebilmektedir. Fakat doku sarkması olduğunda ve derin kırışıklıklarda operasyon şarttır. Amaç kişinin daha genç görünmesini sağlanmaktır.

Göz kapağı estetiği (blefaroplasti) alt ve üst göz kapaklarındaki fazla kas, deri ve gerek görülürse yağ dokusunun alınmasıyla  bu dokulara destek olan göz çevresi kısımlarının gerginleştirilmesi işlemidir. Bu cerrahi uygulama ile sarkmış üst ve alt göz kapakları, fazla yağ toplanmasına bağlı torbalanmalar, göz çevresi kırışıklıkları düzeltilerek kişinin yaşlı, yorgun görünümü daha genç ve hareketli bir görünüme dönüştürülür. Estetik gözkapağı ameliyatları genelde 35 yaş sonrası ihtiyaç duyulan cerrahi işlemler olup, cerrahi riskleri az, estetik cerrahi sonuçları etkileyicidir. Kalıtsal sebeplerle daha erken yaşta göz kapaklarında rahatsızlık verici torbalanmalar olan kişilerde daha genç yaşta da yapılabilir.

Continue Reading

Öne Çıkanlar