Connect with us

Yazar

Tarımın Neferleri…

Timuçin Demir

Published

on

TARIMSAL SAHADA MÜTEŞEBBİS OLMAK…

 

Ülkemizin çiftçi kayıt sistemine dahil alanlarında istihsalin gerçek mihmandarları olan tüzel kişilerin ve gerçek kişiler yani çiftçilerimizin yakın geçmişte start alan ve halen devam eden, Ziraat Bankası marifetiyle sıfır faizli (0) Tarım Kredilerinden yararlandırıldıkları bilinmektedir. Bu vaziyet gerek üretici ve gerekse tarımsal tesis sahibi yatırımcılar için son derece olumlu bir zaviye yaratmıştır. Bilindiği gibi Global dünyada tarımın ve tarımsal üretimin artması için daha fazla müteşebbis ve taze beynin bu sektöre katılımı kaçınılmazdır. Özellikle ülkemizin geniş tarım alanları düşünülürse, istihdam sağlanması  ve sosyolojik faydaları vs. sebeplerden mütevellit pekçok gerekçe için tarıma yatırım yapan sanayici ve müteşebbis ehemmiyet kazanmaktadır.

Bu hususta bahsi geçen paydaş sayısını arttırma cihetiyle Ziraat Bankasının kredi konusundaki politika ve stratejileri alkışı hak etmektedir.  Hal böyleyken  ilgili kuruma müteşekkir olmak hepimizin millet olarak zaruri borcudur lakin bahsi geçen kredi konumuyla ilgili gerekli düzenleme yapılırken müteşebbisi var edecek ve yeni beyinleri bu platforma dahil edecek en yüksek fayda mamağfi sağlanamamaktadır. Gerekçesi zaten bu kredi ile projesi ve kendi yatarımını finanse etmek isteyen yatırımcıya dayatılan TEMİNAT….tır.

Söz konusu müteşebbis ancak gerekli projeleri banka huzuruna getirmekle kalmayıp, kredilenebilmek için yahut gerekli sermayeyi oluşturmada kullanacağı kredi için teminat bulmak zorundadır. Oysa öz kaynak sıkıntısı olan ama diri bir beyin ve inovasyonu hissettiren projelerle ülke tarımına aksiyon getirecek bu güruhun zaten bırakın teminatı, kendini finanse edecek özkaynağı yetersizdir. Ülkemizin ilgili Bakanlığı ve bankası tarım alanlarında üretimi artıracak ve yeni beyinleri müteşebbis sıfatıyla rekabetçi yarışın içine katacak kontrollü bir metod bularak bu teminat problemini aşmalıdır. Bunu aşmak demek, her anlamda tarıma pekçok yeni ve taze beynin katkı sağlaması demektir. Özellikle bu kriterlere vakıf, inandırıcı ve gelişime açık akil insanların sadece sermaye sahibi olamadığından elenmesi yahut değerlendirilememesi ülke adına büyük kayıptır.

Kaldı ki teminatı olan tarım üreticileri her durumda bu kredileri yıllara sair kullanmaktadır. Mevcut yapı, menkul ve gayrimenkulleri ile varlıklarını korumaktadırlar ve sözü edilen kaynakları kullanmada büyük sorunlar yaşamadan ticari faaliyetlerini sürdürmektedirler.

Tam da bu noktada, Büyük Türk Devleti’nin anaç yüzü yine ülke insanının ali menfaatlerini gözeterek, bilgisi, projesi ve yeteneği tartışılmaz, üretime ve tarımsal gelişime yenilik ve katkı getireceği aşikar bu  müteşebbis grubun elinden tutmalıdır. Bu cihetle Tarım Bakanlığımız, ülkemizin bankası Ziraat Bankası ile ortak paydada bu süreci nasıl yöneteceği ve çözüme kavuşturacağını birkez daha gözden geçirmelidir. Artık, parası, mal varlığı yada bir finans kaynağı olmayan, işçi, memur yada çifçi çocuğu olup, eğitimini Ziraat üzerine tamamlamış, kafası çalışan, iş bilen, yıldızı parlak, tarım, üretim, tohum, gübre yahut bu hususlarla haşır neşir olup projesini geliştirmiş, fikirleri iktisadi hayata döndürme konusunda yetenekleri tartışılmaz beyinlerimiz ziyan olmasın.

Şüphe yok ki;  yenilikler, yeni beyinler ve yeni düşünceler ile gelişim sağlayacaktır.

Advertisement
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazar

Bu yıl hangi teknolojileri konuşacağız?

Enez Özen

Published

on

Öncelikle en büyük kişisel beklentilerimi sıralamak istiyorum:
. Esnek telefonlar bu yıl çıkacak mı?
Ä°lgili resim
. 5G sonrası ortaya çıkacak, bant genişliği ve GSM teknolojisi ne olacak?
5 g ile ilgili görsel sonucu
. Çin’de iki bebeğe uygulanan CRISPR teknolojisinin ahlaki sonuçlarıyla ilgili genel kanaat ne olacak?
CRISPR çin ile ilgili görsel sonucu
. Elektrik araçların pil ömürleriyle ilgili yeni bir buluş gerçekleşir mi?
elektrikli araba ile ilgili görsel sonucu
. Amazon’un uydudan ücretsiz internet uygulamasıyla ilgili denemeleri nasıl bir sonuç doğuracak?
Ä°lgili resim
. Birkaç yılda bir yeni bir sosyal medya uygulaması sosyal medyayı sarsıyor, bu yıl yeni bir sosyal medya çıkma ihtimali olabilir mi?
. Asistan hizmetleriyle uygulamalar çok arttı, yapay zeka ile donatılmış asistan hizmetleri kapsamını ne kadar genişletecek?
asistan google ile ilgili görsel sonucu
Soruları uzatabilirim ama gelelim teknoloji çevrelerinin, etkinliklerinin gündemine:
Yılın ilk teknoloji gündemi Las Vegas’taki Tüketici Elektroniği Şovu yani CES Fuarı ile başlıyor.
CES, teknoloji ve yenilikçiliğin ruhuna ilham verir. Yıllar geçtikçe daha fazla ilgi gören etkinliğin buy yıl 180 bini aşkın endüstri yöneticisi, medya mensubu, yatırımcı, girişimci Las Vegas’ta ağ fırsatları, konferanslar, önemli notlar, uygulamalı sergiler ve daha fazlası için bir araya gelecek.
CES 2018’de 182.198 endüstri profesyonelini ağırladı ve Eureka Park’ta 1.018 start-up akıllara durgunluk veren girişimlerini sergiledi. 4.598 katılımcı şirket ve marka kendini gösterme fırsatı buldu, ürünlerini tanıttı.
Twitter’da 1 milyondan fazla, Facebook’ta ise 224 bini aşkın video CES’den bahseden paylaşım yapıldı. Dünya genelinde bütün sosyal medya ve geleneksel medya paylaşımları 107 milyon adedi geçti ve 71 milyar potansiyel kişiye ulaşılabilir bir yaygınlığa erişti.
CES’e duyulan ilgisi şundan kaynaklanıyor: En son akıllı şehirler, spor teknolojisi ve tasarım ve kaynak gibi yeni kategorilerin ortaya çıktığı ve araç teknolojisinden dronlarının büyümesini sürdürdüğü konulara kadar yeniliklere fırsat veriyor.
Neredeyse bütün teknoloji devlerinin yöneticileri başta olmak üzere bini aşkın sunum, konuşma ve basın toplantısı yine fuar süresince gerçekleşiyor ve bütün bir yılı domine eden bir etkinlik halini alıyor.
Amerika’da Huawei ve ZTE konusunda güvenlik kaygıları sürüyor ve Amerika ile Çin arasındaki ticaret savaşı CES’te etkisini gösterecek. Yani geçmiş yıllardaki Çin teknoloji şirketlerinin etkisi bu yıl görünmeyebilir. Yine de otonom araç üreten Baidu başta olmak üzere mobil üreticilerinin dışında Çinli şirketleri görebileceğiz.
CES açısından otonom araçlar önemli bir çıkış yeri. Tesla, Ford gibi Amerikan şirketlerinin yanı sıra Mercedes, Audi, BMW gibi Avrupalı markaların prototipleri ve yeniliklerini burada sergilemeleri bekleniyor.
Bunun yanı sıra CES, her yıl otonom araçlar, giyilebilir teknolojiler, ev teknolojileri konusunda daha etkin olmaya devam ediyor.
Önümüzdeki süreçte, mobil, otonom araçlar, ev ürünleri ile kişisel ürünler dünyanın farklı yerlerinde ve farklı etkinliklerde kendi gündemleriyle gündeme gelirse şaşırmam. Zaten Şubat sonu Barcelona’da Dünya GSM Kongresi yapılıyor ve cep telefonlarıyla ilgili en son teknolojiler sunuluyor ve tartışılıyor. Bu yılın Barcelona gündemini 5G olacağı biliniyor.
Haliyle, Çinli markalar Amerika defansını delmek için Barcelona’da büyük bir şova hazırlanıyor olacaktır.
Samsung da, Galaxy 10 serisini burada tanıtacağına dair ipuçlarını verdi. Samsung, kulislere bakılırsa, esnek modelini bu yıl da tanıtmayı gündeme almadı.
Buna karşılık CES’te 8K televizyonları sadece Samsung değil LG de tanıtacak.
Sony, CES’te yeni bir çıkış arıyor ama kulisler farkındalığı güçlü bir telefonla çıkabileceğini bu yıl da ihtimal vermiyor. Sony, akıllı telefonların kamera özelliklerini geliştirecek potansiyele sahip. Bu konuda bir tedarik şirketine dönerse şaşırmayacağım.
Geçen yıl Türkiye pazarına Xiaomi ofis ve mağaza açarak giriş yaptı. Bu yıl ise dünya akıllı telefon pazar payı ile dördüncü olan Oppo girdi. Yerli üreticiler olan GM, Casper ve Vestel’i de dikkate alırsak, rekabet yeni başladı, diyebiliriz.
Apple, ürün lansmanlarının bu tür genel etkinliklerde yapmıyor. Yine de Qualcomm ile devam eden patent ihtilafları ile uğraşırken akıllı telefon pazar payı oranında üçüncülüğü de kaybedebilecek gibi görünüyor.
Qualcomm, akıllı telefon pazarının geleceğini belirleyen şirketlerden. Bu yıl 5G uyumlu ürünlerin lansmanı ağırlık kazanacak.
5G ve geniş bant internet yatırımları sebebiyle önümüzdeki iki yılın ara ürünler ile piyasalar meşgul edilecektir. Bunun yanı sıra teknoloji aksesuarları konusunda verimli bir yıl olacağını tahmin etmek zordur.
Dünya ticaret savaşları ve pek çok ülkede yaşanan ekonomik krizler, teknoloji ürün satışlarında ciddi sorunlar ortaya koyabilir.
Bu yönüyle maliyetleri aşağı çekecek mobil uygulamalar, e-ticaret projeleri ve blockchain teknolojilerini daha fazla konuşacağız.
Sağlık teknolojisi, önümüzdeki 30 yılın en fazla konuşulacak alanlarından olacaktır. Her şartta yeni sağlık teknolojileri, buluşlar, ilaçlar ve tedavi yöntemleri duymaya hazır olun. CES başta olmak üzere, bu konularda yeni ürünlerin sergilendiğine şahit olacağız.
Akıllı cihazların yaygınlaşma alanı ev, ofis ve şehir olarak genişliyor. En büyük teknoloji yatırım alanı akıllı şehirler olacaktır. Öncelikle belediye seçimleriyle birlikte ülkemizde de akıllı şehir yatırımları gündemde daha fazla yer alacak. Ancak bu alan, kamusal yatırımlara girdiği için tüketici ürünleri gibi popüler etkiler oluşturmuyor.
Teknoloji o kadar etkin bir dalga oluşturuyor ki alt ve üst gelir düzeyindeki kişileri eşit olarak hedefinde tutuyor. Hal böyle olunca, kimse bu alanı ilgi alanından çıkaramıyor.
Şimdiki teknoloji beklentilerimiz bu yıl cevap bulsa bile, önümüzdeki yıl farklı beklentiler artmaya devam edecektir.

 

Continue Reading

Yazar

Gıda markalarının en büyük hayal kırıklıkları

Fikri Türkel

Published

on

İyi bir ürün, akıllı bir tercih, başarılı bir markalama, etkin bir pazarlama bile olsa illa bir ürünün tutması garanti değildir. Bunun en iyi örnekleri de pazarın önde gelen markaları yaşıyor.

Rekabetin yoğun olduğu pazarlarda pek çok marka ve alt marka bu dalgaları sulara girip kaybolmuştur. Tarihin unutulmaya yüz tutan bu başarısızlık örneklerini toplamaya çalıştım.

En büyük başarısızlık örnekleri çoğu kere en büyük markalardan gelmektedir. Coca Cola bunlardan biridir.

NEW COKE (1985 Yılı):

New Coke yani Yeni Kola, tarihte ilk defa tüketicilerin tepki gösterilerine sebep olan bir ürün oldu. Bütün dünyanın en önemli gündemi haline geldi. Ana haber bültenlerinde yeni formül, canlı yayın kesilerek duyuruldu. Hatta Amerikan Senatosu’nda bir senatör, “ABD tarihinde anlamlı bir an” diye bahsetme gereği duymuştu.

Sonuçta unutulup gitti. Şimdi Light, Zero gibi seçenekler var, şu anda New Coke diye bir ürün çıksa kimse tepki göstermeyecektir.

WOW! Chips, FRITO-LAY (1998 Yılı):

Ruffles’ın bu çubuk cipsleri, sindirim kanalınızdan zararsızca geçmesi beklenen yapay bir yağ olan Olestra ile yapıldı.

Olestra, 1996 yılında FDA tarafından cips, kraker ve benzeri ara öğün (snack) besini içinde kullanılmasına izin verilen kalorisiz yapay yağdır. Yağ ile birlikte vitaminlerin de vücuttan atıldığı iddia edildi. Sonuçta bazı tüketicilerde gastrointestinal yani mide ve bağırsak rahatsızlıkları gibi yan etkileri ortaya çıktı.

Ardından dava açıldı ve kaybolup gitti.

CRYSTAL PEPSI, PEPSİ (1992):

KFC, Pizza Hut, Taco Bell gibi uluslararası gıda zincirlerinin sahibi Yum Brands’ın o dönemdeki CEO’su David Novak, Crystal Pepsi’nin tüketici sağlığını ve saflığa olan ilgisini güçlendirmek için geliştirildiğini belirtmişti. Fikir güzeldi ve restoranlarda hızlı tüketim ürünleriyle iyi gideceği bekleniyordu. Ancak, Pepsi bu ürünüyle para kazanamayacağını anladı ve 90’lı yılların sonunda piyasadan çekti.

Tüketicilerin tadı nasıl olması gerektiği konusunda kafası karışmıştı: Normal bir kola tadı yerine narenciye aromalıydı. Super Bowl reklamı yayınlanması bile bu içeceği başarıya ulaştıramadı.

GERBER SINGLES, GERBER (1974):

Gerber Singles, Yetişkinlere has yiyecekler üretmek için yola çıktı. Gerber firması bu fikirle, Burgundy Eti (Fransa’nın Burgonya Bölgesi) Akdeniz Sebzeleri, Yaban Mersin’i Tatlısı gibi yiyeceleri piyasaya sürdü. Bunların özellikleri bebek maması kıvamında büyüklerin kolayca erişip tüketebileceği yiyecekleri kavanozlarda piyasaya sürdü. Ancak bu, tüketicilerin, bir kavanozdan yüzlerine tatsız, yağ gibi görüntü yerine çiğnemek için biraz zaman istedikleri sonucu ortaya çıktı.

Gıda algısı bakımından ders alınması gereken bir örnek markalama çıkışıdır.

SATISFRIES, BURGER KING (2013):

Burger King, Satisfries yenilenmiş patates kızartması ile daha sağlıklı fast-food seçenekleri arayan tüketicilere hitap etmeye çalıştı. Uygulamada, tüketicilerin daha sert bir dış kaplamaya ve daha kuru bir dokuya sahip olmak istedikleri geri bildirimi aldı. Sonuç yeni ürün pazardan düştü.

ARCH DELUXE, MCDONALDS (1996):

Her şeyin lüksü olur da, hamburgerin olmaz mı?

Arch Deluxe A McDonalds, Arch Deluxe ürünüyle patates püresinde peynir, marul, soğan, domates, ketçap ve mayonez-dijon hardal soslu burger yaptı. Yetişkinler için tasarlanan bu ürün tüketici nezdinde itibar görmedi.

Lüks burger konusunda bugünlerde de pek çok deneyim yaşanıyor. Sonucu göreceğiz.

COCAINE, REDUX Beverage (2007):

Amerika’da zirvede olduğu günlerde, konuyu yazmıştım. Popülerlik ayrı, tutundurma ayrı bir durumdur.

Kokain Yasadışı sokak uyuşturucularına alternatif olarak kendisini pazarlamak için 2007 yılında raflardan çekilen bu aşırı enerji içeceği, Red Bull’un kafeininin 2,5 katına sahipti.

Kurucusu, bir başarı hikayesi olarak Türkiye’ye gelip Cocain markasını anlatmıştı. Kelime oyunlarına yönelik, İngiltere’de de sigara yasağını delmek için Nothing diye bir marka çıkmıştı.

Kelime oyunları, çoğu kere markanın aleyhine bir sonuç doğuruyor.

BREWED COFFEE IN A BOX, MAXWELL HOUSE (1990):

Demleme Usulü Kahve, soğuk demleme çılgınlığının başlamasından önce, Maxwell House, tüketicilere karton kutuda hazır demlenmiş kahve satılmasına öncülük etti. Brewed Coffe in a Box, ürününde sorun tek değildi. Ambalaj karton folyo kaplıydı. Soğuk içmeyi deneyenler, paketiyle mikro dalga fırına koyanlar, paketiyle ısıtanlar, bardağa koyup ısıtma ayarını tutturamayanlar gibi şeyler…

Sonuçta ya erken doğdu, ya da müşteri deneyiminde bir yanlışlık oldu. Kaybolup gitti.

MAZAGRAN, STARBUCKS VE PEPSI (1995):

Bir kahve devi ile bir içecek devi nasıl bir ürün ortaya çıkarır? Cevabı Mazagran’da bulabilirsiniz. Böylece Pepsi, Starbucks zincirlerine girme şansı bulacaktı. Bu karbonatlı, kahve sodalı içecek baharatlanmış ve narenciye aromaları katılmış Mazagran, müşterilerin de kafasını karıştırdı.

Diğer taraftan, hazırlama sürecine alışmış Starbucks müşterisi hazır ürünü tercih edip etmeyeceğine dair bir uygulamayı da yaşamış oldu.

ZIMA, COORS BREWING COMPANY (1993):

90’lı yılların başında başlayan berrak içecek modasına uyan Coors, bira benzeri alkollü içecek Zima ile şarap pazarına göz dikti. Tasarım fikri, teoride başarılıydı ama istenilen sonuçları elde edemedi. Yine de limon aromalı içecek, ancak 2008 yılına kadar üretimde kalmayı başardı.

FOURLOKO, PHUSION PROJECTS/DRINK FOUR BREWING COMPANY (2005):

Parti veren gençlerin talihsiz bir iki tercihi vardı: içki ve kafein. Yatırımcı bu iki maddeyi birleştirmeyi hedefledi ama sonuç hastanelik sonuçlar doğurdu. FDA formülü yasakladı. Üretici kafeinsiz bir formülasyonu çıkarmayı denese de piyasada tutunma şansı bulamadı.

Yenilik ve tüketici tercihleri sizi her zaman doğru pazar sonuçları almanızı sağlamaz.

LIFE SAVERS SODA, LIFE SAVERS (1980’li yıllar)

Bu parlak renkli içecek, lezzet testlerinde başarılı sonuçlar aldı. Ancak mağazalardaki satış sonuçları başarılı olamadı. Eleştirmenler, tüketicilerin şekerli içecekler kategorisinde tadabilecekleri çok fazla seçeneğin olduğunu belirtmekle yetindiler.

En zorlu gıda kategorisi içecek olmaya devam ediyor. Bugün daha fazla şekerli içecek seçeneği var. Bir de şeker aleyhtarı sosyal kampanyaları da buna ekleyin.

EZ SQUIRT KETCHUP, HEINZ (2006):

Ez Squirt ürününde, fikir yeterince basitti: geleneksel olarak kırmızı tonlu ketçap alın ve bilimin büyüsüyle farklı renkler elde edin. Her yaştan çocuklar için tercih edilecek bu ketçap lezzeti, kolay bir piyasa üstünlüğü elde edeceği düşünülüyordu. Gerçekten de bir süre, Heinz’in pazar payını yüzde 60’ın üzerine çıkardı. Yenilik hızla yıprandı ve 6 yıl boyunca üretimde kalmasına rağmen, ürün sönüp gitti.

PEPSI A.M., PEPSI (1989):

Bu iddialı Pepsi çeşidi, normal formülden daha fazla kafein içerdi ve “kahvaltı kola içenleri” hedef aldı. Sadece bir yıl sürdü.

ORBITZ, CLEARLY CANADIAN BEVERAGE COMPANY (1997):

Berraklık modasına uymuş bir başka ürün. Adı üstünde, bu içinde yenilebilir şeker topları olan bu berrak gazlı bir içecekti. Şeker kısmı çocuklar üzerinde tanıtım etkisi yaptı, ancak raflarda tutacak kadar da ilgi görmedi.

KITCHEN ENTREES, COLGATE (1982):

Colgate’in dondurulmuş yemeği Kitchen Entrees, tüketiciler nezdinde bir yer bulamadı. Burada geleneksel pazarlama kuralları geçerli oldu. İnsanlar “Colgate”i duyduklarında, “diş macunu” akla geliyordu. Yani yiyecek satın alırken isteyeceğiniz son şey dişlerinizi fırçalamaktır. İkisi bir arada yürümedi.

MIGHTY WINGS, MCDONALDS (2013):

Mc Donald’s’ı düşündüğünüzde kimsenin aklına Mighty Wings kanatlarını aklına getirmez. Kanatlar ne kadar lezzetli olursa olsun. Burger devi, lezzetin peşine takılarak büyük bir kampanyaya girdi ama depolarında 10 milyon ton satılmamış tavuk kanadı ile kaldı. İndirim üstüne indirim yapmasına rağmen istediği sonucu bir türlü alamadı.

BEN-GAY ASPİRİN, PFIZER (1990’lı yıllar):

Bir ağrı giderici ünlü krem Ben-Gay ile yine ünlü ağrı giderici hap Aspirin bir araya gelince talep ikiye katlanır mı?

İşte tropikal kokulu Ben-Gay Aspirin, bunun cevabını veriyor.

Tüketiciler, biri vücuda sürülen diğeri yutulan iki ürünü bir arada algılayamadı. Tepkisini ürünü tercih etmeyerek gösterdi.

CAMPBELL’S SOUPER COMBO, CAMPBELL’S (1989):

Dünya çorba lideri Campbell, çocukları ve bekarları hedefleyen Souper Combo ürününü piyasaya sürdü. Çorba ve sandviçleri dondurup paketleyebileceğini ve hedef müşterilerin de tercih edeceğini düşündü. Dondurulmuş gıda pazarı pek çok markayı şaşırttığı gibi Campbell’i de hayal kırıklığına uğrattı.

Türkiye’de de dondurulmuş gıda pazarı, benzer hayal kırıklıklarını hala yaşatıyor.

YOGURT, COSMO (1999 yılı):

Yoğurt, her zaman kadınlara yönelik satışlarda daima önde gelen cazibe merkezlerinden bir oldu. Cosmo da, kendi ürünlerinin üstüne bir miktar yoğurt ekleyip satmayı hedefledi.

Amerika’da pek çok yoğurt markası raflarda bulunuyordu. Haliyle istediği algıyı oluşturamadı. Hem de yoğur satışlarının yükseliş trendine girmesine rağmen. Altı ayda piyasadan çekildi.

MCDLT, MCDONALDS (1980’ler).

Bu internet şifreniz gibi olan MCDLT McDLT ürünü, geleneksel fast food. pazarında ne yapabilirdi? İşin mantığı şuydu: Hamburgerin parçalarını kendisi bir araya getirecekti. Böylece taze marul ve domatesin tadını da alabilecekti.

Demek ki tüketici taze marul ve domates değil burger istiyordu. Gelenekler çabuk terk edilmez. Belki de şifreyi çözemedi.

GRILLED CHEESE BURGER, FRIENDLY’S (2010):

Grilled Chees Burger yani Izgara Peynirli Burger. İki ızgara peynirli sandviç arasında yer alan bir burgerdi ve ortalama tüketici için 1.160 kalori taşıyordu. Kalorinin ağırlığını taşıyamadı, demekle yetinelim.

P’ZONE, PIZZA HUT (2003).

P’zone markasıyla çıkarılan ürün, esasında katlanmış bir pizzaydı. Bizim kapalı Karadeniz pidesi gibi bir yenilikçi üründü. Demek ki söz konusu olan pizza ise, üzerindeki ürünler görülmelidir.

TRUMP STEAKS, DONALD TRUMP (2007):

Amerikan Başkanı Donald Trump’ın başarısız girişimleri pek çoktur. Bu da gıda pazarıyla ilgili olan Trump Steaks’dir. Çok yoğun çaba sarfetmesine ve reklamlara rağmen yeteri ilgiyi görmedi.

WATERMELON OREOS, OREO (2013 – 14).

Bir başarısızlık hikayesi de Mondelez grubundan. Karpuzun serinletici havası ile sert kıkırdak Oreo bir araya gelir mi? Fikir güzeldi, görünüş güzeldi ama fazla uç bir uygulamaydı. Watermelon Oreos, sınırlı bir süre pazarda kalabildi.

TOUCH OF YOGURT SHAMPOO, BRISTOL-MYERS SQUIBB (1979):

Yoğurt, genellikle sağlıklı ve iyi olduğunu düşündüğünüz ürünlerden biridir. şeylerden biridir. Muhtemelen, gıda maddelerini bu güzellik ürününe entegre etmenin ardındaki “bilgelik” hilesine atlayan çok olmuştur. Her ambalajda. “yoğurt” görmek müşteriler tarafından tercih edilip edilmeyeceğinin bir örneğini de Touch of Yogurt Shampoo ürününde gördük. Sonuç mu? Bu listeye girmeyi hak etti.

BREAKFAST MATES, KELLOGG’S (1998):

Bir kahvaltı deneyim uzmanı, kahvaltı ürünüyle hayal kırıklığına uğrar mı? Kellog’s, kahvaltı arkadaşlarını yani tahıl ve sütü bir kutu içine kaşığı ile birlikte koyup üzerine Breakfast Mates markasını koyuyor.

Çocuklar için basit bir çözüm görünen bu uygulama pazarlama başarısızlıkları arasına girdi.

SMOKELESS CIGARETTES, RJ REYNOLDS (1989)

Dumansız sigara, sigara içmeyenlerin tercih edeceği bir üründür ama ya içiciler ne der?

Sigara içenlerin, sigara içmeyenlerden daha fazla önceliği olduğu yıllarda Rj Reynolds, dumansız sigara yapmaya kalktı. Dumansız sigara ile sigara müşteri tabanını genişletebileceği düşüncesindeydi. Sigara içenler tadına tepki gösterdi ve duman romantizmini(!) yaşamayı tercih etti.

CHEETOS LIP BALM, CHEETOS (2005)

Bu ürün her ne kadar sadece dudaklara hitap etse de, sonuç tozu her yere bulaşıyordu. Yani Cheetos’u yemenin en kötü örneğini oluşturdu ve pazarda kaybolup gitti.

RASPBERRY-FILLED DONUTS, KRISPY KREME

Fikir ve uygulama güzeldi. Ahududu dolgulu donutlar Krispy Kreme’in tercih edilen bir ürünüydü. Ancak 2016’da, Kaliforniyalı biri çıktı ve ahududu dolgulu donutların, bildikleri gerçek ahududu olmadığını ve bir pazarlama hilesi yaptıklarını iddia ederek dava açtı. Ürün ortadan kaldırılmamış olsa da, Krispy Kreme, o davadan sonra kullandığı ürünlerde daha hassas olmaya çalıştı.

FRESCATA, WENDY (2006 yılı):

Wendy firması “her zaman taze, hiç donmamış” sığır eti ile ünlendi. Ancak Frescata tüketicilere, taze malzemelerle ilgili bir vaatte bulunsa bile, insanların bir sandviç dükkanı dışındaki herhangi bir yerden soğuk kesilmiş bir sandviç istemediklerini gösterdi.

FRITO-LAY LEMONADE, PEPSICO (1998 yılı)

Tuzlu atıştırmalıklar yerken, hararet giderici bir içeceğe ihtiyaç duyarsınız. En azından bir limonata çıkarmayı düşündü PepsiCo. Ancak kendi markasını kullanmak yerine, PepsiCo yan markası Frito-Lay’i kullandı. Tüketiciler yeni ürünü ısıracaklarını mı yoksa içmeleri mi lazım olduğuna karar veremediler.

THIRSTY CAT! AND THIRSTY DOG! (1994):

İnsan dostları için ne kadar harcama yapmayı göze alır? Hele hayvan dostları için. Evcil hayvanlar için özel içecek, iyi bir fikir olarak görülebilir. Şirket şişelenmiş vitaminli suları kedi ve köpekler için çıkardı.

Demek ki insanlar, o tarihte evcil hayvanları için yeterince para harcamayı kabul etmeye hazır değildi. Ürün kaybolup gitti.

BLAK, COCA-COLA (2006):

İçecek firmalarının ürünlerini evlendirme deneyimleri bir türlü bitmiyor. Coca Cola’nın Blak deneyimi de böyle bir örnektir.

Hızla yükselen premium kahve pazarını yakalamaya çalışan Coca-Cola, 2006 yılında bir kahve / kola hibrit ürününü piyasaya sürdü. Tadı çok arzulanan bir şeye benziyordu. Ama tüketiciler, piyasaya çıktıktan kısa bir süre sonra Coca-Cola’nın ürününe yeterince ilgi göstermediler.

Yeni tat evliliklerini bekliyoruz…

FLOURIDE TOOTHPASTE, BOFORS:

Bir zamanlar Alfred Nobel’in de sahibi olan İsveçli bir silah üreticisi olan Bofors, 1950’lerde ürün listesine. diş macununu ekledi. Flouride Toothpaste diş macunu, dişleri temizlemek ve beyazlatmak için kullanılan mikroskobik plastik toplar içermekteydi. Ancak bu topların aylarca vücutta kalacağı ve hatta kansere sebep olacağı söylentisiyle ürün, tüketiciler tarafından baştan mahkum edildi.

TROPICANA:

PepsiCo’ya ait olan Tropicana, klasik ambalaj tasarımında değişiklik içeren bir reklam kampanyasına 35 milyon dolar yatırım yaptı. Ocak 2009’da tanıtılan yeni pakete verilen tepki hızlıydı. Satışlar iki ayda yüzde 20 düşerek 30 milyon dolar zarar etti. İşte o zaman şirket eski ambalajına geri döneceğini söyledi. Sonuç olarak, kötü niyetli markalama şirkete 50 milyon dolardan fazlaya mal oldu.

PEPSI BLUE:

Bu ürünle ilgili olarak, “Mavi Kola Olur Mu?” diye bir yazı yazmıştım. Pepsi, beni yanıltmadı.

2002 yılında tanıtılan Pepsi Blue’nun Vanilya Kola ile rekabet etmesi gerekiyordu. Britney Spears dahil olmak üzere, reklamlara yapılan yoğun harcamaya rağmen, ürün bulamadı. Sorunlardan biri renkti; Blue bir gıda renklendiricisinin kullanımı bazı ülkelerde yasaklanmıştı. Pepsi, bazı ülkelerde ürün rafa çıkmasına rağmen 2004’te ürünü bıraktı.

….

Gerek küresel markalar gerekse yerli gıda ve içecek markaların da başarısız markalama ve yenilikçi ürün çalışmaları oldu. Bunları da başka bir yazımda yer vermeye çalışacağım.

Unutmayalım, iyi bir ürün, şaşırtıcı bir inovasyon, başarılı bir pazarlama ve doğru konumlandırma da ürünün pazarda sağlam yer etmesini sağlamayabilir.

Gıda ve içecek pazarı zorlu olduğu kadar sabır isteyen bir alandır. Afiyetle tükettiğimiz yiyecek ve içecekleri tüketirken bunları da arada aklımıza getirmeyi ihmal etmeyelim.

Continue Reading

Yazar

Markaya Dönüşürken Ego Zehirlenmesi Yaşamak

Didem Moralıoğlu

Published

on

Markaya Dönüşürken Ego Zehirlenmesi Yaşamak

Yaklaşık 25 yıl boyunca aynı sektörde alt kademelerden yukarıya doğru her aşamayı bizzat tecrübe ederek kariyer basamaklarını tırmandığınızı düşünün. İşe mutfakta çöp dökmekle başlayıp sırasıyla bulaşık yıkamakla, malzeme soymakla, doğramakla, pişirmekle, sunumunu tasarlamakla ve nihayet size emanet edilen koca bir mutfak ekibiyle kendi yemeklerinizi yapmakla devam ettiğinizi hayal edin. Restoranların son derece çetrefil mutfak hiyerarşisinde gözden kaçırdığım görevler vardır mutlaka, örneğin hatırına affedin lütfen. Zaten asıl hikâye, şeflerin şefi olduktan sonra kişinin esiri olduğu egonun altında ezilmeye başladığı noktada, yani marka değerini zedelemeye başlamasıyla hayata geçiyor.

Senelerce emek verip, hayatını adadığı işin her detayını bilen bireyler, hele bir de o işteki yetenekleri ve vizyonları sayesinde yükseliyorlarsa, yavaş yavaş kendilerini sektörlerinde söz sahibi bir pozisyona taşıyorlar. Bu pozisyon onları bir karar ya da onay mercii, vizyon ve başarı kaynağı konumuna getiriyor. Onlar yeteneklerini geliştirdikçe, yepyeni tatlar, benzersiz yöntemler, tablo gibi tabaklar ortaya çıkardıkça, örneğimizde bahsettiğimiz şeflere tanınan imkânlar genişliyor. Belli bir noktadan sonra ortaya konan başarılar, aşılan eşikler öyle büyük hale geliyor ki, şefimiz ülkede eşi benzeri görülmemiş bir marka değeri yakalıyor, adeta gönüllerin fatihi oluyor.

İşte bu noktada kırılmalar geliyor. Kendisine saygı besleyen insanların sayısı arttıkça, usta aşçımız kendi sınırlarını test etmeye başlıyor. Önce restoranda yemek yemeye gelen bir eleştirmen hakkında işinden tamamen bağımsız birtakım cümleler kurarak eleştirmenin itibarını zedelemeye çalışıyor. Sonra bu konuda kendisine çekidüzen vermesini rica eden restoran işletmecisini tersliyor. Nihayetinde restoran sahibi tarafından işletmenin değerlerine uygun davranmaya davet edildiğinde, bütün nezaketi bir kenara bırakıp fiziki bir tehditte dahi bulunabiliyor. Elbette bu senaryoda abartılı noktalar var. Ancak gerçeklik payı şu noktada: Söz konusu şef, hangi ana kadar insanların kendisini hoş göreceğinin sınırlarını test ediyor. Zira yıllar içinde kademe kademe şiddeti artan denemelerinde hep tolerans görmüş ve neredeyse bir futbol sahasını kaplayacak büyüklükte bir ego edinmiş.

LİDERLİK VE EGO YÖNETİMİ

Ego meselesi, liderlik konusunda sık sık ele alınıyor. Bir yönetici olmanın ötesine geçip ekibindeki insanları motive eden, gelecek vizyonu aşılayan, hayal kurmalarını sağlayan, onları cesaretlendiren ve yaratıcı yollara yönelmelerini sağlayan liderler kimi zaman kendi egolarının kurbanı oluyorlar. Bu handikabın üstesinden gelebilmek için liderlik eğitimlerine dahil edilen ego oturumları, kriz çözerken ya da ani karar alırken liderlerin kendilerine dayanak olarak kullandığı özgüveni, zehirli bir ego dürtüsüne dönüştürmelerini engellemeyi hedefliyor. Liderler çığır açan başarılar elde ettikçe kendilerini daha büyük bir baskı altında hissedip kendi içlerinde yaşadıkları birtakım endişeleri, dışarıya karşı sergiledikleri gövde gösterileriyle perdelemeye çalışabiliyorlar. Ancak bu durum çoğu zaman liderin yol göstericiliğine emanet edilen kurumun kültüründe bir aşınmaya, saygı duvarlarının daha alçak hâle gelmesine, genel geçer nezaketin bile nadir bulunan bir değer gibi görülmesine yol açabiliyor.

Hele de bu lider yalnızca ekonomik değil toplumsal ve kültürel değer de üreten bir şirket, organizasyon ya da kuruluşun başındaysa bu liderin eleğinden geçmiş insanlar da bu kültürü benimsediği için, bu toksik davranış önce bireyden bireye, sonra da bu bireylerin etki alanları baz alınarak nesilden nesile genişliyor ve toplumsal kabul alanı açıyor kendine.

Gündelik gazetelerde başarılarıyla kendine sık sık yer bulan, ülkeyi ulusal ve uluslararası arenada temsil etmiş, genci yaşlısı pek çok vatandaşın zihninde birtakım değerlerle özdeşleşmiş bir şöhretin adı şiddet dolu bir olaya karıştığında, haberi okuyanların ilk verdiği tepki genellikle şaşkınlık oluyor. Ancak bu gibi olaylar tekrara girdiğinde, insanların beyninde belli belirsiz bir normalleştirme devreye giriyor ve bu davranışlar şaşırtıcı olma özelliğini yitiriyor. Ve organizasyonların kaliteli, başarılı ve vizyoner diye bin bir dil dökerek kurumlarının tepesine getirdikleri lider, yalnızca organizasyon için değil, yavaş ama görmezden gelinemez bir şekilde toplum için de kültürel bir tehdide dönüşüyor.

Yalnızca iyi iş yapan, saygın bir kurumsal yapı hâline gelmek değil, aynı zamanda sözüne güvenilir, hareketleri izlenir ve aklı yol gösterici kabul edilir bir birey olmak da şirketler kültürü için göz önünde bulundurduğumuz çok katmanlı ve çok yönlü stratejiler gibi dikkatli bir kurgu gerektiriyor. Ve belli ki bu stratejilerin başında, egosuna gem vurabilen, bu zehrin sonuçlarını öngörebilen liderlerle çalışmak geliyor.

Continue Reading

Öne Çıkanlar