Connect with us

Yazar

Önce CEO’lar Markalaşmalı

Didem Moralıoğlu

Published

on

ÖNCE CEO’LAR MARKALAŞMALI

Önce CEO’lar Markalaşmalı
İçinde yaşadığımız çağa pek çok isim veriliyor. Bunlar arasında “Markalaşma”‘nın ayrı ve dikkat çekici bir yeri olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Markalaşma çağı, yalnızca işletmelerin markalaşma sürecini değil, kişisel markalaşmayı da içeriyor. Özellikle CEO’ların markalaşması ismiyle karşımıza çıkan olgu, gerek yöneticilerin bireysel başarısı gerekse, işletme başarısı açısından son derece mühim bir süreci kapsıyor. Buna bağlı olarak işletmeden önce CEO’nun söz konusu markalaşma süreç ve serüvenini kabul etmesi ve içselleştirmesi gerekiyor.Unutmayın; CEO’ların kendi markalarını oluşturmak ve benimsetmek için harcadıkları enerji ve yapılan yatırımlar, kısa, orta ve uzun vadede kayda değer gelişim, dönüşüm ve başarıların kapısını açar.Fark yaratan CEO’larGünümüzde aktif durumdaki herhangi bir işletmenin ayakta kalabilmesi veya değer kazanabilmesi için yöneticilik ve liderlik vasıfları gelişmiş bir CEO’ya sahip olması gereklidir ancak kalıcı başarı ve katma değer için yeterli değildir. Bu noktada fark yaratacak olan yine üst düzey yöneticinin kendisi olmakla birlikte başvuracağı yöntem “markalaşma”dır. İnsanların günlük yaşamlarının yoğun, kalabalık ve kaotik geçtiği; tek bir alana, kişiye ya da kavrama yoğunlaşmanın hayli zor olduğu bir çağda yaşıyoruz. Buna bağlı olarak herhangi bir sosyal pozisyon ya da unvanla varlık gösteren bir kişinin her yönüyle görünür olması, tümüyle kendini ifade edebilmesi, A’dan Z’ye tanınması pek de mümkün değil. Markalaşma yolunda yapılması gereken ise, söz konusu kişinin (CEO’nun) ön plana çıkması gereken özellikleri kişisel markalaşma çerçevesinde belirlenmesi ve bilinir kılınmasından ibaret. Unutmayalım ki, liderlerin kim olduğu önemli olmakla birlikte bundan daha da önemlisi nasıl algılandıklarıdır. Dolayısıyla insanların algıda seçtiklerinin, CEO’yu daha etkin ve güçlü kılan nitelikler olmasına çalışılmalıdır. Neticede CEO kendine has ve fark yaratma potansiyeli olan özellikleriyle markalaşarak etkinliğini artırmalı ve söz konusu etkinliğin kurum markasını güçlendirici bir faktör haline dönüşmesi sağlanmalıdır.

Finansal katma değer

Herhangi bir şirket için maddi olmayan sermayenin rolü ve önemi, maddi sermayeye nazaran daha büyüktür. Zira maddi olmayan sermaye, hali hazırda var olan maddi sermayenin çok daha etkin kullanılmasını sağlayan ve bu sermaye için doğru yön tayini yapabilecek güce sahiptir. CEO markalaşması ise, bahsi geçen maddi olmayan sermayenin en önemli aşamalarından birini teşkil etmektedir. İşletme algısı ve prestiji üzerinde benzersiz bir tesir gücüne sahip olan CEO markası, söz konusu şirkete ait finansal göstergeleri net bir biçimde etkilemeyi başarır. Doğru bir CEO markası aracılığıyla karlılık artar, hisseler değer kazanır, sermaye yatırımları güçlenir. Üst düzey yöneticinin kişilik özellikleri ve marka değeri, idaresi altındaki kurumu her anlamda yeniden şekillendirme ve değerlendirme kifayetine sahiptir.

Finansal olmayan katma değer

Bir marka olarak CEO’nun, yönetim altında tuttuğu şirketin sahip olduğu itibarın yüzde 50’sini karşıladığı varsayılır. İtibarla birlikte gelen güven duygusu da yine bu markanın desteklediği finansal olmayan göstergeler arasında yer alır.

Bunun yanı sıra hali hazırda kurumun bir parçası konumunda olan kıymetli çalışanların varlığını koruması, potansiyel nitelikli çalışanların ise cezbedilerek şirkete çekilmesi aşamalarında da CEO’nun etkisi büyüktür. Bu şekilde kurum performansı her anlamda artırılabilmektedir.

Sonuç olarak CEO’nun kurumun bugünü ve yarını için rolü oldukça kritiktir. Herkesten ve her şeyden önce bu unvana sahip yöneticiler markalaşmayı kabul etmeli ve süreci vakit kaybetmeden başlatmalı ya da hızlandırmalıdır. Bu yolda, kişisel marka yaratma sürecini etkileyebilecek belirleyiciler ortaya konmalı; biyografik, ailevi, kariyer ve karakteristik analizler çok yönlü ve detaylı bir biçimde gerçekleştirilmelidir. Ancak bu şekilde etkili ve geçerli bir marka yaratılabilir. Bu bir kere başarıldıktan sonra kurumlar için büyük değişim ve dönüşüm süreçlerinin hayata geçmesi işten bile değildir.

Didem Moralığlu / Market Dergisi

Advertisement
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazar

Post Gerçeklikten Post Huzura Evriliyoruz…

Didem Moralıoğlu

Published

on

Post Gerçeklikten Post Huzura Evriliyoruz…

Ramazan ayı; kötü duyguların azaldığı, paylaşma, huzuru artırma gibi iyi duyguların arttığı bir aydır. Yardımlaşmak, iyi bir insan olmak, birbirimizi sevebilmek, insanları sevebilmek ve merhametli olmak gibi duyguların fazlalaşmasıdır. Kin, nefret, öfke, kıskançlık gibi zehirli duygularından arınmaktır Ramazan ayı. İşte zehirli duygulardan arınıp insandaki soyut duygu alan huzuru arttıran Ramazan ayı huzur veren bir aydır. Peki, ne kadar huzurluyuz ya da bu ay huzuru bulabilecek miyiz? Gerçek olan nedir ya da gerçeklik dediğimiz kavram post gerçeklik olarak artık doğruların, hakikatelerin, önemini yitirdiği modasının geçtiği bir var olma anlamına mı geliyor dersiniz…

Özellikle gıda sektöründeki firmaların, bankaların ve cep telefonu operatörlerinin kampanya atağına kalktığı bu dönem, hem gıda sektörü hem de hazır giyim sektörü açısından gerçek bir değerlendirme yapacak olursak Ramazan Bayramı’na kadar perakende sektörü için zor geçeceğe benziyor.

Gıda perakendecisi için ayrı bir önem taşıyan bu ay bereketi ile gelmeye hazırlanırken, aylar evvelinden başlayan kampanya çalışmaları artık nihai bir sonuca varmış durumda. Tüm insertler, mağazaların giriş bölümleri ramazan paketleri, ramazana özel kampanyaları ve indirimlerle dolup taşacak adeta. Peki, asgari ücretin net 1.603 TL olduğu ülkemizde, alım gücü olarak değerlendirecek olursak tüketici bu bereket ve huzur ayına nasıl karşılık verecek dersiniz?

TÜRK-İŞ’in Nisan ayı araştırmasına göre 4 kişilik bir ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapması gereken aylık gıda harcaması tutarının yani açlık sınırının 1.680,33 TL, gıda harcaması ile birlikte giyim, kira, elektrik, su, yakıt, ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri ihtiyaçlar için yapılması zorunlu diğer aylık harcamalarının toplam tutarı ise yani yoksulluk sınırının da 5.4473,38 TL olduğu gerçekliğinden bahsediyorum. Gerçeklik ve huzur özellikle yan yana durduğunda güzel iki kelime gibi görünse de, günümüzde her ikisi de önemini yitirmiş durumda. Ramazan ayı ile beraber huzur ayına adım attığımızı düşündüğümüz bu dönemde, tablolara baktığımızda gerçeklik kavramı tokat gibi yüzümüze vuruyor. TL’nin bu kadar değer kaybetmesiyle 2006 yılında 1 TL ile 78 gram et alınabilirken, 2018’de yine 1 TL ile 25 gram et alınması pazara veya sokağa çıkan tüketiciyi artan yoksullukla da baş başa bırakıyor. Peki, bu tablo alım gücü olanları huzurlu, alım gücü olmayanları da huzursuz mu kılacak. Yoksa huzurun tanımı hepimiz için değişmeye mi başlıyor.

Gıda perakendecisi için bereket ayı olsa da bu ay, üzerine bir de seçimlerde eklenince ekonomik anlamda bu kadar çok belirsizlik ve huzursuzlukla, tüketici alış veriş davranışlarını da önemli ölçüde etkileyeceğe benziyor. Belirsizlikler kör topal giden ekonomik şartlarla birlikte, istikrarsızlık ülkede huzursuzluk sorununa da davet çıkartıyor.

TÜIK’in raporlarına göre perakende endeksi artıyor ama yeterli değil. 2017 yılındaki kur artışına baz alacak olursak aynı yılın 2’nci yarısında yeni mağaza açılışı konusunda frene basan perakende sektörü küçülmeye doğru giderken birçok büyük marka da küçülme eğilimini kira indirimleri veya çatı marka altında toplama şeklinde devam ettiriyor.

Bu kadar istikrarsızlık olunca tüketici için geçim derdi de kaçınılmaz oluyor. Huzura kavuşacağımız Ramazan ayında, huzur ve gerçeklik kelimeleri de yavaş yavaş post gerçeklikten post huzura doğru evrilmeye başlıyor. Peki, ne yapmak gerekiyor? Farkında olmak gerekiyor. Bize çizilen gerçeklerin farkında olmak gerekiyor. İnsan farkında olmalı ki huzuru bulabilsin. Eşitliğin, birlik ve beraberliğin farkında olmalı ki huzuru bulabilsin. Benim çocukluk anılarımdan kalan Necip Fazil Kısakürek’in çok güzel bir sözü vardır: “Eğer tadını bilirseniz ekmeği paylaşmak ekmekten daha lezzetlidir.” derdi. Sanıyorum bu sözlerle büyümüş bir nesil adına; paylaşmaya ve huzura her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyduğumuz bu mübarek Ramazan ayının hepimize birlik ve beraberlik getirmesi dileğiyle

Continue Reading

Yazar

Türkiye’nin en soğuk yeri neresi?

Fikri Türkel

Published

on

Türkiye’nin en soğuk yeri neresi?

@FikriTurkel,

Soğuk, kar ve kış belediyelerin en büyük sınavıdır. Bu sadece bizim için değil, her ülkede böyle.

Peki, dünyanın en soğuk şehri neresidir? Bir de oradaki sınavı düşünün.

Hele şehir algısının küresel bir rekabet haline dönüştüğü günümüzde şehrini anlatabilmek nasıl olmalıdır?

Amerika’nın Kanada sınırında Fergus Fall adlı küçük bir kasabada bir gün soğuk muhabbeti derinleşir. “Burası adam olmaz” der birisi. “Soğuk, kış hem ülkenin en soğuğu, imkânsızlık, itilmişlik ne ararsan var.” Diğeri atılıyor “Nerden biliyorsun en soğuğu olduğunu?”

Öyle ya kim ölçmüş, Evliya Çelebi mi yazmış, Alaska daha soğuk olamaz mı?

Hemen Amerikan Meteoroloji İdaresi’ne yazı yazıyorlar. Gelip ölçümler yapılıyor. Gerçekten de Fergus Fall’un, Amerika’nın en soğuk yeri olduğu ölçümlerle de ispatlanıyor.

Anladık en soğuk yeri olduğunu da, bunun bize ne faydası var, sorgusu bakın nerelere varıyor…

Sonrasında Meteoroloji İdaresi buraya bir istasyon kurmaya karar veriyor. Yerel yöneticiler bütün ilgili şirketlere yazı yazıyor:

“Fergus Fall, Amerika’nın en soğuk yeridir. Hava değişimleri ve soğukla ilgili testlerinizi burada yapmanızı tavsiye ederiz. Yerel yönetim olarak her türlü yardıma hazırız.”

Ölçüm aletleri, beyaz ve elektronik eşya üreticileri, araştırmacılar hemen gelmeye başlıyor. Büyük bir ölçüm laboratuvarı kuruluyor. Bütün ülke kayıtlarına ‘en soğuk yer’ olarak geçiyor. Dahası kış turizmi ve beraberinde eğitimle ilgili bölümler de açılıyor.

Bir de dünyanın en soğuk yeri. var. Rusya’nın Oymyakon’u ile ilgili bir belgesel izlemiştim.

Sibirya’nın uçsuz bucaksız yollarını geçtikten sonra eksi 67 dereceye varan bir yerde konaklamak, hayal. edilecek bir durum değil.

Fotoğraf makineleri, cep telefonları bile soğuktan çalışamıyor. Dışarıda tükürüğünüzü atacak kadar bile ağzınızı açamadığınız bir ortam hayal edin. Burada insanlar nasıl yaşıyor?

Oymyakon’a her yıl başta belgesel, fotoğraf çekimlerinin yanı sıra araştırmacılar gidiyor. O özel şartları görmek, insanları anlamak ve paylaşımlarda bulunmak için.

Eğer daha eğlenceli bir kış ortamı yaşamak isterseniz Çin’i de deneyebilirsiniz. Her yıl 5 Ocak ila 5 Şubat arası Harbin şehrinde Buz Festivali yapılıyor. Son yılların en renkli kış Harbin’de geçiyor, denebilir.

Harbin’deki insan yerleşimi M.Ö. 2200’lere dayanıyor. Eski bir Rus şehri olmasına rağmen burada Amerikalı, Alman ve Fransızlar başta olmak üzere 33 milletten insan görmeniz ve mimarisinde o ülkelere ait mimari eserler bulmanız mümkün.

Buraya dünyanın en kalabalık soğuk şehri diyebiliriz. 4 milyonu aşan nüfusuyla kışın eksi 38 derece soğukları yaşabiliyorlar.

Çinliler 1985 yılından beri Harbin’i Kış Festivali olarak konumlandırıyorlar. Çok da başarılılar. Her yıl televizyonlarda buz heykelleri, buzdan mimarileri ve konaklayabileceğiniz buzdan otelleri bütün dünyaya anlatıyorlar. Hem turist çekiyorlar hem ülkelerini anlatmış oluyorlar.

İster çölde, isterse kutuplarda yaşa; bulunduğun konumu değerlendirebileceğin fırsatlar olabilir.

Türkiye’nin en soğuk yerinde durumlar nasıldır, merak ediyorum.

Hele İstanbul’da kar serpiştirmeye başlayınca iki gün okullar tatil oldu. Aklıma dünyanın soğukla sınavı geldi ve bunları paylaştım. Umarım ders alan idarecilerimiz çıkar.

Continue Reading

Yazar

İki Katı İşi Yarı Zamanda Yapma Sanatı

Hülya Mutlu

Published

on

Yönetici Koçumuz ve ilham kaynağımız Hülya Mutlu’nun tavsiyesiyle okuduğum bu kitap, birçok alanda uygulanabilecek ve önemli ölçüde performans artışı sağlayacak SCRUM tekniğinden bahsediyor. Kitap çok faydalı bilgiler içerdiği için kısa bir özet ile sizlere de ulaştırmak istedim.

Üretkenliğinizi 8 kat arttırmak ister misiniz? Bir üretebileceğiniz zamanda sekiz üretmek. Kulağa hoş geliyor değil mi? Scrum ile bu mümkün. Hükümetler, uluslararası dev şirketler, sivil toplum örgütleri, eğitimciler, yazılım geliştiriciler Scrum’u kullanıyor. Daha üretken olmakla kalmıyor, tüm süreç boyunca daha da mutlu oluyorlar. Sizde ekibinize, projelerinize, fikirlerinize, hissedarlarınıza ve en önemlisi kendinize bir iyilik yapın ve Scrum’u öğrenin ve uygulamaya başlayın. Çünkü dünyanın buna ihtiyacı var.

Bu kitap ilgi çekici hikaye ve gerçek dünya örnekleriyle dolu. Scrum olarak bilinen proje yönetim metodu, ileri teknoloji şirketleri arasında en çok kullanılan üretkenlik aracıdır. Jeff Sutherland bu aracı geniş iş dünyası çevrelerinin avucunun içine koyma görevinde çok başarılı olmuştur.
Bu kitabı okudukça Scrum’un şirketinizin çalışma, yaratma, planlana ve düşünme şeklini nasıl değiştirdiğini göreceksiniz.

Scrum belirsizlik ve yaratıcılığı bir araya getirmektedir. Öğrenme süreci etrafında bir yapı kurmakta, ekiplerin hem ne yarattıklarını, hem de nasıl yarattıklarını birlikte değerlendirmelerine imkân tanır. Scrum ekiplerin birlikte nasıl çalıştıkları bilgisini kullanır ve onlara kendilerini organize etme, süratle iş yapma ve kalitelerini geliştirme araçlarını sağlar.

Scrum basit bir düşünce üzerine kurulmuştur. Bir projeye başladığınızda, düzenli olarak durumununuz kontrol ederek ilerlemekte olduğunuzun istikametinizin doğru olup olmadığını ve bunun gerçekten insanların istediği şey olup olmadığını neden teyit etmiyorsunuz? Ya da yapmakta olduğunuz şeyi nasıl yaptığınızı geliştirmenin, daha hızlı ve daha iyi yapmanın ve buna neyin engel olduğunu bulmanın herhangi bir yolu olup olmadığını neden sorgulamıyorsunuz?
Bunun adı “Denetle ve Uyarla” döngüsüdür. Bazen ne yapıyorsanız durun, ne yapmış olduğunuzu gözden geçirin ve bunun ne yapmanız gerektiğiyle aynı şey olup olmadığını kontrol edin ve daha iyisini nasıl yapabileceğinizi değerlendirin. Bu basit bir fikirdir ancak bunu uygulamak tefekkür, iç gözlem, dürüstlük ve disiplin gerektirir. Kitapta bu yöntemin uygulanmasıyla ilgili

SCRUM’U UYGULAMAK

1- Bir ürün sahibi seçin. Bu kişi sizin yapacağınız ya da başaracağınız şeyle ilgili vizyona sahip kişidir. Bu kişinin iş dünyasının durumunu, pazarı ve de müşteriyi anlaması gerekmektedir.

2- Bir Ekip seçin. İşi gerçekten yapan kişiler kimler olacak? Bu ekibin ürün sahibinin vizyonunu alıp gerçeğe dönüştürmek için gerekli tüm yeteneklere ihtiyacı olacaktır. Ekipler küçük olmalı. Kuralımız 3 ile 9 kişi arasında olmalıdır.

3- Bir Scrum Ustası seçin. Bu kişi ekibin kalanına Scrum’un çatısı konusunda yol gösterecek ve ekibin kendilerini yavaşlatanları elemesine yardımcı olacak kişidir.

4- Bir Ürün İş Listesi yaratın ve önceliklendirin. Bu vizyonu gerçek kılmak için yapılacak her şeyin listesidir. Bu iş listesi ürünün yaşam süresi boyunca var olur ve evrim geçirir.

5- Ürün İş Listesini İyileştirme ve Önceden Kestirme. Ürün iş listesindeki işleri gerçekten tamamlayacak olan kişilerin ne kadar emek harcayacaklarını önceden tahmin etmeleri önemlidir. Ekip iş listesindeki her bir kaleme bakıp gerçekten yapılabilip yapılamayacağını görmelidir. Bir şeyin “tamamlandığının” göstergesi olacak standartlara dair herkes fikir birliğinde mi ve tamamlananların bir tanımı var mı? İşleri tamamlamak için yeterli bilgi mevcut mu? Gözle görülebilir bir değer katıyor mu? İş listesini saat cinsinden tahmin etmeyin çünkü insanlar bu işte gerçekten çok kötü. Göreceli boyutlara göre tahminde bulunmaya çalışın. Küçük, orta ve büyük beden gibi.

6- Sprint Planlama. Bu scrum toplantılarının ilkidir. Ekip, Scrum ustası ve ürün sahibi sprint’i planlamak için bir araya gelir. Sprintler1-4 hafta arasında olan ve sürekli eşit bir zaman aralığına sahip olmalıdır. Genellikle 1 veya 2 hafta tercih edilir. Ekip iş listesine bakar ve her bir sprintte ne kadar işi bitirebileceğini tahmin eder. Bitirilen her bir sprintten sonra bitirilen iş listesi rakamını gözden geçirilmelidir. Bu ekibin her bir sprintteki hızını belirlememize yardımcı olacaktır. Scrum ustası ve ekip her bir sprintte bu hızı arttırmaya çalışmalıdır. Bu toplantı esnasında herkes bu sprint’te herkesin neyi başarmak istediğini gösteren bir sprint hedefi üzerinde de anlaşmalıdır.

7- İşi Görünür Kılın. Scrum’da bunu yapmanın en yaygın yolu üç sütunlu bir scrum tahtası hazırlamaktır. Yapılacaklar, Devam Edenler ve Tamamlananlar. Yapışkan kağıtlar tamamlanacak iş kalemlerini temsil eder ve ekip onların her birini tamamladıkça birer birer tahta üzerinde hareket ettirir.

Bir diğer yöntem ise Burndown şemasıdır. Bir eksende ekibin Sprint’e dahil ettiği sayı, diğerinde ise günlerin sayısı yazılır. Scrum ustası her gün tamamlanan işleri sayar ve onları şemaya işler. İdeal olarak sprintin son gününde sıfır iş kalemi kalacak şekilde aşağı doğru dik eğilimli bir çizgi olacaktır.

8- Günlük Stand-Up veya Günlük Scrum. Bu Scrum’un kalp atışıdır. Her gün aynı saatte 15 dakikayı geçmeyecek şekilde Ekip ve Scrum ustası bir araya gelirler ve aşağıdaki 3 soruyu cevaplandırırlar;
 Ekibin Sprinti tamamlamasına yardım etmek için dün ne yaptın?
 Ekibin Sprinti tamamlamasına yardım etmek için bugün ne yapacaksın?
 Senin ya da ekibin önünde, Sprint hedefine ulaşmanızı engelleyen bir durum var mı?
Bu toplantı 15 dakikayı aşıyorsa, toplantıyı yanlış yapıyorsunuz demektir. Toplantı ekibi yolda tutmayı sağlar.

9- Sprint’in gözden geçirilmesi ya da demosu: Sprint süresince ekibin neleri tamamladığını gösteren toplantıdır. Ekip burada sadece tamamlanan tanımına uyan şeyleri göstermelidir. Yani tamamen bitirilen ve üzerinde hiçbir ilave çalışma yapılmadan teslim edilecek şeyleri. Tamamen hazır bir ürün olmayabilir ancak bir ürünün tamamlanmış bir özelliği olmalıdır.

10- Sprint Geçmişine Bakış. Ekip sprintin sonunda neleri tamamladığını gösterdikten sonra oturulur ve neyin yolunda gittiği, neyin daha iyi olabileceği ve bir sonraki Sprint’te neyin daha iyi yapılabileceği düşünülür. Etkin olmak için bu toplantı belirli bir duygusal olgunluk düzeyi ve güven atmosferi gerektirir. Akılda tutulması gereken önemli husus suçlayacak birini aramadığımızdır, sürece bakmalısınız. Neden bu şekilde oldu? Bunu neden gözden kaçırdık? Bizi ne daha hızlı kılabilir? Kişilerin bir ekip olarak süreçler ve çıktılar için sorumluluğu alması ve yine bir ekip olarak çözüm aramaları çok önemlidir. Toplantı sonrası ekip ve Scrum ustası bir sonraki Sprint’te uygulayabilecekleri bir gelişim üzerinde anlaşmaya varmalıdır.

11- Ekibin engellerle olan tecrübesi ve süreç gelişimlerini dikkate alarak derhal bir sonraki Sprint döngüsüne başlayın.

Continue Reading

Öne Çıkanlar