Connect with us

Yazar

Evren’de yaşayan tek canlılar biz miyiz… Nerede Bu Uzaylılar?

Selçuk Topal

Published

on

93 milyar ışık yılı (yaklaşık olarak 93.000.000.000 x 10.000.000.000.000 km!) çapa sahip görünen Evren’de yaşayan tek canlılar biz miyiz? Görünen Evren’de 2 trilyon başka galaksi olduğu düşünülüyor. Her galakside yüz milyarlarca yıldız ve trilyonlarca öte-gezegen olabilir. Bu da evrenin bir köşesinde başka canlıların olma olasılığını arttırıyor. Eğer Dünya oluşmadan önce Evren’in bir köşesinde birçok kez canlılığın ortaya çıkması için gerekli koşullar oluşmuş ise ve bu canlıların bizim şu an hayal edemeyeceğimiz derecede teknolojiye sahip olmak için bolca zamanları varsa neden hala bu tarz gelişmiş bir uygarlık bizi ziyaret edip okeye dördüncü olamadı? Nerede bu gelişmiş uygarlıklar? Neden gelip bir kıtlama çayımızı içmediler henüz?

Nerede bu uzaylılar

Evren gerçekten büyük bir yer. Bırakın evrenin kendisini içinde yaşadığımız galaksi Samanyolu bile bizler için devasa bir yer. Galaksimizden belli bir uzaklıkta bulunan tüm galaksiler bizden ışık hızından daha hızlı uzaklaştığı için (aradaki uzayın toplam genişleme hızı) o galaksilere ulaşmamızın hiç imkanı yok. İsterseniz ışık hızında gidin. Ulaşamazsınız. İşte bu nedenle Evren’in bir köşesinde Dünya dışı canlı olsa bile bize yeterince yakın olmalı ki iletişim kurabilelim.

Fazla uzaklara gitmeden ortalama 400 milyar yıldız içeren kendi galaksimiz Samanyolu’nda Dünya dışı canlı aramak daha mantıklı bir seçenecek olarak karşımıza çıkıyor. Galaksimizde Güneş benzeri 20-30 milyar başka yıldız olabilir. Galaksimizde en az 1 milyar adet Dünya boyutlarında ve Güneş gibi bir yıldızı olan öte-gezegen olduğu düşünülüyor. Ancak biz sadece yaklaşık 4000 adet öte-gezegen belirleyebildik ve bunların da yaklaşık 50 adetinde hayat olabileceğini düşünüyoruz. Bu öte-gezegenlerden biri de uzay aracı göndermeyi planladığımız komşu yıldız sistemindeki Proxima b gezegeni. Bize en yakın hayat barındırma ihtimali olan öte-gezegen.

Nerede bu uzaylılar

 

Galaksimiz yaklaşık 13 milyar yıl yaşında. Dünya ise kabaca 5 milyar yıl yaşında. Yani Dünya ortaya çıkmadan önce galaksimizde yaşam barındıran başka gezegenlerin ortaya çıkmış olması çok büyük bir ihtimal. Hatta bunlar içerisinde bizden sadece birkaç milyon yıl önce ortaya çıkan 1 adet uygarlık bile olsa tüm galaksiyi kapsayan bir GPS sistemi kurmaları için bolca zamanları vardı. Değil mi?

Eğer süper uzay gemileri yapıp galaksinin her köşesine adım atacağız diye yola çıkar ve bu yolculuk boyunca üreme sorunu yaşamadan, yaşamsal gereksinimleri karşılayabilecek teknolojiye sahip olsaydık tüm galaksinin ortalama 2 milyon yılda altını üstüne getirmiş ve her köşesine muhtemelen dönerci açmış olurduk. 2 trilyon galaksi içerisinde döner kokan tek galaksi de burası olurdu. 2 milyon yıl çok uzun bir süre gibi görünebilir ama 13 milyar yıl yaşındaki bir galaksi için 2 milyon yıl aslında çok kısa bir süre. İyi de nerede bunlar?

Nerede bu uzaylılar

Evren’de 3 farklı tip uygarlık olabileceğini düşünüyoruz. Buna Kardaşev Ölçeği deniyor.

Tip I: Yaşadığı gezegenin tüm enerjisini kullanabilme gücüne sahip bir uygarlık. Biz bu ölçekte yaklaşık 0.73 yöresindeyiz. Şu an Tip 0’dan Tip I uygarlığa geçiş aşamasındayız ve belki de 100 yıl içerisinde Tip I uygarlık haline geleceğiz.

Tip II: Kendi güneşinin tüm enerjisini kullanabilen bir uygarlık. Bu bilim kurgu gibi duran ama teoride mümkün bir mühendisliği başarmış olmak anlamına geliyor (örn. Güneş’i çevreleyen Dyson Küresi inşa etmek gibi).

Tip III: İçinde bulunduğu galaksiyi mahallenin arka sokakları kadar iyi bilen ve galaksinin her köşesindeki enerji kaynağını kullanabilen bir uygarlık.

 

Evren’de Dünya dışı zeki canlı olma olasılığının yüksek oluşuna rağmen henüz bu zeki varlıklarla karşılaşmamış olmak çözemediğimiz bir paradoks. İşte buna Fermi Paradoksu deniyor. Her ne kadar yanıtı tam olarak bilemesek de bazı olasılıklar üzerine tartışabiliriz.

1) Evren’in erken zamanlarındaki fiziksel koşullar canlılığın başlaması için elverişli değildi ve ancak yakın zamanda koşullar canlılığa izin verecek derece uygun hale geldi ve canlılık oluştu. Canlılığın ilk örnekleri olan bu uygarlıklar henüz yıldızlar arası yolculuk yapacak kadar ilerlememiş olabilirler. Bakın mesela biz o kadar ilerlemedik henüz.

2) Evren’de geçilmesi çok zor ya da geçilemeyen bazı filtreler olabilir. Önceden hayat barındıran bazı gezegenler bu nedenle artık hayat barındırmıyor olabilir. Dünyamız şimdi hayat dolu ancak bir süre sonra Venüs gibi dev bir sera etkisi gezegeni kavurabilir. Belki Venüs böyle bir ölümcül filtreyi geçemediği için şimdi hayat barındırmıyordur. Küresel ısınma belki de Dünya’nın yüzleşmesi gereken o geçilmesi zor filtrelerden biridir.

3) Belki de teknolojik ilerlemişlik aslında sonumuzu hazırlayan yegane şeydir. Eminim Nagasaki ve Hiroşima’nın sakinleri bu dediğimi daha iyi anlıyor. Ne de olsa onlar bilim ve teknolojideki o ‘muhteşem ilerlemeyi’ bizzat deneyimlediler. Örneğin moleküler nanoteknoloji kontrolden çıkıp Dünya dışı zeki varlıkların olduğu gezegeni yok ederken kendisini çoğaltmış olabilir (Bkz. Grey Goo). Belki bu nedenle geçmişte hayat bulan ileri uygarlıkların yerinde şimdi yeller esiyor olabilir. Bilim ve teknolojideki gelişmişliğin savaşları durdurmak yerine daha kanlı bir şekilde devam ettirdiğini deneyimleyen insanoğlu olarak bu seçenek de kulağa mantıklı geliyor.

4) Belki de Evren’de gerçekten 3. Tip bir uygarlık var ve bizi gözlemliyorlar (bu seçeneği en çok ufocular sevdi biliyorum!). Eğer başka bir uygarlık tehlikeli düzeyde ilerlemişse bu 3. Tip uygarlık tarafından yok ediliyor olabilir. Bu teori doğru olsaydı Dünya’nın çoktan yok edilmiş olması gerekirdi sanırım. Bir Otostopçunun Galaksi Rehberi filmindeki gibi belki de intergalaktik komite buradan yol geçirmek istediği zaman Dünya yok edilecektir.

5) Şu an sahip olduğumuz ve övündüğümüz iletişim sistemlerimiz gelişmiş Dünya dışı canlılar için çok ilkel olabilir. O nedenle gönderdiğimiz mesajları anlamıyor olabilirler. Ya da onların gönderdiği mesajları biz anlamıyoruz.

6) Dünya dışı zeki yaşam formu var. Ancak onlar bu gezegeni ziyaret ettiğinde Dünya’da henüz canlılık oluşmamıştı. Başka bir tabirle buralar hep tarlaydı. Ve zeki varlıklar not defterlerine ‘bu gezegende yaşam yok’ diye not aldılar ve bir daha gelmemek üzere evrenin derinliklerine yelken açtılar.

7) Son olarak belki de biz gerçekten evrende yalnızız. Dünya dışı yaşam yok. En azından gelişmiş canlılar olarak yalnızız. Başka bir yıldız veya galakside bulunan bir gezegenin yüzeyinde oradan oraya lay lay lom dolaşan ve içinde bulunduğu o minicik alandan daha ötesi hakkında zerre kadar bilgisi olmayan bir bakteri türü olabilir. Eğer Dünya dışı canlılar bu düzeydeyse onların bizi ziyaret etmesini beklemek saçmalık olur.

 

Diğer yandan Fermi Paradoksu olarak bildiğimiz şey aslında Fermi’nin kendi fikri olmayabilir. Aslında Fermi’nin kastettiği başka birşeydi ama her eski hikayede olduğu gibi bu da hata ile Fermi’ye atfedilmiş gibi görünüyor. Örneğin telefonu kim icat etti diye sorsak Graham Bell diyenlerin sayısı Antonio Meucci diyenlerden fazladır. Ya da teleskobu ilk kullanan Galileo diyenlerin sayısı Galileo’den önce teleskop Avrupa’da icat edildi diyenlerin sayısından daha fazla olur. Tarih böyle hatalarla dolu galiba. Elbette Fermi Paradoksu’nun adını değiştirecek değiliz. Yapışmış bir kere. Diğer yandan aslında bu bir paradoks olmayabilir. Evet Evren’de Dünya dışı yaşam olma olasılığı yüksek. Ancak o zeki varlıklar evlerinden çok uzaklara diğer yıldızlara yolculuk yapmak istememiş olabilirler. Bu da Evren’de zeki yaşam olduğunu ama buraya neden gelmediklerini basitçe açıklar. Ya da süper bir uzay gemisi yapıp yıldızlararası yolculuk yapacak derecede teknolojik gelişmişlik gösteren Dünya dışı canlı yok ve işte bu nedenle henüz kapımızı çalan bir uzaylı da yok. Ortada aslında bir paradoks yok. Sadece cevabı olmayan bolca soru var. Hikayeyi merak edenler şu makaleyi okuyabilirler -> Fermi Paradoks?

Nerede bu uzaylılar

An itibariyle evrende Dünya dışında yaşam olduğuna dair elimizde bir bulgu yok. Uzay sessiz ve ölü. Kimse bize seslenmiyor veya sesimizi duymuyor. Galaksimiz Samanyolu ortalama 100.000 ışık yılı çapında ve insanlık olarak gönderdiğimiz radyo sinyalleri 100 ışık yılı öteye ancak ulaşabildi. Eğer tüm Dünya tarihini 24 saate sıkıştırsaydık insanoğlu 24 saatin son saniyesi ortaya çıkmış olurdu. Yani biz bu devasa kozmik deniz üzerindeki Samanyolu denilen bu gökadada daha çok yeniyiz. Henüz içinde yaşadığımız adayı bile tam anlamıyla çözebilmiş değiliz. Okyanustaki başka adalara yolculuk yapmak ise şimdilik imkansız görünüyor.

Nerede bu uzaylılar

 

Eğer evrende yalnız olmak size korkutucu geliyorsa böyle hissetmeniz normal. Zifiri karanlık bir odada tek ışık kaynağınızın bir mum olduğunu düşünün. Mum yandığı sürece ışığınız var. Ama bir süre sonra o ışık sönecek. Yani bir başka deyişle Dünya’daki yaşam yok olacak ve belki de evrendeki tek ışık kaynağı sönmüş olacak. Eğer bunu istemiyorsak gezegenimizdeki canlılığı yok etmeden Tip 3 uygarlığa evrimleşmemiz gerekir. Bunu başarabilecek miyiz? Defolu insan doğasını denkleme katarsak başarabilme olasılığımız sıfıra yakın. O nedenle zaman geçtikçe insandan daha insan başka bir canlıya evrimleşeceğimizi umut etmek beni mutlu ediyor. Siz de deneyin.

Belki de ‘Evren’de dünya dışı zeki yaşam formu var mı?’ sorusuna verilecek en doğru ve basit cevap şu olabilir: ‘Evren’de zeki yaşam olduğunun yegane kanıtı henüz bizimle irtibata geçmemiş olmalarıdır.’

Bilim, mantık ve sevgi yol göstericiniz olsun. #gelecekuzayda

@astronomTurk

Dr Selçuk Topal

Advertisement
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazar

Tarımın Neferleri…

Timuçin Demir

Published

on

TARIMSAL SAHADA MÜTEŞEBBİS OLMAK…

 

Ülkemizin çiftçi kayıt sistemine dahil alanlarında istihsalin gerçek mihmandarları olan tüzel kişilerin ve gerçek kişiler yani çiftçilerimizin yakın geçmişte start alan ve halen devam eden, Ziraat Bankası marifetiyle sıfır faizli (0) Tarım Kredilerinden yararlandırıldıkları bilinmektedir. Bu vaziyet gerek üretici ve gerekse tarımsal tesis sahibi yatırımcılar için son derece olumlu bir zaviye yaratmıştır. Bilindiği gibi Global dünyada tarımın ve tarımsal üretimin artması için daha fazla müteşebbis ve taze beynin bu sektöre katılımı kaçınılmazdır. Özellikle ülkemizin geniş tarım alanları düşünülürse, istihdam sağlanması  ve sosyolojik faydaları vs. sebeplerden mütevellit pekçok gerekçe için tarıma yatırım yapan sanayici ve müteşebbis ehemmiyet kazanmaktadır.

Bu hususta bahsi geçen paydaş sayısını arttırma cihetiyle Ziraat Bankasının kredi konusundaki politika ve stratejileri alkışı hak etmektedir.  Hal böyleyken  ilgili kuruma müteşekkir olmak hepimizin millet olarak zaruri borcudur lakin bahsi geçen kredi konumuyla ilgili gerekli düzenleme yapılırken müteşebbisi var edecek ve yeni beyinleri bu platforma dahil edecek en yüksek fayda mamağfi sağlanamamaktadır. Gerekçesi zaten bu kredi ile projesi ve kendi yatarımını finanse etmek isteyen yatırımcıya dayatılan TEMİNAT….tır.

Söz konusu müteşebbis ancak gerekli projeleri banka huzuruna getirmekle kalmayıp, kredilenebilmek için yahut gerekli sermayeyi oluşturmada kullanacağı kredi için teminat bulmak zorundadır. Oysa öz kaynak sıkıntısı olan ama diri bir beyin ve inovasyonu hissettiren projelerle ülke tarımına aksiyon getirecek bu güruhun zaten bırakın teminatı, kendini finanse edecek özkaynağı yetersizdir. Ülkemizin ilgili Bakanlığı ve bankası tarım alanlarında üretimi artıracak ve yeni beyinleri müteşebbis sıfatıyla rekabetçi yarışın içine katacak kontrollü bir metod bularak bu teminat problemini aşmalıdır. Bunu aşmak demek, her anlamda tarıma pekçok yeni ve taze beynin katkı sağlaması demektir. Özellikle bu kriterlere vakıf, inandırıcı ve gelişime açık akil insanların sadece sermaye sahibi olamadığından elenmesi yahut değerlendirilememesi ülke adına büyük kayıptır.

Kaldı ki teminatı olan tarım üreticileri her durumda bu kredileri yıllara sair kullanmaktadır. Mevcut yapı, menkul ve gayrimenkulleri ile varlıklarını korumaktadırlar ve sözü edilen kaynakları kullanmada büyük sorunlar yaşamadan ticari faaliyetlerini sürdürmektedirler.

Tam da bu noktada, Büyük Türk Devleti’nin anaç yüzü yine ülke insanının ali menfaatlerini gözeterek, bilgisi, projesi ve yeteneği tartışılmaz, üretime ve tarımsal gelişime yenilik ve katkı getireceği aşikar bu  müteşebbis grubun elinden tutmalıdır. Bu cihetle Tarım Bakanlığımız, ülkemizin bankası Ziraat Bankası ile ortak paydada bu süreci nasıl yöneteceği ve çözüme kavuşturacağını birkez daha gözden geçirmelidir. Artık, parası, mal varlığı yada bir finans kaynağı olmayan, işçi, memur yada çifçi çocuğu olup, eğitimini Ziraat üzerine tamamlamış, kafası çalışan, iş bilen, yıldızı parlak, tarım, üretim, tohum, gübre yahut bu hususlarla haşır neşir olup projesini geliştirmiş, fikirleri iktisadi hayata döndürme konusunda yetenekleri tartışılmaz beyinlerimiz ziyan olmasın.

Şüphe yok ki;  yenilikler, yeni beyinler ve yeni düşünceler ile gelişim sağlayacaktır.

Continue Reading

Yazar

Bu yıl hangi teknolojileri konuşacağız?

Enez Özen

Published

on

Öncelikle en büyük kişisel beklentilerimi sıralamak istiyorum:
. Esnek telefonlar bu yıl çıkacak mı?
Ä°lgili resim
. 5G sonrası ortaya çıkacak, bant genişliği ve GSM teknolojisi ne olacak?
5 g ile ilgili görsel sonucu
. Çin’de iki bebeğe uygulanan CRISPR teknolojisinin ahlaki sonuçlarıyla ilgili genel kanaat ne olacak?
CRISPR çin ile ilgili görsel sonucu
. Elektrik araçların pil ömürleriyle ilgili yeni bir buluş gerçekleşir mi?
elektrikli araba ile ilgili görsel sonucu
. Amazon’un uydudan ücretsiz internet uygulamasıyla ilgili denemeleri nasıl bir sonuç doğuracak?
Ä°lgili resim
. Birkaç yılda bir yeni bir sosyal medya uygulaması sosyal medyayı sarsıyor, bu yıl yeni bir sosyal medya çıkma ihtimali olabilir mi?
. Asistan hizmetleriyle uygulamalar çok arttı, yapay zeka ile donatılmış asistan hizmetleri kapsamını ne kadar genişletecek?
asistan google ile ilgili görsel sonucu
Soruları uzatabilirim ama gelelim teknoloji çevrelerinin, etkinliklerinin gündemine:
Yılın ilk teknoloji gündemi Las Vegas’taki Tüketici Elektroniği Şovu yani CES Fuarı ile başlıyor.
CES, teknoloji ve yenilikçiliğin ruhuna ilham verir. Yıllar geçtikçe daha fazla ilgi gören etkinliğin buy yıl 180 bini aşkın endüstri yöneticisi, medya mensubu, yatırımcı, girişimci Las Vegas’ta ağ fırsatları, konferanslar, önemli notlar, uygulamalı sergiler ve daha fazlası için bir araya gelecek.
CES 2018’de 182.198 endüstri profesyonelini ağırladı ve Eureka Park’ta 1.018 start-up akıllara durgunluk veren girişimlerini sergiledi. 4.598 katılımcı şirket ve marka kendini gösterme fırsatı buldu, ürünlerini tanıttı.
Twitter’da 1 milyondan fazla, Facebook’ta ise 224 bini aşkın video CES’den bahseden paylaşım yapıldı. Dünya genelinde bütün sosyal medya ve geleneksel medya paylaşımları 107 milyon adedi geçti ve 71 milyar potansiyel kişiye ulaşılabilir bir yaygınlığa erişti.
CES’e duyulan ilgisi şundan kaynaklanıyor: En son akıllı şehirler, spor teknolojisi ve tasarım ve kaynak gibi yeni kategorilerin ortaya çıktığı ve araç teknolojisinden dronlarının büyümesini sürdürdüğü konulara kadar yeniliklere fırsat veriyor.
Neredeyse bütün teknoloji devlerinin yöneticileri başta olmak üzere bini aşkın sunum, konuşma ve basın toplantısı yine fuar süresince gerçekleşiyor ve bütün bir yılı domine eden bir etkinlik halini alıyor.
Amerika’da Huawei ve ZTE konusunda güvenlik kaygıları sürüyor ve Amerika ile Çin arasındaki ticaret savaşı CES’te etkisini gösterecek. Yani geçmiş yıllardaki Çin teknoloji şirketlerinin etkisi bu yıl görünmeyebilir. Yine de otonom araç üreten Baidu başta olmak üzere mobil üreticilerinin dışında Çinli şirketleri görebileceğiz.
CES açısından otonom araçlar önemli bir çıkış yeri. Tesla, Ford gibi Amerikan şirketlerinin yanı sıra Mercedes, Audi, BMW gibi Avrupalı markaların prototipleri ve yeniliklerini burada sergilemeleri bekleniyor.
Bunun yanı sıra CES, her yıl otonom araçlar, giyilebilir teknolojiler, ev teknolojileri konusunda daha etkin olmaya devam ediyor.
Önümüzdeki süreçte, mobil, otonom araçlar, ev ürünleri ile kişisel ürünler dünyanın farklı yerlerinde ve farklı etkinliklerde kendi gündemleriyle gündeme gelirse şaşırmam. Zaten Şubat sonu Barcelona’da Dünya GSM Kongresi yapılıyor ve cep telefonlarıyla ilgili en son teknolojiler sunuluyor ve tartışılıyor. Bu yılın Barcelona gündemini 5G olacağı biliniyor.
Haliyle, Çinli markalar Amerika defansını delmek için Barcelona’da büyük bir şova hazırlanıyor olacaktır.
Samsung da, Galaxy 10 serisini burada tanıtacağına dair ipuçlarını verdi. Samsung, kulislere bakılırsa, esnek modelini bu yıl da tanıtmayı gündeme almadı.
Buna karşılık CES’te 8K televizyonları sadece Samsung değil LG de tanıtacak.
Sony, CES’te yeni bir çıkış arıyor ama kulisler farkındalığı güçlü bir telefonla çıkabileceğini bu yıl da ihtimal vermiyor. Sony, akıllı telefonların kamera özelliklerini geliştirecek potansiyele sahip. Bu konuda bir tedarik şirketine dönerse şaşırmayacağım.
Geçen yıl Türkiye pazarına Xiaomi ofis ve mağaza açarak giriş yaptı. Bu yıl ise dünya akıllı telefon pazar payı ile dördüncü olan Oppo girdi. Yerli üreticiler olan GM, Casper ve Vestel’i de dikkate alırsak, rekabet yeni başladı, diyebiliriz.
Apple, ürün lansmanlarının bu tür genel etkinliklerde yapmıyor. Yine de Qualcomm ile devam eden patent ihtilafları ile uğraşırken akıllı telefon pazar payı oranında üçüncülüğü de kaybedebilecek gibi görünüyor.
Qualcomm, akıllı telefon pazarının geleceğini belirleyen şirketlerden. Bu yıl 5G uyumlu ürünlerin lansmanı ağırlık kazanacak.
5G ve geniş bant internet yatırımları sebebiyle önümüzdeki iki yılın ara ürünler ile piyasalar meşgul edilecektir. Bunun yanı sıra teknoloji aksesuarları konusunda verimli bir yıl olacağını tahmin etmek zordur.
Dünya ticaret savaşları ve pek çok ülkede yaşanan ekonomik krizler, teknoloji ürün satışlarında ciddi sorunlar ortaya koyabilir.
Bu yönüyle maliyetleri aşağı çekecek mobil uygulamalar, e-ticaret projeleri ve blockchain teknolojilerini daha fazla konuşacağız.
Sağlık teknolojisi, önümüzdeki 30 yılın en fazla konuşulacak alanlarından olacaktır. Her şartta yeni sağlık teknolojileri, buluşlar, ilaçlar ve tedavi yöntemleri duymaya hazır olun. CES başta olmak üzere, bu konularda yeni ürünlerin sergilendiğine şahit olacağız.
Akıllı cihazların yaygınlaşma alanı ev, ofis ve şehir olarak genişliyor. En büyük teknoloji yatırım alanı akıllı şehirler olacaktır. Öncelikle belediye seçimleriyle birlikte ülkemizde de akıllı şehir yatırımları gündemde daha fazla yer alacak. Ancak bu alan, kamusal yatırımlara girdiği için tüketici ürünleri gibi popüler etkiler oluşturmuyor.
Teknoloji o kadar etkin bir dalga oluşturuyor ki alt ve üst gelir düzeyindeki kişileri eşit olarak hedefinde tutuyor. Hal böyle olunca, kimse bu alanı ilgi alanından çıkaramıyor.
Şimdiki teknoloji beklentilerimiz bu yıl cevap bulsa bile, önümüzdeki yıl farklı beklentiler artmaya devam edecektir.

 

Continue Reading

Yazar

Gıda markalarının en büyük hayal kırıklıkları

Fikri Türkel

Published

on

İyi bir ürün, akıllı bir tercih, başarılı bir markalama, etkin bir pazarlama bile olsa illa bir ürünün tutması garanti değildir. Bunun en iyi örnekleri de pazarın önde gelen markaları yaşıyor.

Rekabetin yoğun olduğu pazarlarda pek çok marka ve alt marka bu dalgaları sulara girip kaybolmuştur. Tarihin unutulmaya yüz tutan bu başarısızlık örneklerini toplamaya çalıştım.

En büyük başarısızlık örnekleri çoğu kere en büyük markalardan gelmektedir. Coca Cola bunlardan biridir.

NEW COKE (1985 Yılı):

New Coke yani Yeni Kola, tarihte ilk defa tüketicilerin tepki gösterilerine sebep olan bir ürün oldu. Bütün dünyanın en önemli gündemi haline geldi. Ana haber bültenlerinde yeni formül, canlı yayın kesilerek duyuruldu. Hatta Amerikan Senatosu’nda bir senatör, “ABD tarihinde anlamlı bir an” diye bahsetme gereği duymuştu.

Sonuçta unutulup gitti. Şimdi Light, Zero gibi seçenekler var, şu anda New Coke diye bir ürün çıksa kimse tepki göstermeyecektir.

WOW! Chips, FRITO-LAY (1998 Yılı):

Ruffles’ın bu çubuk cipsleri, sindirim kanalınızdan zararsızca geçmesi beklenen yapay bir yağ olan Olestra ile yapıldı.

Olestra, 1996 yılında FDA tarafından cips, kraker ve benzeri ara öğün (snack) besini içinde kullanılmasına izin verilen kalorisiz yapay yağdır. Yağ ile birlikte vitaminlerin de vücuttan atıldığı iddia edildi. Sonuçta bazı tüketicilerde gastrointestinal yani mide ve bağırsak rahatsızlıkları gibi yan etkileri ortaya çıktı.

Ardından dava açıldı ve kaybolup gitti.

CRYSTAL PEPSI, PEPSİ (1992):

KFC, Pizza Hut, Taco Bell gibi uluslararası gıda zincirlerinin sahibi Yum Brands’ın o dönemdeki CEO’su David Novak, Crystal Pepsi’nin tüketici sağlığını ve saflığa olan ilgisini güçlendirmek için geliştirildiğini belirtmişti. Fikir güzeldi ve restoranlarda hızlı tüketim ürünleriyle iyi gideceği bekleniyordu. Ancak, Pepsi bu ürünüyle para kazanamayacağını anladı ve 90’lı yılların sonunda piyasadan çekti.

Tüketicilerin tadı nasıl olması gerektiği konusunda kafası karışmıştı: Normal bir kola tadı yerine narenciye aromalıydı. Super Bowl reklamı yayınlanması bile bu içeceği başarıya ulaştıramadı.

GERBER SINGLES, GERBER (1974):

Gerber Singles, Yetişkinlere has yiyecekler üretmek için yola çıktı. Gerber firması bu fikirle, Burgundy Eti (Fransa’nın Burgonya Bölgesi) Akdeniz Sebzeleri, Yaban Mersin’i Tatlısı gibi yiyeceleri piyasaya sürdü. Bunların özellikleri bebek maması kıvamında büyüklerin kolayca erişip tüketebileceği yiyecekleri kavanozlarda piyasaya sürdü. Ancak bu, tüketicilerin, bir kavanozdan yüzlerine tatsız, yağ gibi görüntü yerine çiğnemek için biraz zaman istedikleri sonucu ortaya çıktı.

Gıda algısı bakımından ders alınması gereken bir örnek markalama çıkışıdır.

SATISFRIES, BURGER KING (2013):

Burger King, Satisfries yenilenmiş patates kızartması ile daha sağlıklı fast-food seçenekleri arayan tüketicilere hitap etmeye çalıştı. Uygulamada, tüketicilerin daha sert bir dış kaplamaya ve daha kuru bir dokuya sahip olmak istedikleri geri bildirimi aldı. Sonuç yeni ürün pazardan düştü.

ARCH DELUXE, MCDONALDS (1996):

Her şeyin lüksü olur da, hamburgerin olmaz mı?

Arch Deluxe A McDonalds, Arch Deluxe ürünüyle patates püresinde peynir, marul, soğan, domates, ketçap ve mayonez-dijon hardal soslu burger yaptı. Yetişkinler için tasarlanan bu ürün tüketici nezdinde itibar görmedi.

Lüks burger konusunda bugünlerde de pek çok deneyim yaşanıyor. Sonucu göreceğiz.

COCAINE, REDUX Beverage (2007):

Amerika’da zirvede olduğu günlerde, konuyu yazmıştım. Popülerlik ayrı, tutundurma ayrı bir durumdur.

Kokain Yasadışı sokak uyuşturucularına alternatif olarak kendisini pazarlamak için 2007 yılında raflardan çekilen bu aşırı enerji içeceği, Red Bull’un kafeininin 2,5 katına sahipti.

Kurucusu, bir başarı hikayesi olarak Türkiye’ye gelip Cocain markasını anlatmıştı. Kelime oyunlarına yönelik, İngiltere’de de sigara yasağını delmek için Nothing diye bir marka çıkmıştı.

Kelime oyunları, çoğu kere markanın aleyhine bir sonuç doğuruyor.

BREWED COFFEE IN A BOX, MAXWELL HOUSE (1990):

Demleme Usulü Kahve, soğuk demleme çılgınlığının başlamasından önce, Maxwell House, tüketicilere karton kutuda hazır demlenmiş kahve satılmasına öncülük etti. Brewed Coffe in a Box, ürününde sorun tek değildi. Ambalaj karton folyo kaplıydı. Soğuk içmeyi deneyenler, paketiyle mikro dalga fırına koyanlar, paketiyle ısıtanlar, bardağa koyup ısıtma ayarını tutturamayanlar gibi şeyler…

Sonuçta ya erken doğdu, ya da müşteri deneyiminde bir yanlışlık oldu. Kaybolup gitti.

MAZAGRAN, STARBUCKS VE PEPSI (1995):

Bir kahve devi ile bir içecek devi nasıl bir ürün ortaya çıkarır? Cevabı Mazagran’da bulabilirsiniz. Böylece Pepsi, Starbucks zincirlerine girme şansı bulacaktı. Bu karbonatlı, kahve sodalı içecek baharatlanmış ve narenciye aromaları katılmış Mazagran, müşterilerin de kafasını karıştırdı.

Diğer taraftan, hazırlama sürecine alışmış Starbucks müşterisi hazır ürünü tercih edip etmeyeceğine dair bir uygulamayı da yaşamış oldu.

ZIMA, COORS BREWING COMPANY (1993):

90’lı yılların başında başlayan berrak içecek modasına uyan Coors, bira benzeri alkollü içecek Zima ile şarap pazarına göz dikti. Tasarım fikri, teoride başarılıydı ama istenilen sonuçları elde edemedi. Yine de limon aromalı içecek, ancak 2008 yılına kadar üretimde kalmayı başardı.

FOURLOKO, PHUSION PROJECTS/DRINK FOUR BREWING COMPANY (2005):

Parti veren gençlerin talihsiz bir iki tercihi vardı: içki ve kafein. Yatırımcı bu iki maddeyi birleştirmeyi hedefledi ama sonuç hastanelik sonuçlar doğurdu. FDA formülü yasakladı. Üretici kafeinsiz bir formülasyonu çıkarmayı denese de piyasada tutunma şansı bulamadı.

Yenilik ve tüketici tercihleri sizi her zaman doğru pazar sonuçları almanızı sağlamaz.

LIFE SAVERS SODA, LIFE SAVERS (1980’li yıllar)

Bu parlak renkli içecek, lezzet testlerinde başarılı sonuçlar aldı. Ancak mağazalardaki satış sonuçları başarılı olamadı. Eleştirmenler, tüketicilerin şekerli içecekler kategorisinde tadabilecekleri çok fazla seçeneğin olduğunu belirtmekle yetindiler.

En zorlu gıda kategorisi içecek olmaya devam ediyor. Bugün daha fazla şekerli içecek seçeneği var. Bir de şeker aleyhtarı sosyal kampanyaları da buna ekleyin.

EZ SQUIRT KETCHUP, HEINZ (2006):

Ez Squirt ürününde, fikir yeterince basitti: geleneksel olarak kırmızı tonlu ketçap alın ve bilimin büyüsüyle farklı renkler elde edin. Her yaştan çocuklar için tercih edilecek bu ketçap lezzeti, kolay bir piyasa üstünlüğü elde edeceği düşünülüyordu. Gerçekten de bir süre, Heinz’in pazar payını yüzde 60’ın üzerine çıkardı. Yenilik hızla yıprandı ve 6 yıl boyunca üretimde kalmasına rağmen, ürün sönüp gitti.

PEPSI A.M., PEPSI (1989):

Bu iddialı Pepsi çeşidi, normal formülden daha fazla kafein içerdi ve “kahvaltı kola içenleri” hedef aldı. Sadece bir yıl sürdü.

ORBITZ, CLEARLY CANADIAN BEVERAGE COMPANY (1997):

Berraklık modasına uymuş bir başka ürün. Adı üstünde, bu içinde yenilebilir şeker topları olan bu berrak gazlı bir içecekti. Şeker kısmı çocuklar üzerinde tanıtım etkisi yaptı, ancak raflarda tutacak kadar da ilgi görmedi.

KITCHEN ENTREES, COLGATE (1982):

Colgate’in dondurulmuş yemeği Kitchen Entrees, tüketiciler nezdinde bir yer bulamadı. Burada geleneksel pazarlama kuralları geçerli oldu. İnsanlar “Colgate”i duyduklarında, “diş macunu” akla geliyordu. Yani yiyecek satın alırken isteyeceğiniz son şey dişlerinizi fırçalamaktır. İkisi bir arada yürümedi.

MIGHTY WINGS, MCDONALDS (2013):

Mc Donald’s’ı düşündüğünüzde kimsenin aklına Mighty Wings kanatlarını aklına getirmez. Kanatlar ne kadar lezzetli olursa olsun. Burger devi, lezzetin peşine takılarak büyük bir kampanyaya girdi ama depolarında 10 milyon ton satılmamış tavuk kanadı ile kaldı. İndirim üstüne indirim yapmasına rağmen istediği sonucu bir türlü alamadı.

BEN-GAY ASPİRİN, PFIZER (1990’lı yıllar):

Bir ağrı giderici ünlü krem Ben-Gay ile yine ünlü ağrı giderici hap Aspirin bir araya gelince talep ikiye katlanır mı?

İşte tropikal kokulu Ben-Gay Aspirin, bunun cevabını veriyor.

Tüketiciler, biri vücuda sürülen diğeri yutulan iki ürünü bir arada algılayamadı. Tepkisini ürünü tercih etmeyerek gösterdi.

CAMPBELL’S SOUPER COMBO, CAMPBELL’S (1989):

Dünya çorba lideri Campbell, çocukları ve bekarları hedefleyen Souper Combo ürününü piyasaya sürdü. Çorba ve sandviçleri dondurup paketleyebileceğini ve hedef müşterilerin de tercih edeceğini düşündü. Dondurulmuş gıda pazarı pek çok markayı şaşırttığı gibi Campbell’i de hayal kırıklığına uğrattı.

Türkiye’de de dondurulmuş gıda pazarı, benzer hayal kırıklıklarını hala yaşatıyor.

YOGURT, COSMO (1999 yılı):

Yoğurt, her zaman kadınlara yönelik satışlarda daima önde gelen cazibe merkezlerinden bir oldu. Cosmo da, kendi ürünlerinin üstüne bir miktar yoğurt ekleyip satmayı hedefledi.

Amerika’da pek çok yoğurt markası raflarda bulunuyordu. Haliyle istediği algıyı oluşturamadı. Hem de yoğur satışlarının yükseliş trendine girmesine rağmen. Altı ayda piyasadan çekildi.

MCDLT, MCDONALDS (1980’ler).

Bu internet şifreniz gibi olan MCDLT McDLT ürünü, geleneksel fast food. pazarında ne yapabilirdi? İşin mantığı şuydu: Hamburgerin parçalarını kendisi bir araya getirecekti. Böylece taze marul ve domatesin tadını da alabilecekti.

Demek ki tüketici taze marul ve domates değil burger istiyordu. Gelenekler çabuk terk edilmez. Belki de şifreyi çözemedi.

GRILLED CHEESE BURGER, FRIENDLY’S (2010):

Grilled Chees Burger yani Izgara Peynirli Burger. İki ızgara peynirli sandviç arasında yer alan bir burgerdi ve ortalama tüketici için 1.160 kalori taşıyordu. Kalorinin ağırlığını taşıyamadı, demekle yetinelim.

P’ZONE, PIZZA HUT (2003).

P’zone markasıyla çıkarılan ürün, esasında katlanmış bir pizzaydı. Bizim kapalı Karadeniz pidesi gibi bir yenilikçi üründü. Demek ki söz konusu olan pizza ise, üzerindeki ürünler görülmelidir.

TRUMP STEAKS, DONALD TRUMP (2007):

Amerikan Başkanı Donald Trump’ın başarısız girişimleri pek çoktur. Bu da gıda pazarıyla ilgili olan Trump Steaks’dir. Çok yoğun çaba sarfetmesine ve reklamlara rağmen yeteri ilgiyi görmedi.

WATERMELON OREOS, OREO (2013 – 14).

Bir başarısızlık hikayesi de Mondelez grubundan. Karpuzun serinletici havası ile sert kıkırdak Oreo bir araya gelir mi? Fikir güzeldi, görünüş güzeldi ama fazla uç bir uygulamaydı. Watermelon Oreos, sınırlı bir süre pazarda kalabildi.

TOUCH OF YOGURT SHAMPOO, BRISTOL-MYERS SQUIBB (1979):

Yoğurt, genellikle sağlıklı ve iyi olduğunu düşündüğünüz ürünlerden biridir. şeylerden biridir. Muhtemelen, gıda maddelerini bu güzellik ürününe entegre etmenin ardındaki “bilgelik” hilesine atlayan çok olmuştur. Her ambalajda. “yoğurt” görmek müşteriler tarafından tercih edilip edilmeyeceğinin bir örneğini de Touch of Yogurt Shampoo ürününde gördük. Sonuç mu? Bu listeye girmeyi hak etti.

BREAKFAST MATES, KELLOGG’S (1998):

Bir kahvaltı deneyim uzmanı, kahvaltı ürünüyle hayal kırıklığına uğrar mı? Kellog’s, kahvaltı arkadaşlarını yani tahıl ve sütü bir kutu içine kaşığı ile birlikte koyup üzerine Breakfast Mates markasını koyuyor.

Çocuklar için basit bir çözüm görünen bu uygulama pazarlama başarısızlıkları arasına girdi.

SMOKELESS CIGARETTES, RJ REYNOLDS (1989)

Dumansız sigara, sigara içmeyenlerin tercih edeceği bir üründür ama ya içiciler ne der?

Sigara içenlerin, sigara içmeyenlerden daha fazla önceliği olduğu yıllarda Rj Reynolds, dumansız sigara yapmaya kalktı. Dumansız sigara ile sigara müşteri tabanını genişletebileceği düşüncesindeydi. Sigara içenler tadına tepki gösterdi ve duman romantizmini(!) yaşamayı tercih etti.

CHEETOS LIP BALM, CHEETOS (2005)

Bu ürün her ne kadar sadece dudaklara hitap etse de, sonuç tozu her yere bulaşıyordu. Yani Cheetos’u yemenin en kötü örneğini oluşturdu ve pazarda kaybolup gitti.

RASPBERRY-FILLED DONUTS, KRISPY KREME

Fikir ve uygulama güzeldi. Ahududu dolgulu donutlar Krispy Kreme’in tercih edilen bir ürünüydü. Ancak 2016’da, Kaliforniyalı biri çıktı ve ahududu dolgulu donutların, bildikleri gerçek ahududu olmadığını ve bir pazarlama hilesi yaptıklarını iddia ederek dava açtı. Ürün ortadan kaldırılmamış olsa da, Krispy Kreme, o davadan sonra kullandığı ürünlerde daha hassas olmaya çalıştı.

FRESCATA, WENDY (2006 yılı):

Wendy firması “her zaman taze, hiç donmamış” sığır eti ile ünlendi. Ancak Frescata tüketicilere, taze malzemelerle ilgili bir vaatte bulunsa bile, insanların bir sandviç dükkanı dışındaki herhangi bir yerden soğuk kesilmiş bir sandviç istemediklerini gösterdi.

FRITO-LAY LEMONADE, PEPSICO (1998 yılı)

Tuzlu atıştırmalıklar yerken, hararet giderici bir içeceğe ihtiyaç duyarsınız. En azından bir limonata çıkarmayı düşündü PepsiCo. Ancak kendi markasını kullanmak yerine, PepsiCo yan markası Frito-Lay’i kullandı. Tüketiciler yeni ürünü ısıracaklarını mı yoksa içmeleri mi lazım olduğuna karar veremediler.

THIRSTY CAT! AND THIRSTY DOG! (1994):

İnsan dostları için ne kadar harcama yapmayı göze alır? Hele hayvan dostları için. Evcil hayvanlar için özel içecek, iyi bir fikir olarak görülebilir. Şirket şişelenmiş vitaminli suları kedi ve köpekler için çıkardı.

Demek ki insanlar, o tarihte evcil hayvanları için yeterince para harcamayı kabul etmeye hazır değildi. Ürün kaybolup gitti.

BLAK, COCA-COLA (2006):

İçecek firmalarının ürünlerini evlendirme deneyimleri bir türlü bitmiyor. Coca Cola’nın Blak deneyimi de böyle bir örnektir.

Hızla yükselen premium kahve pazarını yakalamaya çalışan Coca-Cola, 2006 yılında bir kahve / kola hibrit ürününü piyasaya sürdü. Tadı çok arzulanan bir şeye benziyordu. Ama tüketiciler, piyasaya çıktıktan kısa bir süre sonra Coca-Cola’nın ürününe yeterince ilgi göstermediler.

Yeni tat evliliklerini bekliyoruz…

FLOURIDE TOOTHPASTE, BOFORS:

Bir zamanlar Alfred Nobel’in de sahibi olan İsveçli bir silah üreticisi olan Bofors, 1950’lerde ürün listesine. diş macununu ekledi. Flouride Toothpaste diş macunu, dişleri temizlemek ve beyazlatmak için kullanılan mikroskobik plastik toplar içermekteydi. Ancak bu topların aylarca vücutta kalacağı ve hatta kansere sebep olacağı söylentisiyle ürün, tüketiciler tarafından baştan mahkum edildi.

TROPICANA:

PepsiCo’ya ait olan Tropicana, klasik ambalaj tasarımında değişiklik içeren bir reklam kampanyasına 35 milyon dolar yatırım yaptı. Ocak 2009’da tanıtılan yeni pakete verilen tepki hızlıydı. Satışlar iki ayda yüzde 20 düşerek 30 milyon dolar zarar etti. İşte o zaman şirket eski ambalajına geri döneceğini söyledi. Sonuç olarak, kötü niyetli markalama şirkete 50 milyon dolardan fazlaya mal oldu.

PEPSI BLUE:

Bu ürünle ilgili olarak, “Mavi Kola Olur Mu?” diye bir yazı yazmıştım. Pepsi, beni yanıltmadı.

2002 yılında tanıtılan Pepsi Blue’nun Vanilya Kola ile rekabet etmesi gerekiyordu. Britney Spears dahil olmak üzere, reklamlara yapılan yoğun harcamaya rağmen, ürün bulamadı. Sorunlardan biri renkti; Blue bir gıda renklendiricisinin kullanımı bazı ülkelerde yasaklanmıştı. Pepsi, bazı ülkelerde ürün rafa çıkmasına rağmen 2004’te ürünü bıraktı.

….

Gerek küresel markalar gerekse yerli gıda ve içecek markaların da başarısız markalama ve yenilikçi ürün çalışmaları oldu. Bunları da başka bir yazımda yer vermeye çalışacağım.

Unutmayalım, iyi bir ürün, şaşırtıcı bir inovasyon, başarılı bir pazarlama ve doğru konumlandırma da ürünün pazarda sağlam yer etmesini sağlamayabilir.

Gıda ve içecek pazarı zorlu olduğu kadar sabır isteyen bir alandır. Afiyetle tükettiğimiz yiyecek ve içecekleri tüketirken bunları da arada aklımıza getirmeyi ihmal etmeyelim.

Continue Reading

Öne Çıkanlar