Connect with us

Yazar

Markaya Dönüşürken Ego Zehirlenmesi Yaşamak

Didem Moralıoğlu

Published

on

Markaya Dönüşürken Ego Zehirlenmesi Yaşamak

Yaklaşık 25 yıl boyunca aynı sektörde alt kademelerden yukarıya doğru her aşamayı bizzat tecrübe ederek kariyer basamaklarını tırmandığınızı düşünün. İşe mutfakta çöp dökmekle başlayıp sırasıyla bulaşık yıkamakla, malzeme soymakla, doğramakla, pişirmekle, sunumunu tasarlamakla ve nihayet size emanet edilen koca bir mutfak ekibiyle kendi yemeklerinizi yapmakla devam ettiğinizi hayal edin. Restoranların son derece çetrefil mutfak hiyerarşisinde gözden kaçırdığım görevler vardır mutlaka, örneğin hatırına affedin lütfen. Zaten asıl hikâye, şeflerin şefi olduktan sonra kişinin esiri olduğu egonun altında ezilmeye başladığı noktada, yani marka değerini zedelemeye başlamasıyla hayata geçiyor.

Senelerce emek verip, hayatını adadığı işin her detayını bilen bireyler, hele bir de o işteki yetenekleri ve vizyonları sayesinde yükseliyorlarsa, yavaş yavaş kendilerini sektörlerinde söz sahibi bir pozisyona taşıyorlar. Bu pozisyon onları bir karar ya da onay mercii, vizyon ve başarı kaynağı konumuna getiriyor. Onlar yeteneklerini geliştirdikçe, yepyeni tatlar, benzersiz yöntemler, tablo gibi tabaklar ortaya çıkardıkça, örneğimizde bahsettiğimiz şeflere tanınan imkânlar genişliyor. Belli bir noktadan sonra ortaya konan başarılar, aşılan eşikler öyle büyük hale geliyor ki, şefimiz ülkede eşi benzeri görülmemiş bir marka değeri yakalıyor, adeta gönüllerin fatihi oluyor.

İşte bu noktada kırılmalar geliyor. Kendisine saygı besleyen insanların sayısı arttıkça, usta aşçımız kendi sınırlarını test etmeye başlıyor. Önce restoranda yemek yemeye gelen bir eleştirmen hakkında işinden tamamen bağımsız birtakım cümleler kurarak eleştirmenin itibarını zedelemeye çalışıyor. Sonra bu konuda kendisine çekidüzen vermesini rica eden restoran işletmecisini tersliyor. Nihayetinde restoran sahibi tarafından işletmenin değerlerine uygun davranmaya davet edildiğinde, bütün nezaketi bir kenara bırakıp fiziki bir tehditte dahi bulunabiliyor. Elbette bu senaryoda abartılı noktalar var. Ancak gerçeklik payı şu noktada: Söz konusu şef, hangi ana kadar insanların kendisini hoş göreceğinin sınırlarını test ediyor. Zira yıllar içinde kademe kademe şiddeti artan denemelerinde hep tolerans görmüş ve neredeyse bir futbol sahasını kaplayacak büyüklükte bir ego edinmiş.

LİDERLİK VE EGO YÖNETİMİ

Ego meselesi, liderlik konusunda sık sık ele alınıyor. Bir yönetici olmanın ötesine geçip ekibindeki insanları motive eden, gelecek vizyonu aşılayan, hayal kurmalarını sağlayan, onları cesaretlendiren ve yaratıcı yollara yönelmelerini sağlayan liderler kimi zaman kendi egolarının kurbanı oluyorlar. Bu handikabın üstesinden gelebilmek için liderlik eğitimlerine dahil edilen ego oturumları, kriz çözerken ya da ani karar alırken liderlerin kendilerine dayanak olarak kullandığı özgüveni, zehirli bir ego dürtüsüne dönüştürmelerini engellemeyi hedefliyor. Liderler çığır açan başarılar elde ettikçe kendilerini daha büyük bir baskı altında hissedip kendi içlerinde yaşadıkları birtakım endişeleri, dışarıya karşı sergiledikleri gövde gösterileriyle perdelemeye çalışabiliyorlar. Ancak bu durum çoğu zaman liderin yol göstericiliğine emanet edilen kurumun kültüründe bir aşınmaya, saygı duvarlarının daha alçak hâle gelmesine, genel geçer nezaketin bile nadir bulunan bir değer gibi görülmesine yol açabiliyor.

Hele de bu lider yalnızca ekonomik değil toplumsal ve kültürel değer de üreten bir şirket, organizasyon ya da kuruluşun başındaysa bu liderin eleğinden geçmiş insanlar da bu kültürü benimsediği için, bu toksik davranış önce bireyden bireye, sonra da bu bireylerin etki alanları baz alınarak nesilden nesile genişliyor ve toplumsal kabul alanı açıyor kendine.

Gündelik gazetelerde başarılarıyla kendine sık sık yer bulan, ülkeyi ulusal ve uluslararası arenada temsil etmiş, genci yaşlısı pek çok vatandaşın zihninde birtakım değerlerle özdeşleşmiş bir şöhretin adı şiddet dolu bir olaya karıştığında, haberi okuyanların ilk verdiği tepki genellikle şaşkınlık oluyor. Ancak bu gibi olaylar tekrara girdiğinde, insanların beyninde belli belirsiz bir normalleştirme devreye giriyor ve bu davranışlar şaşırtıcı olma özelliğini yitiriyor. Ve organizasyonların kaliteli, başarılı ve vizyoner diye bin bir dil dökerek kurumlarının tepesine getirdikleri lider, yalnızca organizasyon için değil, yavaş ama görmezden gelinemez bir şekilde toplum için de kültürel bir tehdide dönüşüyor.

Yalnızca iyi iş yapan, saygın bir kurumsal yapı hâline gelmek değil, aynı zamanda sözüne güvenilir, hareketleri izlenir ve aklı yol gösterici kabul edilir bir birey olmak da şirketler kültürü için göz önünde bulundurduğumuz çok katmanlı ve çok yönlü stratejiler gibi dikkatli bir kurgu gerektiriyor. Ve belli ki bu stratejilerin başında, egosuna gem vurabilen, bu zehrin sonuçlarını öngörebilen liderlerle çalışmak geliyor.

Advertisement
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazar

Her işi yapan hiçbir işi tam yapamaz!

Özel Oytun Türkoğlu

Published

on

Çakı

Eskiden her işi yapan, maymuncuk işlevli insanlar çok tutuluyor ve aranıyordu. Örnek olarak, aynı anda hem tasarım hem web sitesi yapan sosyal medya da yönetebilen üstüne bir de fotoğraf çekebilen kişi değerli sayılıyordu. Ancak zamanla işlerde dikeyleşme tercih edilmeye başlandı. İsviçre çakısı örneği bu nedenle çok önemli. Resimde gördüğünüz çakı aynı anda size onlarca özellik sunuyor. Bıçağı, makası, tırbüşonu, pensesi, 40 marifet bir arada. Ancak hiçbirini profesyonel amaçla kullanamıyorsunuz. Testeresi ile acilen kesmeniz gereken bir ahşap parçasını kesebiliyorsunuz ama pürüzsüz ve profesyonel bir son ürün elde edemiyorsunuz. Makası ile kumaşı kesebilirsiniz ama çıkacak sonuç günü kurtaracak şekilde. İş hayatında da artık bunun örnekleri var, bu tip iş gücü sadece günü kurtarmaya yönelik ve ne uzuyor ne kısalıyor, orta kademelerde yer alıyor.

İş dünyasında kullandığımız dikeye yönelmek terimi tam bu noktada devreye giriyor. Bir mesleğin dikeyine yönelmek yani alt veya yan dallarında uzmanlaşmak hem aranan kişi olmayı hem de daha yüksek ücretlerle çalışmayı sağlıyor. Bir yandan da kendinizi geliştirmek için daha dar alanda çalışmanızı sağlıyor, genel kaynaklar yerine daha spesifik bilgileri öğrenmenize imkan tanıyor. Hem de sektördeki rakip oyuncu sayısının genel konulara göre az olması sebebiyle marka yönetimi ve bilinirlik çalışmalarında başarı şansını artırıyor. Dikeyleşme için, o meslek dalının hedef kitlesi, alt konuları, müşterileri gibi kriterler önemli. Örnek vermem gerekirse, yemek fotoğrafçısı, sportif organizasyon yöneticisi, her şey dahil otellere özel dijital pazarlamacı, butik otellere özel pazarlama danışmanı, lüks otomobil temizleyiciliği gibi dikeyleşmiş meslekler çok niş kitlelere yüksek bedelli ve katma değerli hizmetler sunuyorlar. Adlarını duyurmaya çalıştıkları pazardaki muhtemel müşteri sayısı da az olduğu için womm etkisi çok daha fazla görülüyor. Bu hizmetten faydalanan bir müşteri, benzer muhtemel müşterilerle paylaşıyor, sosyal medyada da konu hemen ilgi çekiyor. Bu nedenle de duyurulması için viral öğeler kullanılabiliyor ve genel konulara göre daha kolay. Ancak bazı durumlarda spesifik hedef kitlelere yapılan reklamlar genele göre daha pahalı ancak geri dönüş oranı daha yüksek oluyor.

Continue Reading

Yazar

Göz Kapağı Estetiği (Blefaroplasti)

Mustafa Ercan

Published

on

GÖZ KAPAĞİ ESTETİĞİ

Bilindiği üzere 35-40 yaşlarından sonra üst göz kapağında sarkma, göz altında torbalanma ve kırışıklıklar oluşmakta, insanlara yorgun ve üzgün bir hava vermektedir. Yaşla beraber kaş bölgesinde ve alında da bir düşme gözlemlenmektedir. Normal kırışıklıklar kollajen türü dolgu maddeleriyle düzeltilebilmektedir. Fakat doku sarkması olduğunda ve derin kırışıklıklarda operasyon şarttır. Amaç kişinin daha genç görünmesini sağlanmaktır.

Göz kapağı estetiği (blefaroplasti) alt ve üst göz kapaklarındaki fazla kas, deri ve gerek görülürse yağ dokusunun alınmasıyla  bu dokulara destek olan göz çevresi kısımlarının gerginleştirilmesi işlemidir. Bu cerrahi uygulama ile sarkmış üst ve alt göz kapakları, fazla yağ toplanmasına bağlı torbalanmalar, göz çevresi kırışıklıkları düzeltilerek kişinin yaşlı, yorgun görünümü daha genç ve hareketli bir görünüme dönüştürülür. Estetik gözkapağı ameliyatları genelde 35 yaş sonrası ihtiyaç duyulan cerrahi işlemler olup, cerrahi riskleri az, estetik cerrahi sonuçları etkileyicidir. Kalıtsal sebeplerle daha erken yaşta göz kapaklarında rahatsızlık verici torbalanmalar olan kişilerde daha genç yaşta da yapılabilir.

Continue Reading

Yazar

Fark Etmeden

Sezin Örten Sivri

Published

on

2018’in son köşe yazısını yazıyorum. Sonlarını, vedaları hiç sevmeyen ama bir o kadar da yenilik, değişim, dönüşüm peşinde koşan ve yeniyi bekleyen biri olarak bir şeylerin bitiyor olması hissi biraz ağır benim için. Yani hafif melankolik ama bir o kadar da umutlu, sonuç olarak da oldukça tuhaf bir ruh halindeyim.
Sizi en sevdiğim şarkı ile tanıştırmak istiyorum. Köşe yazımı okumaya başlamadan önce ve hatta okurken, yazımın da konusu olan fark etmeden’i dilemenizi istiyorum. Şimdi açın YouTube kanalını ve mükemmel bir Fikret Kızılok şarkısı olan “Fark Etmeden”i Demet Evgar’ın sesinden dinleyin lütfen…
Bırakın Demet Evgar’ın sesinde hayat bulan sözler içinize işlesin…
“Fark Etmeden
Susamış sular akışı gibi
Çaresiz gözlerin bakışı gibi
Kapının ansızın çalışı gibi
Akrebin ateşe yanışı gibi
Vazgeçip uzaktan senin yanından
Kendime cevapsız soru sormuşum
Kaybolup giderken fırtınalarda
Kendimce bir ıssız ada bulmuşum
Fark etmeden, fark etmeden
Fark etmeden senin olmuşum
Fark etmeden, fark etmeden
Fark etmeden senin olmuşum

Güneşin gölgede kalışı gibi
Uykunun düşlerde dalışı gibi
Kalbimin nabzından atışı gibi
Bir yolun bir yere varışı gibi
Vazgeçip uzaktan senin yanında
Kendime cevapsız soru sormuşum
Kaybolup giderken fırtınalarda
Kendimce bir ıssız ada bulmuşum
Fark etmeden, fark etmeden
Fark etmeden senin olmuşum
Fark etmeden, fark etmeden
Fark etmeden senin olmuşum”

Pek çok şey “Fark Etmeden” oluyor değil mi hayatımızda? Bir bakıyoruz fark etmeden bitmiş bir şeyler, fark etmeden gelmişiz yolun sonuna, fark etmeden oluvermiş olması beklenen, fark etmeden değişmişiz, fark etmeden geçip gitmiş yıllar… Falan, filan.
Son yılların popüler kişisel gelişim mottosu farkındalık kavramının daha derin var oluşunu konu almak istiyorum bu şarkı ile. Bu farkındalık dedikleri kavram, yaptığın eylemin farkında olmak, sonuçlarının neye varacağından aşağı yukarı haberdar olmak, kimlere dokunacağını kendin ve diğerleri üzerindeki etkisini bilmekten ibaret değil aslında. Ne yaptığından çok neden yaptığının da bilincinde olmak ve olmakta olan her şeyin ya da olmayanların bize söyleyeceği sözleri duyabilmektir farkındalık.

Ve yaşamın doğası gereği bazı şeyler fark etmeden olacaktır zaten. Ne yaptığını bilmiyor olmayı kastetmiyorum kesinlikle. Yaşamlarımız birer deneyimden ibaret. Deneyim de aslında deneyimlemeyi düşündüğümüz şeyi deneyimlemek değildir zaten. Sonuçlara hükmedemeyiz. Önlem alarak ve sonuçlara hükmedemeyeceğimizi idrak ederek yol almalıyız hayatta. Direnmeyi bırakmaktır aslolan, konfor alanına duyulan özlemden deneyimin bilinmezliğine yol alabilmek. Fark etmeden ya da fark ederken olan bitene hem içindeymişsin hem de dışındaymışsın gibi bakabilmek.

Neler siz fark ederken oldu ve olmakta şu anda?
Neler fark etmeden oldu ve olmakta hayatınızda?
Tam da şimdi şarkıda ki gibi kendinize cevapsız soru sormanızın ve cevabının farkında olmadığınız sorular sormanızın tam zamanı. Gelin 2018’e  böyle veda edip 2019’u böyle karşılayalım.

Bir yolun bir yere varışı gibi yaşamımızda bir yerlere varacak elbet. Fark etmeden ve fark ede ede…
Zira hayat bu bir oluşumdur zaten. Bir kez ulaşılacak ve korunacak bir konum değil. Esas mesele de dileklerimizin, dualarımızın,  amacımızın olup olmadığı ya da nasıl oluştuğu değil onunla ne yapmayı seçtiğimizdir zaten.
Mutlu yeni bir yıl dilerim. Sevgiyle kalın.

Continue Reading

Öne Çıkanlar