Connect with us

Yazar

Lezzetin Peşinde

Fikri Türkel

Published

on

Tat ve lezzet arasındaki fark nedir? Bu konuya girmemi sağlayan hoş bir deneyim yaşadım.

İstanbul’un en iyi yemek deneyimi yaşatan merkezlerin başında Gastronometro geliyor. Cuma günü ben de bu deneyime katıldım ve iki ayrı lezzet için şeflik yaptım (aslında yamaklık)…

Gastronometro’nun Direktörü Maximilian Thomae hoş sohbet biri. Yılda 100’ü aşkın atölye çalışması gerçekleştirdikleri Gastronometro projelerinden bahsetti. Bugünlerde iki konuya ağırlık veriyorlarmış: Osmanlı Lokmaları ve Osmanlı Şerbetleri…

Türk kahvesinin eşlikçisi lokum!

Fransızların kahve ve çay seremonileri ile yemek aralarında servis ettikleri petifür ürünleri geleneksel Türk ürünleriyle gerçekleştirmek… Mesela, gelenekler arasında kahve yanında güllü lokum ikram ediliyor. Bu tür yeni lezzetler bulabilir miyiz ve olanları postmodern şekilde sunabilir miyiz? Keyifli bir uğraş.

Efsaneye göre, 6. yüzyılda bir çoban yabani bir bitkinin meyvelerinin enerji verici özelliğini keşfetti ve bundan keyif aldı. Hoş bir keyif veren bu içeceğe kahve deyince, Mısır ve Sudanlılar sufi toplantılarında içmeye başladılar.

Türk kahvesinin ağızda bıraktığı acımsı tadı dengelemesi için zamanla lokum bir eşlikçi oldu. Geleneksel lezzetlerimizden helva, lokum ve acıbademi Gastronometro şefleri yeni bir biçimde sunmaya hazırlanıyor.

Amaçları, dünyada kabul görmüş yiyecek konseptlerine, Türkiye’nin yerel ürünleriyle değer katarak, alternatifler hazırlamak.

Ardından Demirhindi, şerbet ve onlarca çeşidi olan geleneksel içecekler hazırlamak. Şimdilik Maximilian Thomae fazla ipucu vermiyor. Belki içecek deneyimine de gitmek nasip olur.

İşte bunlardan ikisi üzerinde çalıştık ve tatma imkanı bulduk: Acıbadem ve tahinli-pekmezli çikolata trüf (truffle). Gastronometro şefleri Güllü Krema, Çikolatalı Helva ve pek çok tatlı, tuzlu çeşitler üzerine çalışıyor.

Mutfak kültürünün küreselleşmesi nasıl olur?

Gastronometro’ya Türkiye Otelciler Birliği (TÜROB) davet etti. Yemekte TÜROB Başkanı Timur Bayındır, yemek uzmanı Şef Vedat Başaran ile sohbetimiz tat ve lezzet üzerine devam etti.

Geleneksel tatlar ve lezzetler konusu açılınca Vedat Başaran konuşur, biz dinleriz. Sohbetin özeti ve sonucu şu oldu: Zengin bir mutfak kültürünün tanıtım ve küreselleşmesi için “Lezzet” üzerine çalışacak bir enstitü ve uzmanlar yetiştirmeliyiz.

Haliyle, bu buluşmamız “Sektör Yetenek Avında” projesini duyurmak amacıyla gerçekleştirdi. İnşallah, mektepli yeni şefler sadece bize tat sunmakla kalmayacak, binbir geleneksel lezzeti de dünyaya tanıtma ve yayma fırsatını da yakalayacaklar.

Küreselleşen tatlar dünya mutfaklarına giriyor

Ben ise hala tat ile lezzet üzerinde düşünüyorum…

Beşinci tat: Umami

Malum, bilinen dört tat var: Tatlı, tuzlu, acı ve ekşi… Aristo, buna üç ekleme yapıyor: Kekremsi, keskin ve sert…

Yirminci yüzyılda Japonlar buna evrensel bir ekleme yaptılar: Umami. Aslında umami’nin geçmişi 200 yıl önceye dayanıyor. 70 – 80 yıl önce küresel tanıtımı yapılıyor. 2000’li yıllarda Japon Mutfağı ile birlikte küreselleşen bir tat olarak, bütün mutfaklara giriyor.

Japonca’da umami, sadece “lezzetli lezzet” anlamına geliyor. Geliştirilen bu kuru, toz halindeki bir bileşiği ajinomoto ya da “lezzetin özü” olarak da tanıyoruz. Günümüzde daha iyi beyaz kristaller şeklinde üretilen monosodyum L-glutamat veya MSG olarak biliyoruz.

MSG’yi her şeyi tatlandıran tat olarak, endüstriyel gıdanın içerik listesinde de görebilirsiniz.

Mesele, dildeki reseptörleri harekete geçirecek bir şeyler bulmak. Umami gibi yeni bir reseptör uyarıcısı bulunur mu bilinmez. Ama nişasta için de benzeri bir iddia var.

Lezzetin tanımı

Peki, lezzet nedir?

Kitabi lezzet tanımı şöyledir: Tat alma duyusuyla algılanan, kimi cisimlerin tat alma organı üstünde bıraktığı duyum.

Genel bir lezzet tanımı “Tattan alınan haz”dır.

Benim bu konuda vardığım sonuç ise şudur: “Tadın damakta kaldığı süreye lezzet denir”.

Diğer duyularımız, lezzeti katlamaya katkı yapar. Görmek, dokunmak, duymak gibi… Tadını aldığınız kekin lezzeti hoşunuza gidebilir ama kokusunu duyduğunuzdaki keyfi bir başkadır, hatta süslenmiş bir keki gördüğünüzdeki hazzı bambaşkadır. Hatta adı bile duygularınızı harekete geçirmeye yetebilir.

Bundan dolayı, yemeklerin servisine ayrı bir özen gösterilir. Ve lezzet konusunda hüküm verme yetisine sahip olanlara “gurme” diyoruz. Gurmeler eğitim, kültür, görgü, mesleki birikime sahip olduğu ölçüde mesleğinde başarı gösterir. Bundan dolayı lezzetin tescili kültür, gelenek ve görgü ile mümkündür.

Sektör Yetenek Avında Projesi

Eğer gastronomi kültürümüzü evrensel boyutlara taşımak istiyorsak, yeni uzmanlar yeni söylemler ve yeni lezzetler üzerine daha fazla çalışmalıyız.

Bu yönüyle “Sektör Yetenek Avında” projesi yeni bir adımdır. Bilvesile projeden bahsetmek istiyorum.

TÜROB’un, Milli Eğitim Bakanlığı işbirliği ve Gastronometro desteğiyle ilkini geçen yıl düzenlediği Turizm Meslek Liseleri Arası Aşçılık Yarışması, 27 Şubat 2019 tarihinde Güneşli’de bulunan Gastronometro’da ikinci kez gerçekleştirilecek. Yarışmada kazananlar 28 Şubat’ta açıklanacak ve aynı gün yine Gastronometro’da sektörden yoğun katılımla ödül töreni düzenlenecek. 12 okulun öğrencilerinin kıyasıya yarışacağı ve jüri başkanlığını Şef Vedat Başaran’ın yapacağı yarışma tamamen sosyal sorumluluk amacını taşıyor. Bu projeyle turizm otelcilik sektörünün nitelikli eleman ihtiyacının karşılanması ve meslek lisesi mezunlarının eğitim aldıkları alanda istihdam edilme imkanlarının artırılması ana hedef olarak belirlendi.

Kalifiye eleman eksikliği var

Projeyle ilgili bilgi veren TÜROB Başkanı Timur Bayındır, “Geçen yıl yarışmanın ilkini gerçekleştirmiştik ve çok başarılı bir organizasyon oldu. Sadece yarışmada dereceye girenler değil, yarışmaya katılanların çoğuna konaklama sektörü olarak staj imkanı sunduk. Amacımız mezun olan öğrencilerin sektörümüzde kalıcı bir şekilde istihdam edilmelerini sağlamak. Çünkü kalifiye çalışan eksikliğinin en fazla hissedildiği sektörlerden biriyiz. Konaklama sektörü olarak turizm meslek liselerinden mezun olan tüm kalifiye çalışanlara talip olmaya devam ediyoruz” dedi.

TÜROB Başkanı Bayındır: “Diğer alanları da dahil edeceğiz”

TÜROB olarak Milli Eğitim Bakanlığı ve Gastronometro ile birlikte turizm otelcilik sektörü ve meslek liseleri arasında bir köprü oluşturmak üzere bir iş birliğine ilk adımı geçen yılki ilk yarışma ile attıklarını hatırlatan Bayındır, “Meslek liselerini sektöre kazandırma hedefiyle yola çıktık. Böyle bir yarışma fikrinin doğmasında en büyük rolü, konaklama sektörünün yaşadığı kalifiye çalışan sıkıntısı oynadı. Sadece aşçılar ve mutfak konusunda değil, konaklama sektörünün tüm çalışma alanlarında bu sıkıntıyı yaşıyoruz. Bu yüzden geleneksel hale getirdiğimiz bu yarışmanın kapsamını genişleteceğiz. Kat hizmetleri, ön büro, servis vs. kategorilerini de yarışmaya dahil edeceğiz. Konaklama sektörü olarak turizm meslek liselerinden mezun olan tüm kalifiye çalışanlara talibiz. Meslek liseleri bizim ana istihdam kaynağımız olmalı” diye konuştu.

Türk mutfağı dünyada ilk 5’te

Türkiye’nin ilk gastronomi keşif platformu olan Gastronometro ile Türk mutfağı ve değerlerine sahip çıkmayı hedeflediklerini dile getiren Gastronometro Direktörü Maximilian Thomae ise projeyle ilgili şu değerlendirmeyi yaptı:

“Türk mutfağı dünyanın en iyi beş mutfağı içerisinde yer alıyor ve çok büyük bir potansiyel barındırıyor. Bu mutfağı geliştirip geleceğe taşıyanlar ise hiç kuşkusuz bugünün gençleri olacak. O nedenle Gastronometro olarak, TÜROB ve Milli Eğitim Bakanlığı ile işbirliği gerçekleştirdiğimiz Sektör Yetenek Avında projesine büyük önem veriyoruz. Tüm detayları üzerinde titizlikle çalıştığımız bu proje ile sektörün böylesine yetenekli gençleri kazanmasına destek verdiğimiz için de ayrıca mutluyuz.”

Advertisement
Click to comment

You must be logged in to post a comment Login

Leave a Reply

Yazar

Karabasan’dan Makinalı Tarıma Geçiş

Timuçin Demir

Published

on

Birinci dünya savaşında Osmanlı Devleti, müttefiklerinin yenilmesi ile yenilmiş sayılmış
ve Mondoros Mütarekesinin imzalanması ile toprakları itilaf devletlerince (İngiltere, Fransa,
İtalya, Yunanistan) paylaşılmıştır. Atatürk ve silah arkadaşları önderliğinde istiklal savaşı
kazanılmış ve Türkiye Cumhuriyeti kurulmuştur. Genç Türkiye Cumhuriyetinin kurulması ile
savaş yorgunu ve teknolojiden uzak bir toplumun hızla kalkınması için Atatürk önderliğinde top
yekün bir kalkınma hamlesi başlatılmıştır. Çeki hayvanı olarak öküzlerin ve atların kullanıldığı
ilkel toprak işleme aleti karasabandan pulluğa; kağnıdan traktöre; orak ve tırpandan biçerdövere,
modern makineli tarıma geçiş başlamıştır. Atatürk Orman Çiftliğinin kurulması ile modern tarıma
geçiş çalışmalarına ilk adım atılmıştır. Atatürk’ün öncülüğünde kurulan ve daha sonra Atatürk’ün
Hazineye bağışladığı çiftliklerde modern alet ve makine kullanımı halka örnek teşkil edecek
gelişmeler göstermiştir. Tarımda verimi artırmak, çiftçilerimize ekipman sağlamak ve en ileri
teknolojiyi öğretmek için; öğretim, üretim ve araştırmaları ile bu çiftlikler örnek olmuştur. Daha
sonra makineli tarıma geçişte Devlet Üretme Çiftlikleri ve Şeker şirketi gibi kuruluşlar
çiftçilerimize örnek olmuşlardır. Atatürk bir söyleminde “Bende çiftçi olduğumdan biliyorum,
makinesiz ziraat yapılmaz, el emeği güçtür. Birleşiniz, birlikte makine alınız.” gibi söylevleri
Atatürk’ün makineli modern tarıma bakış açısını ortaya koymaktadır.
Günümüzde gelişen teknoloji ile sadece toprak işleme aletleri değil, tohum yatağını
hazırlama aletlerinden ekim-dikim makinesi mibzerlere, çapa makinelerinden hasat harman
makinelerine büyük gelişmeler kaydedilmiştir. Yine hastalıklarla, zararlılarla savaş için geliştirilen
ilaçlama alet ve ekipmanları, sulama ve gübreleme ekipmanları, ürün temizleme – ayırma
düzenleri, taşıma ve iletme makineleri gibi pek çok alet ve makineden söz edebiliriz.
Türkiye traktörden her türlü tarım alet ve makinelerine kadar pek çok makineyi imal
etmekte, hem kendi çiftçilerimizin kullanımına sunmakta hem de ihraç etmektedir. Diğer alanlarda
olduğu gibi tarım alet ve makineleri konusunda dünyada ve ülkemizde ar-ge çalışmaları devam
etmektedir. Gelecekte mevcut makinelere yeni geliştirilen alet ve makinelerin katılmış olması
sürpriz olmayacaktır.

Hayvanla çekilen nakliye aracı kağnı

Hayvanla çekilen nakliye aracı kağnı

İlkel toprak işleme aleti karasabanla toprak işleme

Döner kulaklı pulluk Toprak işleme aleti goble disk

Hububat ekim makinesi (Mibzer)

MODERN İKİLEME MAKİNESİ

Continue Reading

Yazar

Meşhur… GDO Nedir? (Genetiği Değiştirilmiş Ürün)

Timuçin Demir

Published

on

GDO, genetiği değiştirilmiş organizma demektir. “Transgenik bitki”, “aktarma genli bitki”
tabirleri de aynı anlamı ifade etmektedir. Kullanım amacına ve yerine göre GDO tohum, GDO gıda,
GDO yem, GDO ilaç, GDO aşı, GDO mısır, GDO soya gibi ürünler olarak kullanıma sunulmaktadır.
GDO’lu organizma, doğada bulunmayan yeni bir birey veya birey toplulukları elde etmek
amacıyla, sahip olduğu özgün genetik materyale (DNA), genetik mühendisliği veya biyoteknoloji
yoluyla gen ekleme, gen çıkarma yapılarak, değişikliğe uğratılmış bitki ve hayvanlardır. Gen
eklenmesi durumunda bu gen genellikle yabancı bir türden gelir. DNA, gen bilgilerini kullanmaya ve
saklamaya yarar. Hayatın kimyasal şifresidir. GDO’lu organizmalarda yeni bir genetik yapı
kazandırılmıştır.

BİTKİ ISLAHINDA GELENEKSEL VE BİYOTEKNOLOJİK YÖNTEM

Tarımda GDO’lu bitkiler şu amaçlarla üretilmişlerdir:
1- Hastalıklara, zararlılara, yabancı ot öldürücülerine ve olumsuz çevre koşullarına dayanıklı
bitkiler elde etmek.
Bir örnekle açıklayalım. Bacillus thuringiensis böceklerde zehir etkisine sahip protein
sentezleyen toprak bakterisidir. Bilim insanları bu bakteriden protein sentezleyen geni çeşitli
bitkilere aktararak bitkilerin böceklere karşı direnç kazanmasını sağladılar. Bu şekilde genetik
yapısı değiştirilmiş tarım çeşitlerine “Bt” adı verildi. Mısıra aktarılmasıyla “Bt mısır” elde
edildi. Bt toksini, koçan kurdu ve sap kurdu zararını ilaçlama yapmadan önlemektedir.
Halbuki bu zararlıya karşı üretim sezonunda 3-4 defa ilaçlama yapılmaktadır. Bt mısırda
ilaçlamaya gerek kalmamaktadır. Böcek mısırı yediğinde hücre zarını patlatarak
öldürmektedir. Bu protein insan midesinde çok hızlı bir şekilde parçalanmakta ve zehir
özelliği göstermediği ifade edilmektedir. GDO’ya karşı çıkanlar bu görüşe şüphe ile
yaklaşmaktadır.
Başka bir örnekte ot öldürücü ilaçlara dayanıklılık geni aktarılarak GDO’lu bitkilerin
geliştirilmiş olmasıdır. Ot öldürücülere dayanıklı geliştirilen bitkiler: soya, mısır, pamuk,
kanola ve şeker pancarıdır.
2- Bitkisel üretimde raf ömrünü ve besin değerini, işleme ve muhafazaya ilişkin özelliklerini
iyileştirmek için yapılır. GDO veya Aktarma genli bitkilerde doğal şekilde yapısında
bulunmayan, daha sonra ve genetik modifikasyon yoluyla insanoğlu tarafından katılmış veya
eklenmiş bitkisel vasıflar bulunur. GDO’lu tohumlardan üretilen gıdalara da, GDO’lu gıdalar
denilmektedir.
Dünya da teknolojinin ve GDO’lu tohumların en yaygın kullanıldığı bitkiler mısır, soya,
pamuk, kanola vb. bitkilerdir. GDO’lu üretimin en yaygın yapıldığı ülkeler ise ABD, Brezilya,
Arjantin, Hindistan gibi ülkelerdir. Deneme amaçlı ekim yapan ülkelerle birlikte GDO’lu
üretim yapan ülke sayısı 26 ülke sayısına ulaşmaktadır. Dünyada 190 milyon hektar alanda
GDO’lu üretimler yapılmaktadır.

Biyogüvenlik Kanunu
18.03.2010 tarihinde yürürlüğe gire Biyogüvenlik Kanunu ile GDO’lu tohumların ülkemizde
üretilmesi ve her türlü ticareti yasaklanmıştır. Biyogüvenlik Kanununun 5. maddesinde GDO
ve ürünlerine ilişkin aşağıdaki fiillerin yapılması yasaklanmıştır:
a- GDO ve ürünlerinin onay alınmaksızın piyasaya sürülmesi,
b- Genetiği değiştirilmiş ürünlerin Kurul kararlarına aykırı olarak kullanılması ve
kullandırılması,
c- Genetiği değiştirilmiş bitki ve hayvanların üretilmesi,
d- GDO ve ürünlerinin Kurul tarafından piyasaya sürme kapsamında belirlenen amaç ve alan
dışında kullanılması,
e- GDO ve ürünlerinin bebek mamaları ve bebek formülleri, devam mamaları ve devam
formülleri ile bebek ve küçük çocuk ek besinlerinde kullanılması.
Biyogüvenlik Kanunu 15. maddesi: “GDO ve ürünlerini bu Kanun hükümlerine aykırı olarak
ithal eden, üreten veya çevreye serbest bırakan kişi 5 yıldan 12 yıla kadar hapis ve 10.000
güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır” denilmektedir. Ülkemizde hayvan yemi olarak
kullanılmak üzere (soya ve mısır) Güvenlik Kurulunun onayladığı genlere sahip ürünlerin
ithaline izin verilmektedir. Tohum ve gıda amaçlı GDO’lu hiçbir ürünün ithal ve kullanımına
izin verilmemektedir.
GDO’lu tohumların ülkemizde üretilmesi ve her türlü ticareti kanunla yasaklanmıştır.
Türkiye’de bugüne kadar GDO’lu hiçbir bitki çeşidi için tescil veya üretim izni verilmemiş
veya kaydı yapılmamıştır.
Hibrit tohumla, GDO’lu (Genetiği değiştirilmiş organizma) tohum birbirine
karıştırılmamalıdır. Hibrit tohumda, tohumun ebeveyn (anne-baba) hatları vardır ve bunların
insan eliyle melezlenmesi ile F1 hibrit tohum elde edilmektedir. Oysaki GDO’lu tohumda bir
türden başka bir türe gen aktarılması ile GDO’lu tohum elde edilmektedir. Hibrit tohumla
GDO’lu tohum farklı şeylerdir. Hibrit bir tohuma gen aktarılması suretiyle GDO’lu hale
getirilebilir.
Hormonlu ürünler, ilaçlı ürünler, işleme ile besin yapısı değiştirilmiş ürünler GDO ürünü
değildir. Bazı bilim insanları genetik yapıların bu derece oynanmasını tehlikeli bulmakta,
bazıları ise insanlığın önemli sorunlarına çözüm bulunabileceğine inanmaktadır. Başta ABD
olmak üzere GDO’lu üretime 1996’da başlanmıştır. GDO’ların insan ve hayvan sağlığına
zararlı olup olmadığı halen tartışmalıdır. İnsan ve hayvan sağlığı açısından iddia edilen riskler
alerji ve zehirlenmelerdir. Gelişmiş ülkelerde GDO’lu ürünlerin kullanılmasını düzenleyen
yasalar vardır.
Avrupa Birliğinin İspanya ve Portekiz gibi bazı ülkelerinde deneme amaçlı çok sınırlı
miktarda GDO’lu üretim yapılmaktadır. Avrupa Birliği ülkeleri gıda ithalatında onaylı genleri
taşıyan soya mısır vb. bitkisel ürün ve mamullerin ülkelerine girişine izin vermektedir.
Etiketinde yazmak şartıyla bazı gıda ürünleri satılıyor.

GDO konusunda Avrupa Birliği kendi içinde ciddi çelişkiler barındırmaktadır. AB’de ki temel
gerekçenin başında toplumun bu ürünlere olan tepkisi gelmekte, bunu AB bilim insanlarının
kesin sınırlarla bölünmüşlüğü ve karar vericilerin kararsızlığı takip etmektedir.
ABD’de gerekli izinleri almak ve testleri geçmek şartıyla GDO’lu ürün üretmek ve
pazarlamak serbesttir.

 

DNA SARMALI
(Makarnalık buğday)

Continue Reading

Yazar

Dijital Dönüşüm Yol Haritası

Bahar Yıldırım

Published

on

Teknoloji ile birlikte herşeyin hızla değiştiği günümüzde bu değişime ayak uydurmak kaçınılmaz hale
gelmiştir. Bu koşullarda varlıklarını sürdürebilenler ise sadece bu değişimi içselleştirenler yani bu
kültürü organizasyonlarının tüm kademelerine indirgeyenler ve tüm süreçlerinde yaygınlaştıran
şirketler olacaklardır. Çıktıkları yolun sonuna yaklaşanlar ise bildikleri yolda ilerleyenler ve iş yapış
şekillerini iyileştirmeyenlerdir. Bu yüzden öncelikle şirketlerin stratejilerini belirlerken her zaman
yeniliklerin takipçisi olmak ve yaratıcılığa değer vermek temel vizyonu oluşturmalıdır. Bu doğrultuda
yol haritası çizilmeli ve bu dönüşüm işi bilen ezberbozan liderler tarafından yönetilmelidir. Sektörde
rekabet gücü kazanmak için gerekli olan farklılaşmak ve farkındalaşmak ise zaten önce bu bakış
açısına sahip olmak ve sonra inovatif düşünmek ile ancak mümkündür. Bu arada bu değişim ve
dönüşümün içinde olmak sadece şirketler için değil, tüm bireyler ve toplumlar içinde aslında geçerli bir
kuraldır. Belki de “değişmeyen tek şey değişimdir”sözü konunun önemini en iyi şekilde
vurgulamaktadır…

dijital donusum ile ilgili görsel sonucu
Tüm dünyada konuşulan bu konunun genel adı ise “ENDÜSTRİ 4.0” yani “DİJİTAL DÖNÜŞÜM”dür.
Bu sanayi devrimi aslında 18.yy’de su ve buhar makinelerinin icadı ile başlamış, seri üretim ve bilgi
teknolojilerinin hayatımıza girmesiyle devam etmiş ve günümüzde ise “Büyük Veri ve Analizi”, “Akıllı
Robotlar”, “Simulasyon”, “Yatay/Dikey Yazılım Entegrasyonları”, “Nesnelerin İnterneti”, “Siber
Güvenlik”, “Bulut”, “3D Yazıcılar” ve “Zenginleştirilmiş Gerçeklik” gibi teknolojik ilerlemeler ile birlikte
hız kazanmıştır. Burada değişmek kadar bu dönüşüme hızlı adapte olabilmekte önemlidir… Bu uzun,
zor ve yüksek maliyetli bir yolculuktur. Bu yolculukta şirketlerin değişim sürecini yönetecek öncülere
ihtiyacı vardır. Ancak buradaki amaç birkaç kahraman ile bu işi yürüterek değil, tüm ekibin dahil
olacağı etkin bir takım kurarak olmalıdır. Herkesin dahil edildiği bu yaklaşım hem tüm şirket
çalışanlarının bilgi ve tecrübelerinden yararlanılmasını hem de ortak tek bir hedefe daha hızlı
ulaşılmasını sağlayacaktır. Buda etkin bir proje yönetimi ile olabilir. Şirketler ayrıca çalışanlarını bu
konuda eğitmeli, teşvik etmeli ve ödüllendirmelidirler. Bunun yanısıra her şirket “dijitalleşme endeksini”
yani “dijitalleşme sektör puanı”nı ölçtürmeli, sürecin gerisinde mi yoksa ilerisinde mi olduğunu bilmeli
ve buna göre ivmesini artırmalıdır.
Dijital dönüşümün hiç şüphesiz ki gündem konularından biride “maliyeti azaltmak”, “süreci
hızlandırmak”, “kaliteyi artırmak”, “güvenirliliği sağlamak” gibi sayısız avantajları olduğu kadar,
nihayetinde insan faktörünün dışarda kalarak makinelerin artık beyaz yakanın yaptığı işleri otomatik
yapacak olmasından dolayı işsizliğin artması gibi dezavantajlarının da olmasıdır. Ancak bu durum yeni
teknolojilerin her zaman yeni meslek gruplarınıda beraberinde getireceği gözönüne alındığında biraz
daha yumuşatılabilir. Hatta herşeyin başına eklenen “DİJİTAL” kelimesi bunun göstergesidir… “Dijital
Ekonomi”, “Dijital Pazarlama”, Dijital İletişim” gibi…
Dünya’daki en büyük etkisi ise üretim sarkacının az gelişmiş ülkelerden, gelişmiş ülkelere salınması
olacaktır. Çünkü dijital dönüşüm nihayetinde yüksek yatırım gerektirir ve bunun sonucunda daha az
maliyetli üretim sağlanır. Şu anda düşük işçilik maliyeti ile rekabet avantajı elinde olan Uzak Doğu
ülkelerinin ise ekonomik olarak bu dönüşüme geçmeleri zordur. Türkiye’de ise KOBİ’ler için aynı
durum söz konusudur. Türkiye’de bu dönüşüm ne denli önemli olduğunun en kritik ispatı ise hükümet
tarafından oluşturulan eylem planlarıdır. Bu eylem planları için “bilgi tabanlı ekonomi”, “ulusal geniş
bant stratejisi”, “fiber altyapı”, “ar-ge çalışmaları” ve “bilişim vadisi” konuşulmaktadır. Bu eylem
planlarının daha etkili bir şekilde hayata geçirilmesi ise sektör oyuncularının yani “Üretim ve Sanayi
Şirketleri”, “Piyasa Yapıcılar”, “Altyapı Sağlayıcılar”, “Uygulama Sağlayıcılar”, “STK’lar”, “Yönetim
Danışmanları”, “Dijital Dönüşüm Liderleri” ve “Eğitim Kurumları”nın koordineli bir şekilde hareket
etmesi ile ilişkilidir. Bu organizasyon için ise her birimden temsili seçilecek kurul üyelerinin siyaset üstü
bir politika ile “Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı” liderliğinde hareket etmeleri önem taşımaktadır.

Continue Reading

Öne Çıkanlar