Connect with us

Yazar

Krizde Şirket Yönetimi

MedyaKafa Basın

Published

on

Son zamanlarda hangi şirkete eğitim ya da danışmanlık amaçlı gitsem ya da koçluk yaptığım hangi yönetici ile konuşsam gündem ekonomik kriz. Çoğunluk kaygılı ve herkes kendince bir öngörü elde etmeye ya da çıkış yollarına dair çözümler bulmaya çalışıyor. Türkiye’nin çok krizleri atlatmış olmasının verdiği bir umutla bunun da geçeğine dair pozitif yorumlara, acaba bu defa başka mı, olmayacak mı soruları da eşlik ediyor.

Ben kriz nereye gider, ne kadar sürer, dolar neleri görür, finansı nasıl yönetmeli konularına dair yorum yapacak uzmanlığa sahip değilim, bu konudaki öngörüyü işi yapanlara ve bilimini yazanlara sormak daha doğru. Ben uzun yıllardır sahada olan bir danışman ve eğitimci olarak hem deneyimlerimden hem de işim hasebiyle ulaştığım bilgilerden istifade ederek bu süreçte finansal konular dışında yapılması ve yapılmaması gerekenleri sizler için toplamaya çalıştım.

1. UMUT: Böyle zamanlarda herkesin sinirleri bozuluyor ve hem ruh hem beden sağlığı bundan nasibini alıyor. Sinirlerin bozukluğu sıhhatli düşünmeyi engelliyor, iş ve aile yaşamındaki ilişkileri bozuyor. İyi hissetmeyen ve umudunu tamamen yitiren insanın çıkış yolunu araması, üretken kalması, çalışma arkadaşlarına ilham vermesi ve yaratıcı fikirler bulması zorlaşıyor. Yargılayan bakış açısından, öğrenen bakış açısına geçmek ve bu sürecin de bizlere yeni kazanımlar vereceğine dair kuvvetli inanca tutunmak iyi bir seçim. Savaşa bile katılmış bir yaşlının yıllar evvel söylediği ‘’ Bir olay olduğunda kendine sonunda ölüm var mı diye sor, ölüm yoksa umut vardır’’ sözü bana kaygıya teslim olduğum zamanlarda umut verir. Herkes en tepedeki kişinin gözünün içine bakar. Onun gözünün ışığı söndüyse, omuzları düştüyse ekip inancını ve üretme motivasyonunu kaybeder. Dolayısı ile yönetenlerin söylemleri ve algılanma şekli şirketin geleceği açısından çok önemlidir. Bu süreçte tüm yöneticilerin ve çalışanların sisteme maksimum üretim ve kar için hizmet eder durumda olması gerekir. Yüreğinde umudu olmayanlara aşağıdaki maddeler fayda sağlamayacağı için önce umudu seçmeye kendini ikna edip orada kalmaya gayret etmenizi tavsiye ederim. Etrafınızda ; ‘’Bu ülkede yaşanmaz, gitmek lazım, iş yapılmaz, çocuklarımızın geleceği çok kötü olacak, bu gidişle hepimiz işsiz kalacağız’’ diye düşünenler olacaktır, bu tarz zor zamanlarda bunlar normal duygu ve düşünceler. O düşünce sistemine transfer olmak yerine onları da umuda davet etmeyi şiar edinin zira hepimizin buna çok ihtiyacı var.

2. İLETİŞİM: Kriz dönemlerinde iletişimi yönetmeyi bilmek de fazlasıyla önemli. Zira dönem itibarıyla çalışanların en büyük korkusu işini kaybetmek ve yoksullaşmak. Belirsizlik üretkenliği düşürüyor ve bu ihtiyacımız olan son şey. Kuvvetli ve açık iletişim kurmanın büyük ihtiyaç .Geçtiğimiz günlerde bir eğitimde şirketin genel müdürü çalışanlarda bir açılış konuşması yapmak istediğini söyledi ve onlara zor zamanlardan geçiyor olduklarını umut kırmadan izah edip, birlikte yola devam için birlikte çok gayret göstereceklerini ve şu an için küçülme yönünde bir kararları olmadığını söyledi. O gün onlarca kişi yanıma gelip bu konuşmanın onlara ne kadar iyi geldiğini ifade etti. Eğer resmi kanallarda iletişim kurup gerçeklerimizi ve neye ihtiyaç duyduğumuzu vaktinde anlatmaz isek resmi olmayan iletişim (dedikodu) devreye girer ve onun getirdikleri ile başa çıkmak zor olabilir. Ve bu iletişimle birlikte kuvvetli bir inanç ve işbirliği olan bir iklim yaratmak mümkün. Ortaklarınızla, çalışanlarınızla ve ailenizle duygularınızı ve ihtiyaçlarınızı lisanı münasip ile konuşmayı seçin, iletişimsizliği ve içinize kapanmayı tercih etmeyin.

3. İNSAN KAYNAKLARI YÖNETİMİ: Çoğu yatırımcı paniğe kapılıp, hızlı küçülme yönünde aksiyon almakta ve bu eyleme de işten çıkarmalar yapmakla başlamakta acele edebiliyor. Yetkinlik sahibi insan sermayesini yitirmek işletmeler için büyük bir risk. Ve iyi yönetilemeyen işten çıkarma süreci ile dışarıda işsiz kalmış eski çalışanlarınız, içeride ise umutsuz mevcut çalışanlarınız olacak. Bu seçenek üzerinden yol almanın zaruriyet olduğu hallerde ise bu süreci en doğru nasıl yönetmek gerektiği üzerine kafa yormalı. Çalışan gelişimi konusunda şu ana kadar ne yaptığınız gözden geçirin ve bundan sonra çalışanlarınızın hangi yetkinlikte olmasına ihtiyaç duyduğunu tespit edin ve insan sermayenizi geliştirmek için zaman, para ve emek harcayın. Yetersiz insan kaynağı ile vasat işler çıkar ve vasatlık bizi zor zamanlardan çıkaramaz.

4. SİSTEM YAKLAŞIMI: Sistemsiz çalışan şirketler için şirketin hafızasını kişilere teslim etme kronik hastalığından çıkmanın tam zamanı. Türk şirketlerinin işi yapmaktan yazmaya vakti olmuyor, vakit artık yazma vakti. Süreçlerinizi yazın, standartları belirleyin, işleri ve görevleri tanımlayın. Yönetim bilimi buna planlama der. Sonra bu yazılı süreçlere uygun çalışma kültürü oluşturmanın gayretinde olun, yani yazdıklarınızı yapın. Süreçlerinizi kontrol edin ve risk yönetimi mantığı ile olabilecek risk ve fırsatları analiz edin. Sistem kurarken teknolojinin nimetlerini de görmezden gelmemeli.

5. VERİMLİLİK, ÖLÇME VE DEĞERLENDİRME: Böylesi dönemler aşırılıkları düzeltmek, optimizasyonu sağlamak için bir fırsat bile olabilir.Yineliyorum, teknoloji kullanımını da içeren ve verimsizliği azaltamaya yada ortadan kaldırmaya yarayacak aksiyonlar alma vakti. Bizim krizden çıkış reçetemizde üretmek var ama üretimi de bilimine uygun yapmak elzem. İş dünyamız yönetim biliminden istifade etmeli ve ölçemediğinizi yönetemezsiniz yaklaşımını benimsemeli. Peki, neyi ölçmeliyiz diyen için referans yazım.

6. MÜŞTERİ ODAKLILIK VE SATIŞ: Dile pelesenk olan ama yerine pek az getirilen vaat olan müşteri odaklılığın tam zamanı. Müşteri memnuniyet oranlarınıza bakın, müşteri şikayetlerini hassasiyetle takip edin, tekrar eden müşteri oranınızı izleyin ve anahtar müşterilerinize fazlasıyla odaklanın, müşteri Kaybı oranlarınıza bakın ve sizi artık tercih etmeyen eski müşterilere neden diye sorup yine şans isteyin. Ve herkesin dolaştığı kızıl denizleri bırakıp mavi okyanuslara açılın. Bu konuda mavi okyanus stratejisi konusunda yazdığım yazımı okuyup işin felsefesini öğrenmek isterseniz.

7. PAZARLAMA: Pazarlamanın tüm fonksiyonlarında nerede olduğumuzu düşünmenin tam zamanı. ‘Ürün değil değer satın’ yine fazlasıyla dile gelen bir öneri. Fakat bizim çoğu şirketimizin ürünlerini de onun sağladığı değerleri de doğru mecralarda ve doğru dilde anlatma kabiliyeti oldukça zayıf. Önce kendimizi ifade etmeyi öğrenelim. Dijital mecralarda gösterdiğimiz varlığın kalitesi sorgulanır halde. Koca koca şirketlerin web sayfaları vasat ya da kötü, hatta bazılarının yok ya da yıllardır orada duran yapım aşamasında bildirimi var. Var olanlar ise on yıl evvel çektiği fotoğrafları koymuş, artık yapmadığı ürünler ve satmadığı hizmetler orada. Diğer sosyal platformların yönetimi ise yine çoğunluğun başarıyla yürütemediği konular. Sanırım bu alanlarda da şirketin durumuna bir bakıp, bu işi yapan uzmanlara ulaşıp, şirketin dışarıya görünen yüzünde saçını başını taramanın vakti. Ve yine hedef kitleyi tanımlama, Pazar araştırmalarında istifade etme ve sizin için doğru pazarlama stratejinin ne olduğu konusuna emek vermekte fayda var.

8. KOÇLUK VE MENTÖRLÜK: Kriz dönemlerinde en zor konulardan birisi, çıkış yolunda doğru çabayı gösterirken yolda kalmak. Bu süreçte yoldan çıktıkça sizi yeniden tutunduracak, zihniniz berraklaştıracak, potansiyeli ve geçmişte neleri başardığınızı size hatırlatacak, size doğru soruları soracak, mevcut durumunuzu sorgulatacak ve en önemlisi bakış açışınızı değiştirmenize destek verecek koç ve mentörler bir ihtiyaç olabilir. Bunlar bizler gibi bu işi profesyonelce yapan kişiler olmak zorunda değil. Kimi zaman bir dost, bir çalışma arkadaşı, sektörden bir üstat, babanız yani aklına ve deneyimine güvendiğiniz birileri olabilir.

Bilgenin birine öğrencisi gelir ve ‘Hocam bugün çok kötüyüm’der. Hoca ‘Geçer’ der, gönderir. Bir zaman geçer ve öğrenci neşeyle gelip çok iyi hissettiğini söyler. Hoca ise ‘Bu da geçer evlat’ der. Ben de yazımı okuyan ve umuda tutunmaya ihtiyacı olanlara ‘’Bu da geçer’’ demek istiyorum. Biz elimizden gelenin en iyisini yapalım gerisini haline bırakalım.

Advertisement
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazar

Evren’de yaşayan tek canlılar biz miyiz… Nerede Bu Uzaylılar?

Selçuk Topal

Published

on

93 milyar ışık yılı (yaklaşık olarak 93.000.000.000 x 10.000.000.000.000 km!) çapa sahip görünen Evren’de yaşayan tek canlılar biz miyiz? Görünen Evren’de 2 trilyon başka galaksi olduğu düşünülüyor. Her galakside yüz milyarlarca yıldız ve trilyonlarca öte-gezegen olabilir. Bu da evrenin bir köşesinde başka canlıların olma olasılığını arttırıyor. Eğer Dünya oluşmadan önce Evren’in bir köşesinde birçok kez canlılığın ortaya çıkması için gerekli koşullar oluşmuş ise ve bu canlıların bizim şu an hayal edemeyeceğimiz derecede teknolojiye sahip olmak için bolca zamanları varsa neden hala bu tarz gelişmiş bir uygarlık bizi ziyaret edip okeye dördüncü olamadı? Nerede bu gelişmiş uygarlıklar? Neden gelip bir kıtlama çayımızı içmediler henüz?

Nerede bu uzaylılar

Evren gerçekten büyük bir yer. Bırakın evrenin kendisini içinde yaşadığımız galaksi Samanyolu bile bizler için devasa bir yer. Galaksimizden belli bir uzaklıkta bulunan tüm galaksiler bizden ışık hızından daha hızlı uzaklaştığı için (aradaki uzayın toplam genişleme hızı) o galaksilere ulaşmamızın hiç imkanı yok. İsterseniz ışık hızında gidin. Ulaşamazsınız. İşte bu nedenle Evren’in bir köşesinde Dünya dışı canlı olsa bile bize yeterince yakın olmalı ki iletişim kurabilelim.

Fazla uzaklara gitmeden ortalama 400 milyar yıldız içeren kendi galaksimiz Samanyolu’nda Dünya dışı canlı aramak daha mantıklı bir seçenecek olarak karşımıza çıkıyor. Galaksimizde Güneş benzeri 20-30 milyar başka yıldız olabilir. Galaksimizde en az 1 milyar adet Dünya boyutlarında ve Güneş gibi bir yıldızı olan öte-gezegen olduğu düşünülüyor. Ancak biz sadece yaklaşık 4000 adet öte-gezegen belirleyebildik ve bunların da yaklaşık 50 adetinde hayat olabileceğini düşünüyoruz. Bu öte-gezegenlerden biri de uzay aracı göndermeyi planladığımız komşu yıldız sistemindeki Proxima b gezegeni. Bize en yakın hayat barındırma ihtimali olan öte-gezegen.

Nerede bu uzaylılar

 

Galaksimiz yaklaşık 13 milyar yıl yaşında. Dünya ise kabaca 5 milyar yıl yaşında. Yani Dünya ortaya çıkmadan önce galaksimizde yaşam barındıran başka gezegenlerin ortaya çıkmış olması çok büyük bir ihtimal. Hatta bunlar içerisinde bizden sadece birkaç milyon yıl önce ortaya çıkan 1 adet uygarlık bile olsa tüm galaksiyi kapsayan bir GPS sistemi kurmaları için bolca zamanları vardı. Değil mi?

Eğer süper uzay gemileri yapıp galaksinin her köşesine adım atacağız diye yola çıkar ve bu yolculuk boyunca üreme sorunu yaşamadan, yaşamsal gereksinimleri karşılayabilecek teknolojiye sahip olsaydık tüm galaksinin ortalama 2 milyon yılda altını üstüne getirmiş ve her köşesine muhtemelen dönerci açmış olurduk. 2 trilyon galaksi içerisinde döner kokan tek galaksi de burası olurdu. 2 milyon yıl çok uzun bir süre gibi görünebilir ama 13 milyar yıl yaşındaki bir galaksi için 2 milyon yıl aslında çok kısa bir süre. İyi de nerede bunlar?

Nerede bu uzaylılar

Evren’de 3 farklı tip uygarlık olabileceğini düşünüyoruz. Buna Kardaşev Ölçeği deniyor.

Tip I: Yaşadığı gezegenin tüm enerjisini kullanabilme gücüne sahip bir uygarlık. Biz bu ölçekte yaklaşık 0.73 yöresindeyiz. Şu an Tip 0’dan Tip I uygarlığa geçiş aşamasındayız ve belki de 100 yıl içerisinde Tip I uygarlık haline geleceğiz.

Tip II: Kendi güneşinin tüm enerjisini kullanabilen bir uygarlık. Bu bilim kurgu gibi duran ama teoride mümkün bir mühendisliği başarmış olmak anlamına geliyor (örn. Güneş’i çevreleyen Dyson Küresi inşa etmek gibi).

Tip III: İçinde bulunduğu galaksiyi mahallenin arka sokakları kadar iyi bilen ve galaksinin her köşesindeki enerji kaynağını kullanabilen bir uygarlık.

 

Evren’de Dünya dışı zeki canlı olma olasılığının yüksek oluşuna rağmen henüz bu zeki varlıklarla karşılaşmamış olmak çözemediğimiz bir paradoks. İşte buna Fermi Paradoksu deniyor. Her ne kadar yanıtı tam olarak bilemesek de bazı olasılıklar üzerine tartışabiliriz.

1) Evren’in erken zamanlarındaki fiziksel koşullar canlılığın başlaması için elverişli değildi ve ancak yakın zamanda koşullar canlılığa izin verecek derece uygun hale geldi ve canlılık oluştu. Canlılığın ilk örnekleri olan bu uygarlıklar henüz yıldızlar arası yolculuk yapacak kadar ilerlememiş olabilirler. Bakın mesela biz o kadar ilerlemedik henüz.

2) Evren’de geçilmesi çok zor ya da geçilemeyen bazı filtreler olabilir. Önceden hayat barındıran bazı gezegenler bu nedenle artık hayat barındırmıyor olabilir. Dünyamız şimdi hayat dolu ancak bir süre sonra Venüs gibi dev bir sera etkisi gezegeni kavurabilir. Belki Venüs böyle bir ölümcül filtreyi geçemediği için şimdi hayat barındırmıyordur. Küresel ısınma belki de Dünya’nın yüzleşmesi gereken o geçilmesi zor filtrelerden biridir.

3) Belki de teknolojik ilerlemişlik aslında sonumuzu hazırlayan yegane şeydir. Eminim Nagasaki ve Hiroşima’nın sakinleri bu dediğimi daha iyi anlıyor. Ne de olsa onlar bilim ve teknolojideki o ‘muhteşem ilerlemeyi’ bizzat deneyimlediler. Örneğin moleküler nanoteknoloji kontrolden çıkıp Dünya dışı zeki varlıkların olduğu gezegeni yok ederken kendisini çoğaltmış olabilir (Bkz. Grey Goo). Belki bu nedenle geçmişte hayat bulan ileri uygarlıkların yerinde şimdi yeller esiyor olabilir. Bilim ve teknolojideki gelişmişliğin savaşları durdurmak yerine daha kanlı bir şekilde devam ettirdiğini deneyimleyen insanoğlu olarak bu seçenek de kulağa mantıklı geliyor.

4) Belki de Evren’de gerçekten 3. Tip bir uygarlık var ve bizi gözlemliyorlar (bu seçeneği en çok ufocular sevdi biliyorum!). Eğer başka bir uygarlık tehlikeli düzeyde ilerlemişse bu 3. Tip uygarlık tarafından yok ediliyor olabilir. Bu teori doğru olsaydı Dünya’nın çoktan yok edilmiş olması gerekirdi sanırım. Bir Otostopçunun Galaksi Rehberi filmindeki gibi belki de intergalaktik komite buradan yol geçirmek istediği zaman Dünya yok edilecektir.

5) Şu an sahip olduğumuz ve övündüğümüz iletişim sistemlerimiz gelişmiş Dünya dışı canlılar için çok ilkel olabilir. O nedenle gönderdiğimiz mesajları anlamıyor olabilirler. Ya da onların gönderdiği mesajları biz anlamıyoruz.

6) Dünya dışı zeki yaşam formu var. Ancak onlar bu gezegeni ziyaret ettiğinde Dünya’da henüz canlılık oluşmamıştı. Başka bir tabirle buralar hep tarlaydı. Ve zeki varlıklar not defterlerine ‘bu gezegende yaşam yok’ diye not aldılar ve bir daha gelmemek üzere evrenin derinliklerine yelken açtılar.

7) Son olarak belki de biz gerçekten evrende yalnızız. Dünya dışı yaşam yok. En azından gelişmiş canlılar olarak yalnızız. Başka bir yıldız veya galakside bulunan bir gezegenin yüzeyinde oradan oraya lay lay lom dolaşan ve içinde bulunduğu o minicik alandan daha ötesi hakkında zerre kadar bilgisi olmayan bir bakteri türü olabilir. Eğer Dünya dışı canlılar bu düzeydeyse onların bizi ziyaret etmesini beklemek saçmalık olur.

 

Diğer yandan Fermi Paradoksu olarak bildiğimiz şey aslında Fermi’nin kendi fikri olmayabilir. Aslında Fermi’nin kastettiği başka birşeydi ama her eski hikayede olduğu gibi bu da hata ile Fermi’ye atfedilmiş gibi görünüyor. Örneğin telefonu kim icat etti diye sorsak Graham Bell diyenlerin sayısı Antonio Meucci diyenlerden fazladır. Ya da teleskobu ilk kullanan Galileo diyenlerin sayısı Galileo’den önce teleskop Avrupa’da icat edildi diyenlerin sayısından daha fazla olur. Tarih böyle hatalarla dolu galiba. Elbette Fermi Paradoksu’nun adını değiştirecek değiliz. Yapışmış bir kere. Diğer yandan aslında bu bir paradoks olmayabilir. Evet Evren’de Dünya dışı yaşam olma olasılığı yüksek. Ancak o zeki varlıklar evlerinden çok uzaklara diğer yıldızlara yolculuk yapmak istememiş olabilirler. Bu da Evren’de zeki yaşam olduğunu ama buraya neden gelmediklerini basitçe açıklar. Ya da süper bir uzay gemisi yapıp yıldızlararası yolculuk yapacak derecede teknolojik gelişmişlik gösteren Dünya dışı canlı yok ve işte bu nedenle henüz kapımızı çalan bir uzaylı da yok. Ortada aslında bir paradoks yok. Sadece cevabı olmayan bolca soru var. Hikayeyi merak edenler şu makaleyi okuyabilirler -> Fermi Paradoks?

Nerede bu uzaylılar

An itibariyle evrende Dünya dışında yaşam olduğuna dair elimizde bir bulgu yok. Uzay sessiz ve ölü. Kimse bize seslenmiyor veya sesimizi duymuyor. Galaksimiz Samanyolu ortalama 100.000 ışık yılı çapında ve insanlık olarak gönderdiğimiz radyo sinyalleri 100 ışık yılı öteye ancak ulaşabildi. Eğer tüm Dünya tarihini 24 saate sıkıştırsaydık insanoğlu 24 saatin son saniyesi ortaya çıkmış olurdu. Yani biz bu devasa kozmik deniz üzerindeki Samanyolu denilen bu gökadada daha çok yeniyiz. Henüz içinde yaşadığımız adayı bile tam anlamıyla çözebilmiş değiliz. Okyanustaki başka adalara yolculuk yapmak ise şimdilik imkansız görünüyor.

Nerede bu uzaylılar

 

Eğer evrende yalnız olmak size korkutucu geliyorsa böyle hissetmeniz normal. Zifiri karanlık bir odada tek ışık kaynağınızın bir mum olduğunu düşünün. Mum yandığı sürece ışığınız var. Ama bir süre sonra o ışık sönecek. Yani bir başka deyişle Dünya’daki yaşam yok olacak ve belki de evrendeki tek ışık kaynağı sönmüş olacak. Eğer bunu istemiyorsak gezegenimizdeki canlılığı yok etmeden Tip 3 uygarlığa evrimleşmemiz gerekir. Bunu başarabilecek miyiz? Defolu insan doğasını denkleme katarsak başarabilme olasılığımız sıfıra yakın. O nedenle zaman geçtikçe insandan daha insan başka bir canlıya evrimleşeceğimizi umut etmek beni mutlu ediyor. Siz de deneyin.

Belki de ‘Evren’de dünya dışı zeki yaşam formu var mı?’ sorusuna verilecek en doğru ve basit cevap şu olabilir: ‘Evren’de zeki yaşam olduğunun yegane kanıtı henüz bizimle irtibata geçmemiş olmalarıdır.’

Bilim, mantık ve sevgi yol göstericiniz olsun. #gelecekuzayda

@astronomTurk

Dr Selçuk Topal

Continue Reading

Yazar

Tarımın Neferleri…

Timuçin Demir

Published

on

TARIMSAL SAHADA MÜTEŞEBBİS OLMAK…

 

Ülkemizin çiftçi kayıt sistemine dahil alanlarında istihsalin gerçek mihmandarları olan tüzel kişilerin ve gerçek kişiler yani çiftçilerimizin yakın geçmişte start alan ve halen devam eden, Ziraat Bankası marifetiyle sıfır faizli (0) Tarım Kredilerinden yararlandırıldıkları bilinmektedir. Bu vaziyet gerek üretici ve gerekse tarımsal tesis sahibi yatırımcılar için son derece olumlu bir zaviye yaratmıştır. Bilindiği gibi Global dünyada tarımın ve tarımsal üretimin artması için daha fazla müteşebbis ve taze beynin bu sektöre katılımı kaçınılmazdır. Özellikle ülkemizin geniş tarım alanları düşünülürse, istihdam sağlanması  ve sosyolojik faydaları vs. sebeplerden mütevellit pekçok gerekçe için tarıma yatırım yapan sanayici ve müteşebbis ehemmiyet kazanmaktadır.

Bu hususta bahsi geçen paydaş sayısını arttırma cihetiyle Ziraat Bankasının kredi konusundaki politika ve stratejileri alkışı hak etmektedir.  Hal böyleyken  ilgili kuruma müteşekkir olmak hepimizin millet olarak zaruri borcudur lakin bahsi geçen kredi konumuyla ilgili gerekli düzenleme yapılırken müteşebbisi var edecek ve yeni beyinleri bu platforma dahil edecek en yüksek fayda mamağfi sağlanamamaktadır. Gerekçesi zaten bu kredi ile projesi ve kendi yatarımını finanse etmek isteyen yatırımcıya dayatılan TEMİNAT….tır.

Söz konusu müteşebbis ancak gerekli projeleri banka huzuruna getirmekle kalmayıp, kredilenebilmek için yahut gerekli sermayeyi oluşturmada kullanacağı kredi için teminat bulmak zorundadır. Oysa öz kaynak sıkıntısı olan ama diri bir beyin ve inovasyonu hissettiren projelerle ülke tarımına aksiyon getirecek bu güruhun zaten bırakın teminatı, kendini finanse edecek özkaynağı yetersizdir. Ülkemizin ilgili Bakanlığı ve bankası tarım alanlarında üretimi artıracak ve yeni beyinleri müteşebbis sıfatıyla rekabetçi yarışın içine katacak kontrollü bir metod bularak bu teminat problemini aşmalıdır. Bunu aşmak demek, her anlamda tarıma pekçok yeni ve taze beynin katkı sağlaması demektir. Özellikle bu kriterlere vakıf, inandırıcı ve gelişime açık akil insanların sadece sermaye sahibi olamadığından elenmesi yahut değerlendirilememesi ülke adına büyük kayıptır.

Kaldı ki teminatı olan tarım üreticileri her durumda bu kredileri yıllara sair kullanmaktadır. Mevcut yapı, menkul ve gayrimenkulleri ile varlıklarını korumaktadırlar ve sözü edilen kaynakları kullanmada büyük sorunlar yaşamadan ticari faaliyetlerini sürdürmektedirler.

Tam da bu noktada, Büyük Türk Devleti’nin anaç yüzü yine ülke insanının ali menfaatlerini gözeterek, bilgisi, projesi ve yeteneği tartışılmaz, üretime ve tarımsal gelişime yenilik ve katkı getireceği aşikar bu  müteşebbis grubun elinden tutmalıdır. Bu cihetle Tarım Bakanlığımız, ülkemizin bankası Ziraat Bankası ile ortak paydada bu süreci nasıl yöneteceği ve çözüme kavuşturacağını birkez daha gözden geçirmelidir. Artık, parası, mal varlığı yada bir finans kaynağı olmayan, işçi, memur yada çifçi çocuğu olup, eğitimini Ziraat üzerine tamamlamış, kafası çalışan, iş bilen, yıldızı parlak, tarım, üretim, tohum, gübre yahut bu hususlarla haşır neşir olup projesini geliştirmiş, fikirleri iktisadi hayata döndürme konusunda yetenekleri tartışılmaz beyinlerimiz ziyan olmasın.

Şüphe yok ki;  yenilikler, yeni beyinler ve yeni düşünceler ile gelişim sağlayacaktır.

Continue Reading

Yazar

Bu yıl hangi teknolojileri konuşacağız?

Enez Özen

Published

on

Öncelikle en büyük kişisel beklentilerimi sıralamak istiyorum:
. Esnek telefonlar bu yıl çıkacak mı?
Ä°lgili resim
. 5G sonrası ortaya çıkacak, bant genişliği ve GSM teknolojisi ne olacak?
5 g ile ilgili görsel sonucu
. Çin’de iki bebeğe uygulanan CRISPR teknolojisinin ahlaki sonuçlarıyla ilgili genel kanaat ne olacak?
CRISPR çin ile ilgili görsel sonucu
. Elektrik araçların pil ömürleriyle ilgili yeni bir buluş gerçekleşir mi?
elektrikli araba ile ilgili görsel sonucu
. Amazon’un uydudan ücretsiz internet uygulamasıyla ilgili denemeleri nasıl bir sonuç doğuracak?
Ä°lgili resim
. Birkaç yılda bir yeni bir sosyal medya uygulaması sosyal medyayı sarsıyor, bu yıl yeni bir sosyal medya çıkma ihtimali olabilir mi?
. Asistan hizmetleriyle uygulamalar çok arttı, yapay zeka ile donatılmış asistan hizmetleri kapsamını ne kadar genişletecek?
asistan google ile ilgili görsel sonucu
Soruları uzatabilirim ama gelelim teknoloji çevrelerinin, etkinliklerinin gündemine:
Yılın ilk teknoloji gündemi Las Vegas’taki Tüketici Elektroniği Şovu yani CES Fuarı ile başlıyor.
CES, teknoloji ve yenilikçiliğin ruhuna ilham verir. Yıllar geçtikçe daha fazla ilgi gören etkinliğin buy yıl 180 bini aşkın endüstri yöneticisi, medya mensubu, yatırımcı, girişimci Las Vegas’ta ağ fırsatları, konferanslar, önemli notlar, uygulamalı sergiler ve daha fazlası için bir araya gelecek.
CES 2018’de 182.198 endüstri profesyonelini ağırladı ve Eureka Park’ta 1.018 start-up akıllara durgunluk veren girişimlerini sergiledi. 4.598 katılımcı şirket ve marka kendini gösterme fırsatı buldu, ürünlerini tanıttı.
Twitter’da 1 milyondan fazla, Facebook’ta ise 224 bini aşkın video CES’den bahseden paylaşım yapıldı. Dünya genelinde bütün sosyal medya ve geleneksel medya paylaşımları 107 milyon adedi geçti ve 71 milyar potansiyel kişiye ulaşılabilir bir yaygınlığa erişti.
CES’e duyulan ilgisi şundan kaynaklanıyor: En son akıllı şehirler, spor teknolojisi ve tasarım ve kaynak gibi yeni kategorilerin ortaya çıktığı ve araç teknolojisinden dronlarının büyümesini sürdürdüğü konulara kadar yeniliklere fırsat veriyor.
Neredeyse bütün teknoloji devlerinin yöneticileri başta olmak üzere bini aşkın sunum, konuşma ve basın toplantısı yine fuar süresince gerçekleşiyor ve bütün bir yılı domine eden bir etkinlik halini alıyor.
Amerika’da Huawei ve ZTE konusunda güvenlik kaygıları sürüyor ve Amerika ile Çin arasındaki ticaret savaşı CES’te etkisini gösterecek. Yani geçmiş yıllardaki Çin teknoloji şirketlerinin etkisi bu yıl görünmeyebilir. Yine de otonom araç üreten Baidu başta olmak üzere mobil üreticilerinin dışında Çinli şirketleri görebileceğiz.
CES açısından otonom araçlar önemli bir çıkış yeri. Tesla, Ford gibi Amerikan şirketlerinin yanı sıra Mercedes, Audi, BMW gibi Avrupalı markaların prototipleri ve yeniliklerini burada sergilemeleri bekleniyor.
Bunun yanı sıra CES, her yıl otonom araçlar, giyilebilir teknolojiler, ev teknolojileri konusunda daha etkin olmaya devam ediyor.
Önümüzdeki süreçte, mobil, otonom araçlar, ev ürünleri ile kişisel ürünler dünyanın farklı yerlerinde ve farklı etkinliklerde kendi gündemleriyle gündeme gelirse şaşırmam. Zaten Şubat sonu Barcelona’da Dünya GSM Kongresi yapılıyor ve cep telefonlarıyla ilgili en son teknolojiler sunuluyor ve tartışılıyor. Bu yılın Barcelona gündemini 5G olacağı biliniyor.
Haliyle, Çinli markalar Amerika defansını delmek için Barcelona’da büyük bir şova hazırlanıyor olacaktır.
Samsung da, Galaxy 10 serisini burada tanıtacağına dair ipuçlarını verdi. Samsung, kulislere bakılırsa, esnek modelini bu yıl da tanıtmayı gündeme almadı.
Buna karşılık CES’te 8K televizyonları sadece Samsung değil LG de tanıtacak.
Sony, CES’te yeni bir çıkış arıyor ama kulisler farkındalığı güçlü bir telefonla çıkabileceğini bu yıl da ihtimal vermiyor. Sony, akıllı telefonların kamera özelliklerini geliştirecek potansiyele sahip. Bu konuda bir tedarik şirketine dönerse şaşırmayacağım.
Geçen yıl Türkiye pazarına Xiaomi ofis ve mağaza açarak giriş yaptı. Bu yıl ise dünya akıllı telefon pazar payı ile dördüncü olan Oppo girdi. Yerli üreticiler olan GM, Casper ve Vestel’i de dikkate alırsak, rekabet yeni başladı, diyebiliriz.
Apple, ürün lansmanlarının bu tür genel etkinliklerde yapmıyor. Yine de Qualcomm ile devam eden patent ihtilafları ile uğraşırken akıllı telefon pazar payı oranında üçüncülüğü de kaybedebilecek gibi görünüyor.
Qualcomm, akıllı telefon pazarının geleceğini belirleyen şirketlerden. Bu yıl 5G uyumlu ürünlerin lansmanı ağırlık kazanacak.
5G ve geniş bant internet yatırımları sebebiyle önümüzdeki iki yılın ara ürünler ile piyasalar meşgul edilecektir. Bunun yanı sıra teknoloji aksesuarları konusunda verimli bir yıl olacağını tahmin etmek zordur.
Dünya ticaret savaşları ve pek çok ülkede yaşanan ekonomik krizler, teknoloji ürün satışlarında ciddi sorunlar ortaya koyabilir.
Bu yönüyle maliyetleri aşağı çekecek mobil uygulamalar, e-ticaret projeleri ve blockchain teknolojilerini daha fazla konuşacağız.
Sağlık teknolojisi, önümüzdeki 30 yılın en fazla konuşulacak alanlarından olacaktır. Her şartta yeni sağlık teknolojileri, buluşlar, ilaçlar ve tedavi yöntemleri duymaya hazır olun. CES başta olmak üzere, bu konularda yeni ürünlerin sergilendiğine şahit olacağız.
Akıllı cihazların yaygınlaşma alanı ev, ofis ve şehir olarak genişliyor. En büyük teknoloji yatırım alanı akıllı şehirler olacaktır. Öncelikle belediye seçimleriyle birlikte ülkemizde de akıllı şehir yatırımları gündemde daha fazla yer alacak. Ancak bu alan, kamusal yatırımlara girdiği için tüketici ürünleri gibi popüler etkiler oluşturmuyor.
Teknoloji o kadar etkin bir dalga oluşturuyor ki alt ve üst gelir düzeyindeki kişileri eşit olarak hedefinde tutuyor. Hal böyle olunca, kimse bu alanı ilgi alanından çıkaramıyor.
Şimdiki teknoloji beklentilerimiz bu yıl cevap bulsa bile, önümüzdeki yıl farklı beklentiler artmaya devam edecektir.

 

Continue Reading

Öne Çıkanlar