Bizimle iletişime geçin

Yazar

Kendimi nasıl geliştirebilirim?

MedyaKafa Basın

Tarih:

|

Eski bir Hint öğretisi; ‘’En büyük erdemlerden birisi kişinin kendi eski halinden daha iyi olmak için sürekli çaba göstermesidir’’ der. Ve İslam alimlerinden Beyhaki ise ‘’İki günü eşit olan aldanmış, bugünü dününden kötü olan ise lanetlenmiştir.’’ der. İnsanın kendini geliştirmesi her şeyden evvel kendi ruh sağlığına şifa olmakla beraber topluma da büyük katkıdır. Pek çok hedefi olan insanoğlunun en temel hedefi kendine sürekli eklemek olmalı. Pek çoğumuzun bildiği, bireysel gelişim için yapılması gerekenlerden en önemli bulduğum 20 maddeyi yazmak istedim

1 Her gün kitap okuyun: Çok klişe bir tavsiye gibi görünse de ‘’ne kadar çok kitap o kadar çok bilgelik’’ en doğru klişelerden birisidir. Sanat, tarih, edebiyat, bilim kurgu veya kişisel gelişim her şeyden biraz okumalı. Ama okumaya ayrılan vakti doğru yazarların katkı sağlayacak güzel kitaplarını okumak için seçici davranarak değerlendirmeli. Zenginleşmek için hep aynı fikri savunan, içerikleri değil, farklı görüş, inanç ve bakış açılarına kapı aralayan kitapları seçmeyi şiddetle öneririm. Tam aksini yapmanın insanlarda tuhaf bir sabit fikirlilik ve kendisi gibi olmayana tahammül edememe zaafiyeti oluşturduğunu ve yaratıcılığı körelttiğini düşünüyorum. Kafanın yuvarlak tasarımı için düşünceler yer ve yön değiştirsin diye öyledir diye okumuştum ve hoşuma gitmişti. Başka açılardan bakma için farklı okumalar çok tesirli. Ayrıca beynin ön lob gelişimi için kuvvetle tavsiye edilen de okumadır. Ön lob gelişi yaratıcılığı artırdığı gibi alzheimer ve demans türü rahatsızlıkları önleyici etkiye de sahiptir.
2 Bir yabancı dil öğrenin: İş hayatımın ilk yıllarında bir sohbet esnasında birisi bana aynen şunu dedi; ‘’ Çalışkansın, araştırmacısın ama İngilizce bilmiyorsun, bu senin sırtında bir kambur ve hayatının ilerleyen yıllarında hangi kapıdan girersen gir bu kambur her kapıda içeri girmene engel olacak’’ Eksik olmasın, bu tavsiyesi ile çalışma hayatını bırakıp İngiltere ye gittim. Bizde lisan bilme konusu insanların kafasında garip bir tabu; ‘’ Ben İngilizce öğrenemem, bu yaştan sonra çok zor’’ Hiç alakası yok. Bir yıl evvel ingilizce öğrenmeye başlayan bir arkadaşım 36 yaşında ve şu an gayet iyi bir seviyede. Aynen şunu dedi’’ hayatta neyi yapamazsın deseler akıcı İngilizce konuşmak derdim, ne saçmaymış’’ Özgürlük için, bambaşka kapılar aralamak, fırsatlar yakalamak için en az bir yabancı lisanı iyi derecede öğrenin.
3 Bir hobi edinin: Türkiye de insanların en eksik olduğu konulardan birisi hobi sahibi olmak. Fransa ve Kanada da konuya verilen ehemniyet hasebiyle ” Boş zamanları değerlendirme bakanlığı” var. Bu bir kültür ve bizde yerleşmemiş.Kavram da oturmamış. Mesela; spor yapmak hobi değildir ama dalmak hobidir, müzik dinlemek hobi değildir ama iyi bir müzik arşivi yapmak hobidir, kitap okumak hobi değildir ama temalı kitaplar biriktirmek hobidir, sinemaya gitmek hobi değildir ama güzel bir film koleksiyonu yapmak hobidir. Daha spesifik şeyler bulmalı ve en az bir hobi edinmeli. Benim hobim blog yazmak, iyi geliyor. Hobim işim yada ailem şeklindeki yaklaşımlar da makul değil. Dengeli bir yaşam için kaliteli boş vakit ihtiyaç. Hele mekanik işlerden yaratıcı işlere doğru eğilimin arttığı şu zamanlarda hobiler dipsiz beslenme kaynakları. Hobiler bizi yalnızlıkla başa çıkan, doyumlu ve yaratıcı insanlar yapıyor.
4 Eğitimlere ve kurslara katılın: Her yıl merak ettiğiniz gelişmek istediğiniz bir konuda, ehil hocaları bulduğunuzdan emin olarak eğitim,seminer vb katılın.
5 Korkularınızdan kurtulun: Bu yazıyı okuyan herkesin mutlaka bazı korkuları vardır. Korku da diğer tüm duygularımız kadar bize ait ve normal bir duygudur. Bizi özgürlükten alıkoyan, çoğu kendi illüzyonlarımız olan korkulardan kurtulmak, farkına varmak son derece ferahlatıcı. Çoğu zaman neden korku tepkisini verdiğimizi açıklamakta güçlük çekebiliriz, çünkü bizi korkutan ,nesne ya da durumun kendisinden çok onunla ilgili edindiğimiz fikirlerdir. Bu fikirler; anne- baba veya diğer kişilerden edinilen fikirler olabileceği gibi, geçmiş deneyimlerimiz olabilir. Çok uzun yıllar korktuğum için araba kullanmadım.  Üzerine gittiğim hafta İstanbul trafiğinde yalnız başıma trafikteydim. Sonra korkuyla geçen yıllara hayıflandım ama bir korkunun üstesinden gelmek bireysel gelişim için tatmin edici bir deneyim.
6 Yeteneklerinizi geliştirin: Müzik, resim, sahne sanatları, el becerisi her insanın bir şeylere yetenegi vardır. Siz de ‘’ Zamanında ailem üzerinde dursaydı, eğitim aldırtsaydı ben şimdi çok iyi bir ………………… olurdum’’ deyip sorumluluğu başkalarına atanlardan mısınız? İngiliz’in güzel bir sözü var ‘’ beter late than never’’ yani geç olması hiç olmamasından daha iyidir. Yeteneğiniz varsa en geç yarın harekete geçin.
7 Erken kalkın: Araştırmacılar erken kalkmanın depresyonu yenmeye yardımcı olduğunu söylüyor. Vücut hormonlarını düzenlediği gibi kilonun korunmasında da etkilidir. Erken saatteki güneş ışığı mevsimsel duygulanım bozukluğuna karşı iyi gelir. Stresi hafifletir.
8 Spor yapın: Evet klişe bir tavsiye ama seratonin ve endorfine doymanın yegane yolu. 2-3 ay sonunda vücutta hissedilen değişim insanı motive eder. Ayrıca spor yapmak için mutlaka kilo problemi olması gerektiğini düşünen, spor yapan fit insanlara “Senin ne ihtiyacın var” diye soran zihniyete de şöyle seslenmek isterim ‘’ Spor, hem vücudu hem de ruhu güzelleştirir. Ruh güzelleşince hayat da güzelleşir.
9 Konfor alanınızı terk edin: Konfor alanı kisinin kendisini gÜvende ve rahat hissettiği, yaşamının buyuk bir bölümünü içinde sürdürdüğü görünmez alandır. Genellikle az çaba ve riskle belli bir rutinin yakalanması hali de denilebilir. Konfor alanı kişinin evi, ailesi, arkadaş ortamı, okulu, iş yeri, mesleği, dini, yaşadığı şehri, hatta futbol muhabbetleri vs olabilir. Konfor alanı çok rahat ve güvenli bir ortam sağlasa da, içinden ara sıra da olsa çıkılıp farklı alanlar keşfedilmezse, uzun vadede tekdüzelik, sıkıntı, gerileme ve performans düşüklüğü getiriyor. Konfor alanının dışında ise öğrenme alanı var. Yeni şeyler ancak kişi kendi konfor alanı dışına çıktığında ve kendini zorladığında öğrenilir.
10 Geri bildirim alın: Fikirlerine güvendiğiniz objektif kişilerden kendiniz ile ilgili geri bildirim alın. Bu, hem iş hayatında hem özel yaşamda son derece besleyicidir. Hayatım boyunca bana en çok katkısı olan kişiler duymak istemediğim ama doğru olan şeyleri söyleyen kişiler oldu. O an hoşunuza gitmeyebilir ama sıhhatli düşünüp değerlendirdiğinizde dostun acı ama doğru tenkitleri son derece faydalı olur.
11 Kör noktalarınızı tanımlayın: Araç kullanırken kör nokta nasıl bir kabus ise, kaza yapmaya sebebiyet verirse kişisel kör noktalarda aynı özelliğe haizdir. Sabit fikirlilik, aşırı inat, abartılı hırs, kıskançlık, fazla gözü karalık, ödleklik, narsizim, bağnazlık gibi yüzlercesi sayılabilir. Kendini fark eden hayatı fark eder. Kendinizi keşfedin ve tedbirli olun.’’ Benim kör noktam yok galiba’’ diyorsanız kendiniz kör olmuşsunuz demektir.
12 Yazın, liste yapın: Yazmanın kinestetik enerjisine inanın, yazdığınız şeylerle aranızda bir akit oluşur ve onları mutlaka yaparsınız.
13 Aksiyon alın: Hiçbir şeyden çekmedi Türk milleti ataletinden çektiği kadar. Bir sürü hayali var herkesin ama harekete geçen pek az. Verilecek kilolar, okunacak kitaplar, gidilecek yerler, öğrenilecek şeyler, kurulacak işler hepsi orada duruyorlar onlara yürümeniz için. Maxx De Pree ; ”Olmamız gereken şeyi, olduğumuz gibi kalarak olamayız ” der.
14 İlham kaynağı insanlar edinin: Sizi harekete geçirecek, yüreklendirecek, güzel hikayeleri olan insanlar keşfedin. Onları takip edin, okuyun, onlardan beslenin.
15 Kötü alışkanlıkları bırakın: Sizi mutsuz eden hiçbir şeyin esiri olmayın. Sigara, alkol, uyuşturucu, aşırı uyku, sürekli geç kalmak, tırnak yemek, kötümserlik. Her ne kötü alışkanlığınız varsa kurtulun. Ama hepsinden aynı anda değil. Kendinize aniden yüklenirseniz yorucu olabilir. Unutmayın parçalara bölmek her zaman işe yarar.
16 Zor insanlarla başa çıkmayı öğrenin: Theodore Roosevelt in çok sevdiğim bir sözü var, eğitimlerimde hep paylaşırım; ‘’Başarı formülünün en önemli tek bileşeni insanlarla iyi geçinmeyi bilmektir’’. Kolay insanla herkes iyi geçinir, mühim olan zor olan insanlarla iletişim kurabilmek ve müzakere etmek. Bu çok kıymetli bir beceridir.
17 Farklı arkadaşlar edinin: Sizi besleyecek, yeni şeyler katacak, bakış açınızı değiştirecek sohbetin derin ve güzel insanlarla vakit geçirin. Çocukluğumdan kalma bir alışkanlığımı çok severim. Her türlü fikirden, inançtan, fraksiyondan dostlar edindim. Tek tip muhabbetler, aynı bakış açıları beslemez. Farklı insanlardan beslenin, hepsini anlamaya çalışın. Aynı küçük mikro çevreden beslenenlerde bir süre sonra sabit fikirlilik kaçınılmaz oluyor. Ve lütfen sizin gibi olmayanlara tahammül etmeyi öğrenin. Yunus Emre nin dediği gibi; Yetmiş iki millete bir gözle bakmayan, Halka müderris olsa da Hakk’a asidir.
18 Sunum yapmayı öğrenin: Çok ilginç bir çalışmanın sonucunu paylaşayım; çoğu insanın en çok korktukları şey topluluk karşısında konuşmakmış. Ölüm korkusu ikinci sırada onu takip ediyor. Eğitim alın, provalar yapın, destek alın ama topluluğa hitap etmeyi öğrenin.
19 Geçmişi geçmişte bırakın: Dünle olan kavgasında yarını kaybedenlerle dolu etrafımız. Hepimiz acılar yaşadık, kaybettik, aldatıldık, kandırıldık, terk edildik, kovulduk, unutulduk, zorlandık, haksızlığa uğradık. Bir kalabalık güruh var ki düne hayıflanmaktan vazgeçemeyen. Dünü konuşacaksam güzellikleri konuşmayı tercih ediyorum, iyi geliyor. Yaşadığım olumlu olumsuz deneyimlerin tamamını da kabul ettim, iftiharla hatırlıyorum ve seviyorum çünkü bugünkü bana çok katkıları var. Lütfen geçmişi evi yapıp içinde yaşayanlardan olmayın.
20 Kendiniz olun: Bir insanın en çekici güzel hali sahici kendisi olduğu halidir. Yapmacık hareketler, jestler, mimikler, gülüşler, tavırlar son derece itici. Bunca yılda edindiğim en net tecrübelerden birisi; hangi sosyo kültürel seviyeden olursa olsun insanları samimiyetle yapaylık arasındaki ayrımı çok net yapabildiğidir. İnsanlara samimi sevgi ve ilgi gösterip çıkar ilişkisi gözetmeksizin hayatınıza temas eden herkese kendisini biricik hissettirin.

Reklam
Yorum yapmak için tıkla

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazar

Kendine Yeten Çocuklar Yetiştirebilmek

MedyaKafa Basın

Tarih:

|

Yayınlayan:

Çocuk yetiştirmek anne baba olmanın en önemli sorumluluğu. Dünyaya binbir hevesle, hayalle ve umutla dünyaya getirdiğiniz çocuğunuzun iyi bir insan olması, vicdan sahibi olması, kendi ayakları üzerinde durması o kadar önemli ki. Vermek istediğimiz bütün insani özelliklerin ve değerlerin çocuk tarafından içselleştirilip, hayatına uygulanabilir olması çocuğun kişiliği, çevre şartları ve bizim yetiştirme tutumlarımızla doğru orantılı.

Geçtiğimiz günlerde denk geldiğim bir yazı tam da bu konuya vurgu yapıyordu. Stanford üniversitesi eski dekanlarından Julie-Lythcott-Haims 18 yaşına gelmeden önce bir gencin sahip olması gereken özellikleri ve becerileri anlattığı bir kitap yazmış. Adı da ‘Bir Yetişkin Nasıl Yetiştirilir?’

O yazıyı okuduktan sonra ben de bir yetişkin olana kadar çocuklarımızın sahip olması gereken donanımları yazmak istedim. Yazımın başlığını da özellikle ‘Çocuk Yetiştirebilmek’ olarak belirledim. Çünkü çocuk yetiştirebilmek hakikaten bir anne baba becerisidir. Herkesin bu sorumluluğu sağlıkla ve hakkıyla yerine getiremediğini sıklıkla görüyoruz.

O nedenle bir çocuk genç erişkin olana kadar neler öğrenmiş, neleri yapabiliyor olmalıdır birlikte bakalım:

Çevreyle sağlıklı iletişim

Bireyin sosyal hayatını sürdürürken karşılaştığı insanlarla rahat bir şekilde çekinmeden konuşabilmesi sosyal gelişimi açısından çok önemlidir.
Örneğin; apartmanda komşusuyla karşılaşan bir birey, hiç bakmadan yoluna devam etmek yerine kısa bir ‘merhaba’ demeli, yol tarifine ihtiyaç duyduğunda tanımadığı kişilere danışabilmelidir. Çevresindeki insanlara korkarak yaklaşmamalı, bilinçli ve farkındalığı yüksek olmalıdır.

Günümüzde aileler, çevreye olan korkularından dolayı çocuklarını koruma davranışı içine giriyorlar. Çocuklarını bakkala göndermiyor, sokakta arkadaş edinmesine müsaade etmiyor, herkesin güvenilmez olabileceği düşüncesini çocuklarına aşılıyorlar.
Bu çocuklar büyüdüklerinde ise, kimseyle iletişim kuramayan, sosyalleşemeyen, kendine ve kimseye güvenemeyen, içedönük bireyler haline geliyorlar.

Çocukların iyi ve kötüyü ayırt edebilmesi, iletişimin önemini bilmesi, tanımadığı insanlarla konuşmanın, yardım etmenin ve yardım almanın nasıl bir duygu olduğunu hissetmesi bu konuda ailelere düşen görevlerden yalnızca birkaçı. Çevreyi doğru bir yer haline getiremeyiz, insanların kötü niyetini de yok edemeyiz. Ancak çocuklarımızın yanlış insanla doğru insan ayrımı yapabilmesi için sadece çevreyi ve insanları kötülemek kolay yola kaçmaktır. Çocuklarımız dünyanın aynı zamanda iyi bir yer olabildiğini, iyi insanların da var olduğunu bilerek büyümeliler.

Kendi Başına Hareket Edebilmek

Kişinin kimseye bağımlı olmadan, yalnızlıktan rahatsızlık duymadan ve korkmadan kendi başına istediği her yere gidebilmesi gerekir. Kişi bunu yapamadığı zaman ailesine ve yakınlarına sürekli ihtiyaç duyar hale gelebilir. İleri seviyede de kaygı bozuklukları görülebilir.

Çocuklar, küçük yaştan itibaren her yere aileleri tarafından götürülüyor, tek başlarına bir yere gitmelerine izin verilmiyor. Araba çarpabilir, kaçırılabilir, zarar görebilir düşüncesiyle bir yere gidebilmelerine engel oluşturuluyor.
Oysa olması gereken, bu düşünceleri onaylamak yerine, çocuklara karşıdan karşıya nasıl geçilmesi gerektiği, yabancılarla konuşmanın hangi şartlarda iyi olabileceği, maalesef ki sık yaşanan taciz ve tecavüzün ne olduğu en uygun şekilde anlatılmalı ve kendilerini dışarıdan gelecek tehlikelere karşı nasıl koruyabilecekleri küçük yaşlardan itibaren öğretilmeli.
Çocuklar, ailelerin gösterdiği şeyleri çevrede uygulayarak ve tecrübe kazanarak hayatı öğrenirler.

Sorumlulukların ve Görevlerin Bilincinde Olmak, Planlı Hareket Edebilmek

Çocuklar ödevlerini ve yetiştirmeleri gereken işleri sadece kendileri yaptıkları zaman, daha iyi organize olabilme ve sorumluluk sahibi olma yeteneklerini kazanırlar.
Eğer yapmaları gereken şeyleri onların yerine yapan birileri varsa, bu becerileri kazanmaları ne yazık ki mümkün değil.

Bu konuda da ailelerin bazı hataları söz konusu. Çocuklarına ödevlerinin teslim tarihlerini sürekli hatırlatan, kolay bitirmeleri için yardım eden, kimi zaman yorulmasınlar diye onların yerine ödev yapabilen aileler oldukça fazla. Böyle olduğunda da, 18 yaşına geldiği halde sorumluluklarını bilmeyen, işlerini düzene koyamayan, zamanında bitiremeyen ve devamlı birilerinden yardım bekleyen bireyler haline geliyorlar.

Hayatta her yaştan insanın belirli sorumlulukları vardır. Az ya da çok, bu sorumluluklar hayatı düzene koyabilmeyi ve kendimizi denetleyebilmeyi öğretir. Çocukların görevlerini aileleri üstlenirse, onlar da bu görevleri başkalarına yönlendirmeyi veya kaçmayı öğrenir. Bu yüzden aileler, çocuklarının kolaylıkları görebilmelerine yardımcı olmalı, plan yapabilmeyi öğretmeli, ev içinde ve dışında çocuklarına görevler vermeli, gerektiği kadar destek olmalı ve işin büyük kısmını onlara bırakmalıdırlar. Aksi halde bir yetişkin olduğu halde hala hayattaki amacını bilmeyen, gideceği yolu belirleyemeyen bireyler yetişir.

Evde Sorumluluk Almak ve Destek Olmak

Çocukların ev işlerinde ailelerine yardımcı olması, ileride kendi başlarının çaresine bakabilmesi açısından gereklidir. Örneğin; çocuklara yemek yaparken ya da ev içi hayatta görevler vermek, hem öğrenmesi hem de kaliteli vakit geçirmesi için iyi bir aktivitedir. Ev içinde üzerlerine düşeni yapmak, dışarıda da kendi ihtiyaçlarının farkında olmayı ve başkalarının ihtiyaçlarına saygı duymayı öğretir.

Ancak günümüzde, çocuklara aileleri tarafından okul ve sosyal faaliyetlere öncelik vermenin daha önemli olduğu öğretiliyor. Böylelikle evden ve evdeki görevlerinden tamamen uzak bireyler yetişiyor. Evde yapmaları gereken her şey birileri tarafından yapılıyor ve rahat etmelerinin daha doğru olduğu düşünülebiliyor. Oysa, öncelikle ev yaşamında yardım, paylaşma, görev edinme öğretilirse, çocukların bunları sosyal çevrelerine ve gelecek yaşantılarına aktarmaları daha olağandır.

Sorunlarını Çözebilmek

Çocuklar, büyüdükçe ve sosyal çevreleri genişledikçe daha fazla insanla iletişime geçer. Bununla birlikte, sosyalleşme sürecinde bazı sorunlar yaşayabilir, anlaşmazlıklar içerisinde olabilir. Böyle durumlarda doğru tepki vermek ve çözüm seçenekleri oluşturmak öğretilmeli,

Anne babalar ise, genellikle çocuklarını koruyucu ve destekleyici bir tutum sergiler.
Bu olağan bir davranış biçimidir, aynı zamanda da içgüdüseldir. Ancak her şeyde olduğu gibi bunda da dengeyi korumak çok önemli. Çocuklar üzülmesin ve hayal kırıklığına uğramasın diye onların sorunlarını çözmek doğru bir davranış değildir.
Tam tersi hayal kırıklığına uğrayarak ders çıkarmalı ve sonraki ilişkilerine de bundan pay biçmelidir. Aileleler de onları destekleyecekleri ve özgür bırakacakları durumları ayırt edebilmelidir.

Örneğin; en yakın arkadaşıyla tartışan ve bir daha asla konuşmayacağını dile getiren, yoğun bir üzüntü halinde olan çocuğun ailesi; onun daha fazla üzülmemesi için araya girip arkadaşıyla veya onun da ailesiyle iletişime geçerse büyük bir hata yapmış olur. Olayı dinleyip tarafsız bir şekilde çocuğa anlatmak ve göremediği şeyler varsa görmesine yardımcı olmak yeterli olacaktır.

Sorunlarla Başa Çıkmak

Hayatın her döneminde kişinin yaşamını zorlaştıran kişiler ya da olaylar olabilir. Günümüzde ise çocukların en sık karşılaştığı zorluklar okul yaşantılarıyla ya da arkadaş ilişkileriyle ilgili olabiliyor. Derslerin yoğunluğu, ödevler ve iş yükü, öğretmenlerle yaşanan problemler veya çatışmalar, öğrenciler arası rekabet gibi sorunlar çocukları bazen yıpratabiliyor.

Anne babaların sık sık düştüğü hatalardan birisi, çocuklarına gerektiği kadar sorumluluk vermemekle birlikte, sahip oldukları iş yükünü azaltmaları.
Örneğin; ödevlerine yardım etmek, karşılaştıkları zor bir durumu ortadan kaldırmak, okulda bir sorun yaşandığında gidip sorunları onun adına çözmek gibi.
Çocuklara bu şekilde yaklaşıldığı zaman, onlar da büyüdüklerinde hayatta karşılaştıkları her zorlukta birilerinden yardım almaya ihtiyaç duyabilirler, hayatta her şeyin onların istediği gibi yürümesi gerektiği fikrine kapılabilirler.

Hiç kimse, hiçbir anne baba, çocukları için hayattaki tüm zorluklara engel olamaz,
bu mümkün değil. Bu yüzden bu aşamaları onların hayata atılmaları için tecrübe olarak görmeli, güçlüklerle biraz olsun başbaşa bırakmalı, gerektiği kadar destek olmalı ve sorunlarına çözüm yolları aramasına rehberlik etmek gerek.

Para Kazanmak, Parayı Yönetebilmek

Genç bir yetişkin, para kazanabilmeli ve maddi durumunu kendisi idare edebilmelidir. Kimi çocuklar küçük yaşta para kazanmak zorunda olabilir, kimilerinin ise tüm ihtiyaçları aileleri tarafından rahatlıkla karşılanır. Ailelerin maddi güçlerinin iyi ya da kötü olması fark etmez, ancak bir genç, para kazanmanın kolay olmadığını, hayatını sürdürebilmek için çalışmak ve çabalamak gerektiğini öğrenmiş olmalıdır.

Aileler çocuklarının rahat etmesi için ve sosyal hayatlarında zorluk yaşamaması için onlara istedikleri her şeyi verirler. Böylece de istediklerini kolayca elde edebilen çocuklar, sahip olduklarının kıymetini bilmeden daha fazlasını isterler.
Bir yetişkin olduklarında ise çalışmanın ve para kazanmanın ne kadar önemli ve gerekli bir şey olduğununun bilincine varamazlar. Ailelerini, istedikleri her şeye sahip olmalarını sağlayan bir araç olarak görürler.
Örneğin; çocuk kendisine ayrılan harçlığı çok da gerekli olmayan şeylere harcadıysa ve ailesinden yeniden para istiyorsa, bir sonraki harçlığa kadar elindekiyle idare etmesi gerektiği öğretilmiş olmalıdır.

Çocuğun ihtiyaçları gereği kadar karşılandığı zaman ise, bir şeyi elde etmenin kolay olmadığını öğrenirler. Hayal ettikleri şeylere sahip olabilmek için gerçekten istekli ve çabalayan bireyler olarak yetişirler.

Risk Alabilmek

Risk almak, hayatı deneyimleyerek öğrenmeyi, pasif bir bekleyiş yerine aktif olabilmeyi sağlar. Aynı zamanda düştüğü yerden kalkabilme yeteneğine sahip olabilmek için önce düşmek ve sonrasında da kalkabilmek, yeniden hayata tutunmak önemli. Bunu başarabilmek için hayattan korkmamak gerekli. Aklıcı riskler almak, anlamsız cesaret gösterilerinden uzak kendini korumayı başararak bazen kaybetmeyi öğrenmek ve kaybetme duyguyla başa çıkmak gerek.

Ancak aileler çocuklarının düşmemeleri için ellerinden geleni yapmakla kalmıyor, düştüklerinde de onların zarar görmemesi için tüm şartları iyileştiriyorlar.
Halbuki başarı, düştüğü yerden kalkarak, gerekirse tekrar düşerek ve yeniden kalkarak sahip olunabilecek bir kavramdır. Hiç kimse gayret göstermeden ve kaybetmeden başarıya ulaşamaz. Anne babalar aslında iyi bir şey yaptıklarını ve çocuklarının yanlarında olduklarını düşünse de, onların başarılı olabilme ve hayallerini gerçekleştirebilme ihtimallerini düşürüyorlar.

Şimdi anne babaların kendilerini sorgulama zamanı: Genç erişkin bir birey, bu yeteneklerden birinde bile sorun yaşıyorsa, yaşamını elinden gelen en iyi şekilde kurabilmesi ve sürdürebilmesi konusunda da sorunlar yaşayabilir.
Çocuk eğitiminde yetişkin tutumlarının ne kadar büyük bir öneme sahip olduğu umarım daha fazla anlaşılır olur. Çocuk yetiştirmek bir çocuğun tüm ihtiyaçlarını karşılamak demek değil, bazen tüm ihtiyaçlarını karşılamayıp, onun kendi ihtiyaçlarını karşılamasına fırsat vermek demektir.

http://www.serapduygulu.com.tr

Okumaya Devam Et

Yazar

Chef Deniz Orhun: Hayatınız acı biber reçeli gibi olsun, acınız tatlının içinde kaybolsun!

MedyaKafa Basın

Tarih:

|

Yayınlayan:

Hayat acısıyla tatlısıyla derler ya işte hayatınız acı biber reçeli gibi olsun, acınız tatlının içinde kaybolsun. Unutmayın! Yüzü gülmeyen insanların yemeği, yiyenleri gülümsetmez. Hem Acı metabolizmayı hızlandırır, yediğiniz kazıkların hazmı kolaylaşır 🙂
20 yıllık güzel bir “Yeşil Acı Biber Reçeli” tarifiyle başlayalım;
Acı metabolizmayı hızlandırır, yediğiniz kazıkları kolay hazmedersiniz 🙂 şaka bir yana yerken ağzınız yanıyor ama ağızdaki acı reseptörlerini yağ ve şeker bloke ettiğinden yanma hissi uzun sürmüyor. Bu reçetede şeker acıyı bloke ediyor. Acı biberde Kapsaisin adlı bir madde bulunuyor. Biberlerde koyu renkli bir çeşit mantar zararlısı olur. Biber kendini ve tohumlarını korumak için Kapsaisin maddesini salgılıyor. Genelde acı biberlerin tohum çeperleri tatlı biberlerden daha ince. Meyvenin çeperlerine sağlamlık veren lignin maddesinin kapsaisin ile aynı hammaddeden yapıldığını bilim dünyası ispatlamış. Eğer ortam nemi yüksekse ve etrafta böcek, bibere zarar verecek mantar, zararlı varsa kapsaisin üretimi artıyor ve biberler inceliyor, eğer tehlike yoksa lignin artıyor ve biberler tatlı olup daha etli oluyor. Yani nem varsa yağış fazlaysa risk fazla oluyor ve biberler acı oluyor. Acı biber olmak tatlı biber olmaktan daha zahmetli. Analjezik yani ağrı giderici etkisi ve iyi bir antibiyotik etkisinin olması biberleri bize lezzetli kılıyor. Bu bilgiler bilimsel araştırma amaçlıdır tedaviler konusunda beslenme uzmanınıza ve doktorunuza danışın.
Malzemeler:
300 gr acı yeşil biber
2 bardak toz şeker
2 bardak su
Çeyrek limon ya da çay kaşığı ucuyla limon tuzu
Yapılışı:
Biberleri yıkayın, saplarını ayırın. İster küçük doğrayın ister robottan geçirin. Ben mutfak robotundan geçirdim. Hızlı oluyor 🙂 Şekeri ve suyu bir tencerede kaynatın. Ağdalanmasın ama rengi berraklığını yitirsin.
Biberleri içine atın kaynatın, kıvam almasına yakın limonu ya da limon tuzunu ekleyin 5 dakika daha kaynatın.
Afiyet olsun!
Bilimsel Püf noktası : Mutfak robotu alırken hazne duvarlarının dik olmasına dikkat edin. Fiziğin etkisiyle malzemeniz ezilmeden kesilir.
Haftasonları gelip geçiyor demeyin. Sağlıklı beslendiğinizde vücudunuz daha enerjik beyniniz daha üretken oluyor. O kadar çok yapılacak aktivite var ki biraz araştırmanız yeterli. sosyal sorumluluk aktivitelerine öncelik verin, sadece bakış açınızı değiştirin, sağlıklı beslenin, bilinçli tüketici olun ve çocuklarınızı da bu yönde eğitin.
Bilmenin ve bilginin kazandığı bir çağdayız. Bilirseniz kandırılamazsınız, bilirseniz sonradan öğrenip panik olmazsınız, bilirseniz başarılı olur para kazanırsınız, bilirseniz susmayı, çamur üzerinize sıçrayamaz ama hayatı boyunca düşmanınız korkar sizden, kısaca; bilirseniz sağlıklı beslenirsiniz ve beyninizi kalbinizi doğru yönetir, çevrenizden desteği alırsınız, kazanır kazandırırsınız.

Panik olmadan bilinçli tüketici olmak, ucuz olsun kaliteli olsun gibi birşey bu. Yani öyle hiç kolay değil. Devletler, yanlışlıklara karşı savaşırken, bilinçli tüketici desteği bekler. En büyük güç tüketicinin elindedir aslında. Çünkü tüketmezsek istediğimiz ve tüketeceğimiz malzemeyi firmalara ürettiririz. Tüketici olarak dikkat etmemiz gereken, üretkenliğimizi ve çalışma verimliliğimizi etkileyebilecek ancak dünya para politikasının güçlü olduğu birkaç konu;
Sodyum Florür; Medyada “Flor” olarak geçmekte. zararlı olmadığından bahsedilir. Diş hekimleri bazen flor tedavisi bile uygular. Ancak diş macunlarındaki Sodyum florür ile “flor” ayrı şeylerdir. Sodyum florür ile ilgili en az 368 çalışma bulunmakta benim bulduğum en son çalışma insanlar üzerinde 8 ocak 2017’ye ait. Sonuç olarak; bu bileşik beynin öğrenme ve hafıza yeteneğini azaltıyor. Davranışlarımızı ve kararlarımızı yöneten prefrontal beyin bölgesi, vücudumuzun en küçük endokrin bezi pineal gland (depresyon ve mutluluktan bildiğiniz) serotonin, dopamin, melatonin gibi aminleri, hormonları sentezleyen, veya nitrik oksit gibi günlük yaşamda konuşmadığımız beyin düzeneklerinde etkisinin olduğu görülmüş. Araştırın Türkiye ve ABD’de satılan aynı ürünlerde Türkiye’de satılanlarda sodyum florür bulunurken aynı markanın ABD’deki ürününde bu malzeme yok ve doktorunuza danışın.
Newcastle Üniversitesi’nde insanlar üzerinde yapılmış bir araştırma Zerdeçal içerisindeki Curcumin maddesinin Alzheimer’a karşı etkili olduğu, yine 2011 ve 2012 ‘de Biological Trace Element Research de yayınlanan hayvanlar üzerindeki çalışmada Sodyum Florüre karşı Zerdeçal/Curcumin’in koruyucu etkisinden bahsediliyor.

Sonuç olarak; Karabiberliğinize koyacağınız ve oradan günde 1 çay kaşığı kadar yemeklerinizde kullanacağınız zerdeçal’ın anti-oksidan etkisini yaşlandığımızda göreceğimize inananlardanım. Osmanlı döneminde Safran kullanılırdı. Safran ile Zerdeçal’ın insan sağlığına etkileri çalışmalarda hemen hemen aynı Safran daha pahalı ve ilaç sanayiinde zerdeçaldan daha güçlü. Safran üreticiliğinin Türkiye için çok karlı olacağına inanıyorum. Bu üreticiliği yapan 5-7 aile var bildiğim.

Phthalates; bir çeşit kimyasal, plastiklerin şeffaflığını, esnekliğini, dayanıklı ve uzun ömürlü olmasını sağlıyor. Kokusuz ve renksiz ancak, vücut hormonlarımızı olumsuz yönde etkiliyor. Nelerde var? Oyuncaklar, parfüm, sabun, ilaç sanayi, saklama kapları ve gıdaların satıldığı plastiklerde bulunuyor. Bunun için yapmamız gereken kullanacağımız plastiklerin kodunu bileceğiz. Yiyecek satın aldığımız plastikler gıdaya uygun olmalı çatal bıçak işareti ve geri dönüşüm kodunda yazan 1,2,5 grupları güvenli sınıfa giriyor. şampuanlarda ve kozmetikte, “sentetik fragrance” yazısı olunca uzak duracağız. “Triclosan” gördüğümüzde uzak duracağız. Çünkü Triclosan vücuttan zor gidiyor musluk suyundaki klorla etkileşip kloroform haline getiriyor deriden geçmesiyle insan sağlığına zarar verir hale geliyor. Alışveriş yaparken saklama ve gıdaya uygun plastik kullanan firmaları tercih edelim. Bizim sağlığımıza önem veren firmalar ayakta kalsın.

Türkiye devi olan ve gıda üretimiyle bize istihdam sağlayan, Türkiye ekonomisine büyük faydası olan firmaların yaptığı fayda, sağlığımıza verdikleri zarar ile Türkiye ekonomisinde sağlık maliyetlerini arttırdıkları arasındaki terazi dengesi… Ürünün içindeki Palm Yağı, Türkçe etikette “Hurma yağı”, İngilizce “Palm oil” olarak ürünlerin üzerinde olduğunda tüketici kendi tükettiği Kudüs hurmasının yağı zannediyor. Bu iki bitkinin latinceleri bile farklı, bu nedenle etiket tüketiciyi yanlış yönlendirmiş oluyor. Palm yağı; bitkinin kendisindeyken zararlı değil ancak bitkiden yağ olarak bizim kullanımımıza sunulması sırasında oksidasyon (oksijenle teması) olduğu için insan vücuduna zararlı hale geliyor aynı trans yağlar gibi…Trans yağlarda, hidrojenle yağın molekülü tamamen doldurulduğu için (Hidrojenize edilmesi) vücutta bağlanıp atılabilecek molekül hali olmadığından damarlarda ve vücudumuzun muhtelif yerlerinde birikiyor. İnsan vücudundan atılamayan sivilce, basen ve göbek yağları, damarlardaki biriken yağlar gibi kalıyor. Hem Palm yağı hem de trans yağ insan sağlığına olumsuz etkiliyor. Yediğimiz bisküvi, gofret, kraker, cips, hazır kekler hepsi bu yağ ile üretiliyor. Tüketmezsek bir süre sonra satışlarındaki düşmeden neden olduğunu anlayacaklar, devletimiz yabancı markalara kota koyarken Türkiye’de istihdam sağlayan firmalarımızda kendilerini düzelteceklerdir, ve mutlu son satışlar yine artar.
Hızlı kan şekeri yükselten ve düşüren sağlıksız hamburger gibi yiyecekler beyninizi etkiler kolay ikna olmanızı, yönlendirilmenizi, kandırılmanızı sağlar, böyle beyinler hamburgerin sağlıklı olduğundan bahseder! Ancak gerçekleri gördüğümüzde değişim başlar.
Dünya para politikasının insan sağlığı, tarım ve gıdalar üzerinde rol oynadığı bu dönemde bilinçli tüketici olmakla verimliliğimiz artar. Ama biri gelip size sabah kahvaltısında cips yemenin faydalarını 100 bin dolara anlatmanızı isterse…Bilmem 🙂 En iyisi bilmek, yememek, tüketmemek ama sağlıklı üretmek… Güvenilir bir diş macunu markamız olsun, bir yakıt cinsimiz olsun içinde bor elementi olsun (dünyanın %85’i Bor rezervi Türkiye’de, nükleer sızıntıyı tutan, kömürün yanma kalitesini arttıran, bitkilerin hücre duvarlarını sağlamlaştıran bir element), bir giysi geri dönüşüm sistemimiz olsun, ipek yerine örümcek ağından iplik yapılan teknolojimiz olsun, bir deterjanımız, sabunumuz olsun hammaddesi zeytinyağı, ceviz, fındık olsun. Bir kanser ilacımız olsun zeytin, zencefil, safran etken maddeli olsun. Dünya ekonomisi bu yüzden zorda değil mi? fazla tükettik üretmeden!
İster çarkın içinde olun ister aykırı bir insan; Topluma ihanetin affı olmaz! Bu önümüze ekonomik kriz olarak bir gün gelir.
“RayRan yazan gözlüğü RayBan sanıp aldım! sonra sevdiğim güneş gözümü kör etti” diyenlerden olmayalım. 🙂 Bilgilerini paylaşan, Başkent Üniversitesi, Ankara Üniversitesi, Newcastle Üniversitesi , Pekin Üniversitesi, Chicago Illinois Urbana Champaign, Kendall College ve London College ‘a teşekkür ederim.

Okumaya Devam Et

Yazar

Zor mu? Evet. İmkânsız mı? Asla!

Şeyda Coşkun Yeğin

Tarih:

|

Yayınlayan:

Ne kotu dimi ? Hayattaki en buyuk korkularimuz bir gun geliyor en buyuk sinavimiz oluyor!Bazen çok yemek yemiş olmamıza rağmen kendimizi aç hissedebiliriz. İşte bu açlık ruhsal açlığımızdır. Bizi bu açlığa sürükleyen kişiyi veya duyguyu bulup, bununla yüzleşip hayatımızdan çıkartmalıyız. Bu duyguyu ertelemek veya bundan korkmak ruhumuza olduğu kadar bedenimize de zarar verir. Korku hatayı tetikler. Ruhunuza iyi gelmeyen hiç bir duygu bedeninize de iyi gelmeyecektir.
Bugün hepberaber ruhsal bir detoks yapalım ve hayatımızda olmasını istemediğimiz duyguyu veya insanı hayatımızdan çıkartıp ruhumuzu da bedenimizle birlikte arındıralım.
Bunun için yarın sabah herkes bir saat açık havada yürüyüp sadece ve sadece kendini düşünüyor: ”

“Bir gün gelir yedikleri insanın tuzağı olur.” Hz. Davut. (Aşağı yukarı 3.500 sene önce).
alıyız. Hergün tartılıp bir önceki gün yediğimizin bize nasıl geldiğini görmeliyiz. Hafif birhayata gidişteki en önemli şey bedenimizi tanımamız. Bu sayede intoleransımız olan besinleri de görebilir ve bedenimizi buna göre şekillendirebiliriz. Bu da kısa sürede daha iyi sonuçlar almamızı sağlayacaktır.

Okumaya Devam Et

Öne Çıkanlar