Connect with us

Yazar

İnovasyonun Pusulası Neden Şaşar?

MedyaKafa Basın

Published

on

Zamanı ve yönetim trendlerini takip eden tüm üst düzey yöneticiler inovasyon kavramını şirketlerinin sözlüğüne sokmaya çalışıyor. Faaliyet alanlarında devam eden ilerleme yarışında havlu atmak istemiyorlarsa yeni ve yaratıcı manevralarla hakimiyet güçlerini artırmaları gerektiğinin farkındalar. Oysa kimi zaman çok iyi niyetlerle başlayan inovasyon girişimleri, inovasyon yolculuğunda değişen vizyonlar, sabırsızlıklar ya da hedefin tam anlamıyla kavranamayıp planlamada hata yapılması gibi sebeplerle yarı yolda kalıyor. Ve bu başarısız girişimler, inovasyon çabasının bir vakit kaybı olduğu yönündeki yanlış ve heves kırıcı inancın yerleşik hale gelmesine neden oluyor. İnovasyon pusulası kaybolan şirketler, yenilik ve yaratıcılığı barındıran bu kavramın etrafında amaçsız şekilde sürüklenmeye ve yarışta geri düşmeye başlıyorlar.

Bu yazıda inovasyon pusulasının şaşabileceği bazı alanlara dikkat çekeceğim. Her sektörün kendine göre ihtiyaçları olmakla birlikte, iş yönetime geldiğinde düşülen bir takım benzer hatalar, bize bunları kategorize etme imkânı tanıyor. Elbette aşağıda sayacaklarımın dışında yazılabilecek farklı başlıklar da var ancak bu seferlik bu başlıklara odaklanarak ilerleyelim.

Değer önermesinin inovasyona açık olmaması. Ürün ya da hizmetiniz ne olursa olsun, tüketicinizin evrilen dünyasına ayak uydurmak şirketin bekası için temel bir ihtiyaç. Şirketlerin kendi değerlerini artırabilmelerinin en akılcı yolu, tüketicilerinin hayatında yarattıkları değeri artırabilmelerinden geçiyor. Dolayısıyla değer önermeniz, temel faydasını korurken zamanın ihtiyaçlarına göre esneyebilecek yapıda olmalı. Türkiye’de özellikle bankacılık sektörü, Türk tüketicisinin gündelik hayatını kolaylaştıran uygulamaları dünyanın pek çok ülkesinden önce hayata geçirdiği için inovasyonu başarılı şekilde benimseyen bir kol olarak öne çıkıyor. Bugünün tüketicisinin en az para kadar tasarruflu kullanmak istediği şeyin zaman olduğunun farkındalar.

Kurumsal geleneğin kutsallaştırılması. Yöneticilerin farkına varması gereken bir diğer nokta, inovasyonun yalnızca ürün veya hizmetlerde değil, şirketin iç operasyonlarında da geçerli bir ihtiyaç olduğu. Şirket yapılanmasında uzun zamandır varlık gösteren uygulamaların hantallık yaratıp yaratmadığını gözden geçirmeyi unutan yöneticiler doğru yere bakmadıklarını rahatlıkla söyleyebiliriz. İletişimden muhasebeye, lojistikten pazarlamaya, her departmanın kendi ihtiyaçları çerçevesinde yenileşme ihtiyaçları dikkate alınmalı ve hantallaşan uygulamalar dikkatle dönüştürülmeli ya da geride bırakılmalı. Sanıyorum bu madde, kurumsal geleneğe olan güven ve saygının belli bir noktada kutsallaşması ve dogmatikleşmesinden kaynaklanıyor. Oysa çoğu zaman organik bir yapıda olduğunu söylediğimiz şirketlerin de, diğer her şey gibi değişime tâbi olduğunu hatırlamakta fayda var.

Kişiselleştirme zorunluluğunun kavranamaması. Yazını başında da bahsettiğimiz üzere, kimi başarısız inovasyon girişimleri hem şirket özelinde hem de sektör genelinde bir takım inanç zedelenmelerine sebep olabiliyor. Ve bunun en belirgin sebeplerinden biri, Bir şirkette başarıya ulaşan inovasyonun diğer bütün şirketlerde de aynı başarıya ulaşacağı, bu başarının genel geçer bir formül ile implemente edilebileceği fikri. İşte yanılgı tam da buradan kaynaklanıyor. Gerek lokasyon, gerek tüketici profili, gerek kullanım alışkanlıkları gerekse ekonomi gibi değişen faktörler, her şirketin her inovasyon stratejisini kendi metrikleriyle ve kendi stratejisiyle, yani kişiselleştirerek planlaması ve uygulaması gerekiyor.

Planlama zaafı. Güçlü kurumsal yönetimin merkezinde kısa, orta ve uzun vadede doğru ve çok boyutlu öngörülerde bulunmak ve sağlam planlama yapmak yatıyor. Oysa bu zorunluluk, iş inovasyon planlamasına gelince unutuluyor. İnovasyon stratejisi yanlış kurulduğunda, projelerin dönüm noktaları kaçırıldığında, istenen gelişim ya da dönüşüm yakalanamadığında, şirketler ilerleme girişiminde kırılganlaşıyor ve kurumsal bir sabırsızlığa kapılıyorlar. Dolayısıyla, şirketin diğer tüm girişimleri gibi, inovasyon girişimi de gerçekçi veriler üzerinden, gerçekçi zaman çizelgelerine uygun olarak, değişimin sağlam temeller üzerinde yeşermesine izin verecek bir olgunlukla kurgulanmalı.

Advertisement
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazar

Çalışma hayatında takdir

MedyaKafa Basın

Published

on

İş kültürümüzde tekdir (azar) çok, takdir ise neredeyse yok. Övme özrümüz olduğu aşikar. Ülke kültüründe olmayan konularda yönetim bilimine bakıp feyz alabiliriz aslında.

Eğitimlerimde sorduğum “Sizi iş hayatında en çok ne mutlu ediyor” sorusunun cevabı çoğunlukla takdir edilme ekseninde oluyor. Zira insanın doğası gereği değerli olduğunu bilmeye, yeterli olduğunu duymaya, sevildiğini hissetmeye ihtiyacı var. Bizdeki “marifet iltifata tabidir” lafı bilhassa yönetenlere ilham olmalı. Edimsel koşullanma bize bir davranısa iltifat edilirse onun tekrarlanma ihtimalinin yüksek olduğunu söylüyor.

Bir kısım yönetici, anlamlı bir sonuç alıp kişi istenen kıvama gelince takdiri hak eder diye seferin zaferle bitmesini bekliyor takdir için. Oysa süreç boyu bir dönüm noktası ve kilometre taşları var teşekkür etmek ve üretkenliği artırmak için.

Bir kısım yönetici ise şımarır kaygısı ile iltifattan mahrum bırakıyor. Oysa burada önemli olan doğru zamanda, doğru dozda ve samimi takdirleri bildirmek. Bu kaidelere uyanı kolay kolay kimse suistimal edip havaya girmez.

Elbette motivasyonu ve çalışan bağlılığını etkileyen bir çok faktör var fakat takdir önemi yadsınamayacak kadar öncelikli olanlardan. Takdir etmekten korkmayalım, takdire şayan her hareketi övgü ile taçlandırmayı unutmayalım.

Continue Reading

Yazar

Narenciyede çözüm bekleyen 9 sorun

MedyaKafa Basın

Published

on

Mersin Narenciye Festivali hafta sonu yapıldı. Üretimi ve ihracatıyla önde gelen sektörlerden narenciyede çözüm bekleyen 9 sorun sıralanıyor.

 Dünya narenciye üretiminde 6’ncı sırada bulunan İspanya, 3.7 milyon tonluk hacim ile ihracatta ilk sırada yer alıyor. Türkiye ise toplam üretiminin yüzde 36’sına denk gelen yaklaşık 1.7 milyon ton narenciye ihracatı ile 2’nci sıraya yerleşti. Bu ürünlerden sağladığımız gelir ise yaklaşık 850 milyon dolar. Soru şu: Dünya ne istiyor, biz ne üretiyoruz? Doğru ürün çeşitliliğini nasıl sağlarız?

Fikri Türkel

Gülşen, Sarıca, Eylül adları size ne çağrıştırıyor?

Mersin Alata Bahçe Kültürleri Araştırma İstasyonu’nda üretilmeye başlanan çekirdeksiz limonların tescilli adlarıdır bunlar. Başka türler de var. Greyfurt, kayısı, muz, nar gibi meyvelerin yanı sıra pek çok sebze çeşidinin ıslah çalışmaları da merkezde üretiliyor. Mesela Toros Kırmızısı adıyla üretilen greyfurt alışkanlık oluşturacak düzeyde hoş bir tada sahip.

Türkiye’nin en önemli ihracat kalemlerinden olan Narenciye veya Turunçgiller hakkında ilginç bilgiler paylaşmak istiyorum.

Mersin Narenciye Festivali

Hafta sonu Mersin Narenciye Festivali etkinliklerine katıldım. Yetkililer ve yerel üreticilerle konuştum. Sektörün rakamlarına ve sorunlarına girmeden önce duyduğum bir olumlu bir de olumsuz olayı aktarmak istiyorum.

İyi haber şu: Bölgenin büyük çiftçilerinden olan Özler Grubu, portakal toplamak için Amerika’dan bir makine getiriyor. Hiç portakal toplama işçisine ihtiyaç bırakmayan ve hızlı toplama sağlayan bir makine. Ama sonuçta makine ve arıza yapabiliyor.

Özler Grubu Başkanı Özden Özler de makine parçası için Gaziantep’e gidiyor. Sonuçta makine parçası yaptıramıyor ama ustalar biz daha iyisini yaparız diyorlar. Sonuçta üçte bir fiyata yerli malı portakal toplama makinesine kavuşuyor.

İsteyince neler olmaz! Evet, bugünlerde narenciye üreticileri yeni bir hedef pazar peşinde. O da her sektörün hayali gibi Çin.

Çin’e narenciye satma imkanı var ama Türkiye ile aralarında karantina anlaşması olmadığı için satış görüşmeleri şimdilik bekliyor.

İşte kötü haber de yine o bölge ile ilgili: 2,5 yıl önce, Japon heyeti Mersin’e davet ediliyor. Sektörün önemli isimlerinden Mehmet Ateş’in anlattığına göre, olumlu geçen görüşmeler sonucunda bir gemi dolusu narenciye mehter marşları eşliğinde yola çıkıyor.

Satıcı ve ilgililer de narenciye yolda iken Japonya’ya karşılamaya gidiyor. Japonlar, bizimkilere randevu veriyor. Ama Türk heyeti randevuya yarım saat geç kalıyor. Japonlar da “Bu randevuya geç kalan, siparişlerimizi de geç bırakır” diye siparişleri iptal ediyor. O yoldan geri geliyor narenciyeler.

Buna “sığ denizde boğulmak!” diyorum.

Dünya Turunçgil Kongresi

Bugünlerde başta Mersin Ticaret Borsası (MTB) olmak üzere, yerel yöneticilerin en büyük telaşı 2020 yılında Mersin’de yapılacak Dünya Turunçgil Kongresi hazırlıkları. Bunun için Ankara, hazırlık ekibinin istediği bütçeyi de göndermiş.

Ancak bu konuda da bir sorun var: Malum Tarsus’a yapılacak Bölge Havalimanı inşaatının yetişeceğine kimse inanmıyor. Bir de farklı ülkelerden gelecek 3 bin civarında uzman, akademisyen ve sektör temsilcisi nerede ağırlanacak?

Bu olumsuzluklara rağmen, Dünya Turunçgil Kongresi yine Çukurova’da yapılacak.

Hafta sonu Narenciye Festivali oldukça keyifliydi. 4 yıldır ara verilmişti. Halk bu etkinliği özlemiş olacak ki öncekilere göre daha yoğun bir katılım gerçekleşti.

Umarım seneye, festival öncesi yerel yöneticiler ve sektör temsilcilerinin katılacağı bir değerlendirme sempozyumu da yapılır. Hem Dünya Turunçgil Kongresine hazırlık olur.

Narenciye üretimi

MTB Abdullah Özdemir’in verdiği rakamlara göre, Türkiye’nin en dinamik tarımsal sektörünün başında narenciye geliyor. Halen Türkiye’de 37 milyonu meyve veren toplam 43,5 milyon turunçgiller ağacı bulunuyor.

Bunun 14 milyonu portakal, 17,5 milyonu mandalina, 10 milyonu da limon, 1,3 milyonu da greyfurt (altıntop) ağacından oluşuyor.

Narenciye üretimi 2017 yılında bir önceki yıla göre yüzde 11 artarak 4.8 milyon tona çıkan Türkiye, üretim tarafında dünya 8’ncisi durumunda bulunuyor.

Avrupa’da ise 7 milyon ton narenciye üretimi olan İspanya’nın ardından 2’nci sırada yer alıyoruz.

2017 yılında dünya genelinde yaklaşık 16 milyon ton sofralık olarak tanımladığımız çeşitli narenciye ürünleri ticarete konu olmuş ve 13.5 milyar dolar bir değer oluşturuyor.

portakal-ihracat-isletme-gidahatti

Narenciye ihracatı

Dünya narenciye üretiminde 6’ncı sırada bulunan İspanya, 3.7 milyon tonluk hacim ile ihracatta ilk sırada yer alıyor.

Türkiye ise toplam üretiminin yüzde 36’sına denk gelen yaklaşık 1.7 milyon ton narenciye ihracatı ile İspanya’nın ardından 2’nci sıraya yerleşti. Bu ürünlerden sağladığımız gelir ise yaklaşık 850 milyon dolar.

Dünyadaki toplam narenciye üretiminin dörtte birlik bölümünü (38 milyon ton) karşılayan Çin, en önemli narenciye üreticisi durumunda. Çin’i sırasıyla 20 milyon ton ile Brezilya, 12 milyon ton ile Hindistan ve 8 milyon ton ile Meksika takip ediyor.

Narenciyede çözüm bekleyen 9 sorun!

Gelişmelerden umutlu olduğunu belirten Abdullah Özdemir, sektörün sorunlarını ise 9 ayrı maddede topluyor.

1- Narenciyeye verilecek ihracat desteği düşürüldü ve önümüzdeki dönem bu desteğin kaldırılması öngörülüyor.

2- Narenciyede son 5 yılda birim ihraç fiyatımız ton başına yüzde 27 azalarak 686 dolardan 503 dolara geriledi. Örneğin Güney Afrika’da fiyat yüzde 23 artarak ton başına 556 dolardan 685 dolara yükseldi. İspanya ise narenciyeyi hem Türkiye’den yaklaşık 2 kat yüksek fiyatla (945 dolar) satıyor hem de 5 yıllık süreçte birim ihraç fiyatı aynı seviyesini koruyor.

3- Narenciyede pazar talepleri doğrultusunda yeni tür ve çeşitler geliştiremiyoruz. Dünyada narenciye ürünleri arasında en çok talep gören ürün olan portakal, dünya narenciye ithalatının yüzde 45’ini oluşturuyor (Mandalina yüzde 31, limon yüzde 18 ve greyfurt yüzde 6). Türkiye’nin ise narenciye ihracatı içerisinde portakalın aldığı pay yüzde 24 (mandalina yüzde 41, limon yüzde 28, greyfurt yüzde 7).

4- Narenciyede pazar çeşitliliğimiz çok sınırlı, az sayıda pazara bağımlı durumdayız. Son yıllarda narenciye ihracatımızın yüzde 70’ini Rusya, Irak ve Ukrayna’ya gerçekleştiriyoruz. Dünyanın en önemli narenciye ithalatçısı ülkelerinden olan Fransa, Almanya ve Hollanda gibi ülkelere narenciye gönderemiyoruz. Zira bu pazarlarda İspanya ile rekabet edemiyoruz.

5- Türkiye’de ürün arzı sağlama dönemi (Eylül-Mart) rekabetçi ülkelere göre daha kısa. Narenciyede hasat süresinin erken, orta ve geççi çeşitlerle tüm sezona yayılması ile birlikte dış pazarda rekabet gücümüzün artması olası.

6- Narenciye üreticisinin kayba uğramaması için soğuk hava zinciri ve depolama önemli bir etken, ancak soğuk hava depoları sayısı son derece sınırlı. Bu konuda yatırımların artırılması gerekiyor.

7- Narenciye üreticileri, üretimi zor şartlarda sürdürüyor. İhracatçı başabaş fiyatlarla dış pazarlarda rekabet ediyor. Narenciyede iç tüketim ve ihracat toplamı, üretim seviyesinin altında kalıyor. Yani arz fazlası söz konusu. Narenciye tüketimi artırılmak zorunda.

8- Türkiye’de narenciye işleme sanayii emekleme safhasında. Dünyada sofralık narenciye ticaretinde 13.5 milyar dolarlık bir hacim söz konusuyken, endüstriyel narenciye ürünlerinin (meyve suyu, marmelat, reçel, konserve vb.) ticaretinde de 8.5 milyar dolarlık önemli bir pazar bulunuyor. Maalesef bu katma değerli pazardan aldığımız pay yüzde 0,5 bile değil (40 milyon dolar).

9- Narenciye ürünleri meyve suyu açısından endüstriyel talebe uygun değil. Narenciye ürünleri kullanılarak elde edilen meyve suyu ticaretinde diğer ülkeler ile rekabet edilemiyor. Çünkü sofralık narenciye ürünleri ihtiva ettiği meyve suyu oranı yönüyle endüstriyel talebi karşılamıyor. Yani, meyve suyu üretmek için sıkmalık açıdan beklenen standartları ve istenen verimliliği sağlayamıyor. Hatta bu nedenle narenciye üretiminde 8’nci sırada bulunan Türkiye, 12 milyon dolarlık narenciye meyve suyu ithal ediyor. Bu kapsamda öncelikle narenciye ürün deseninin endüstriyel talebe uygun olarak değiştirilmesi gerekiyor.

Özdemir, haklı olarak her sorun için onlarca soru soruyor: Dünya ne istiyor, biz ne üretiyoruz? Doğru ürün çeşitliliğini nasıl sağlarız?

Continue Reading

Yazar

Evinizde WiFi’la sorununuz mu var? İşte çözüm yolları

MedyaKafa Basın

Published

on

Evinizde WiFi’la sorununuz mu var? İşte çözüm yolları
Evlerde WiFi sinyallerinin istenen her yere ulaşmasını nelerin engellediği ve çözümleri burada

Bugün pek çok internet kullanıcısının ortak sorunlarından biri, evde WiFi sinyallerinin her yere ulaşmaması ya da yetersiz ulaşması. Bu konuda çoğu kullanıcı sahip olduğu modemle ilgili bir sorun olduğunu düşünüyor; oysa bu tür sorunlarda çoğunlukla farklı nedenler söz konusu. Evlerde WiFi sinyallerini engelleyen unsurları ve çözümlerini TP-Link iki kategoride ele almış.

Evinizde WiFi’ile sorununuz mu var ile ilgili görsel sonucu

Yapısal sorunlar ve çözümleri

Kalın Duvarlar:Yapısal sorunların başında, evlerde yer alan kalın beton duvarlar yer alıyor. Eğer evimiz kalın betonarme duvarlardan oluşuyorsa, sadece modem ya da yönlendirici (router) ile WiFi sinyallerinin her yere ulaşması pek mümkün olmaz. Kalın duvarlar, WiFi sinyallerinin geçişini engeller.

Bu sorunu aşmak için evin yapısına göre menzil genişletici (range extender) ya da powerline adaptör kullanılması gerekir. Modem değiştirmek, anten ilave etmek bu sorunda çözüm olmaz; ek ağ ürünleri ile evin her yerine WiFi ulaştırılabilir.

Ahşap Kaplamalar:Bol ahşap kaplama, lambri kullanılan, çok sayıda ahşap kapı ile bölmelerin ayrıldığı evlerde WiFi sinyallerinin her yere ulaşması ciddi bir sorun olur. Ahşap, WiFi sinyallerinin geçişini engelleyen önemli bir unsurdur. Bu sorunu aşmak için kaplamaları, kapıları sökmek gerekmez!

Eve interneti getiren ve dağıtan modemi destekleyen ürünler kullanılması gerekir. Eğer çok ahşap kaplama varsa menzil genişleticiler çözüm olmayabilir. Bu tip durumlarda elektrik hattını internet hattı haline getiren powerline adaptörler en iyi çözüm olacaktır.

Evinizde WiFi’ile sorununuz mu var ile ilgili görsel sonucu

Geniş ya da Katlı Evler:Ev çok büyük ve odalar birbirinden koridor, kapı gibi unsurlarla ayrılıyor ve birbirinden uzak konumdaysa, evin bir ucuna konulan modemin sinyalleri diğer uca yeterince ulaşamaz. Bunun için evin yapısına, büyüklüğüne göre ya modemi orta bir noktaya konumlandırmak gerekir ya da yine ek ağ ürünleri kullanmak iyi bir çözüm olabilir.

Geniş evlerde menzil genişleticiler genellikle sorunu çözer. Katlı evlerde ise her katta güçlü WiFi için menzil genişleticiler yeterli olamaz. Katlı evlerde en ideal çözüm, powerline adaptör ya da Mesh teknolojili Deco ev WiFi sistemleri olacaktır.

Kullanım hataları ve çözümleri
Yerleşim Yanlışları: Kullanım hatalarının en başında modemin yanlış yere yerleştirilmesi geliyor. Çoğunlukla kablo çekmemek için evin girişinde bir noktaya modem konuluyor. Bu da her noktaya WiFi ulaşmasında sorun oluşturabiliyor. Mümkünse kullanıcılar ortada bir noktaya modemi konumlandırmalı. Bu şekilde sorunun çözülmesi mümkün olabilir.

Parazit Yapan Cihazlar:Kullanım ya da yerleşim hatalarından bir diğeri ise modemin başka bir elektrikli cihazın üzerine ya da yakınına konulması. Örneğin buzdolabı ya da TV üzerine yerleştirilen, mikrodalga fırın, telsiz telefonun yakınan konulan modemler görülebiliyor. Parazit yapmaya neden olan bu tür durumlar, WiFi sinyallerini engelliyor. Modemin diğer elektrikli cihazlara yakın konumlandırılmaması gerekiyor.

Yanlış Ürün Seçimi:Kullanım hatalarının sonuncusu ise evin yapısına, kullanım gereksinimlerine uygun olmayan bir modemin tercih edilmesi ya da eski teknolojili ürün kullanılması. Giriş seviyesi bir modem, çok büyük ve çok sayıda cihazın WiFi’a bağlandığı bir ev için yeterli olmayacaktır.

Evin yapısı ve WiFi kullanım gereksinimlerine uygun modem/router tercih etmek, WiFi performansını artıran önemli bir unsurdur. Ayrıca hala eski teknolojili, on yıllık bir modem ile bugünün WiFi gereksinimlerini karşılamak da mümkün değildir. On yıl önce evde WiFi’a bağlı cihaz sayısı, WiFi ulaşmasını istediğimiz noktalar bugünkü gibi değildi. O nedenle yeni nesil ve gereksinimimize uygun çözümler ile yapılacak yenileme WiFi sorununu çözmek için ilk adım olmalıdır.

Continue Reading

Öne Çıkanlar