Bizimle iletişime geçin

Yazar

Global markalar nereye gidiyor?

MedyaKafa Basın

Tarih:

|

Güçlü markalar listelerini takip etmek, sektörlerin nereye gittiğine dair en iyi yol işaretlerinin başında gelir. Takip ettiğim küresel marka sıralamalarından Best Global Brands bunlardan biridir.

Listenin ilk 10 şöyle sıralandı: Apple, Google, Amazon, Microsoft, Coca Cola, Samsung, Toyota, Mercedes, Facebook ve McDonald’s.

Bu yılki listenin ilk onu arasında değişim pek olmadı. IBM düştü, McDonald’s sıralamaya girdi. McDonald’s on yıl önce de listede yer alıyordu. Marka değerini yükseltti ama ondan fazla yükseltenler ile yarılamadı.

Sürdürülebilirlik markalar açısından önemlidir. Özellikle konjonktürel hamleler önemlidir. Coca Cola da konjonktürel gelişmeler bakımından ilginç bir örnektir.

 

Best Global Brands listesini 2000 yılından beri takip ediyorum. Sadece küresel gelişmeler açısından değil, ülkemizdeki sektörlerin gelişme ve markalaşma süreçlerine dair ipuçları bulabileceğiz. Sağlıklı bir analiz için ilk 100 ve ülkelerin Best Brands’larını da izlemekte fayda var.

Beş yıl önce yani 2013 listesinde dramatik bir düşüş yaşayan Nokia yukarı doğru çıkan bir konumdaydı. İlginçtir ki Facebook o yıl ilk 100 arasına girmişti ve bu yıla kadar çok büyük sıçramalarla gelmişti. Nokia’nın tekrar ilk on arasına girmesini kimse beklemiyor. Peki, başka markalar da böyle sert düşüşler yaşaması ihtimal dahilinde değil mi?

Amazon markası bu yıl yüzde 56 gibi büyük bir sıçrama gösterdi. Önümüzdeki yıllarda ataklarını ne derece sürdürebilecek?

Facebook, bu yıl düşüş yaşadı ve önümüzdeki yıl da bu düşüş devam edebilir. 10 yıl önceki ilk 10 listesinde de Apple yoktu. On yıl sonra hangi markalar listeden düşecek bilemeyiz ama ilk on arasına girmeye aday bazı markaları öngörebiliriz.

Coca Cola on yıl öncesine kadar hep listenin başındaydı ve değeri artmaya devam ediyordu. Marka değerinden çok kaybetmedi ama önümüzdeki on yılda artık lider markalar arasında gösterilme şansı azalıyor. Benzer tahmini rakibi Pepsi için de yapabiliriz. Her iki markaya da kamuoyu tepkisi ve şeker vergisi gibi yasal düzenlemeler dünya geneli artmaya devam edeceğini söyleyebiliriz.

Bunun bir istisnası bira ve alkollü içecekler sektörünün güçlü oyuncularının nasıl bir hamle içine girmelerine göre marka değerlerini belirleyici olacaktır.

Teknoloji her son 25 yılın en güçlü marka konumlandırma unsuru olarak görünüyor. İlk 4 marka teknoloji şirketi ve ilk yüz arasındaki markalar arasında çoğunluk teknoloji sektörü şirketlerinin. Bundan daha önemlisi başta perakende şirketleri olmak üzere, otomotiv, bankacılık, hizmet sektörlerindeki başarılı markaların teknoloji kullanımları onları öne çıkardığını söyleyebiliriz. Amazon, eBay, Visa, Netflix ve bu yıl ilk listesine ilk defa giren Nintendo gibi.

İlk 100 arasına girmek her yıl zorlaşıyor. Küreselleşme artıyor, rekabet zorlaşıyor ve marka değerleri her yıl yukarı doğru bir ivme kazanıyor. 10 yıl önce 1 milyar marka değeriyle listeye girmek mümkün iken artık 4 milyar küsur dolar bir marka değerine ulaşırsanız bu şansınız gerçekleşebilir. İki yıl sonraki ilk 100 listesine giriş değerinin 6 milyar dolar olması bekleniyor.

Çin, Kore, Hindistan gibi güçlü marka potansiyeline sahip yeni oyuncular var. Arkalarında sadece AR-GE imkanı güçlü altyapıları yanı sıra devletlerinin de destekleri görülüyor. Huawei ilk giren Çinli oldu ama önümüzdeki yıllarda Alibaba, Xioami, Lenova yeni Çinliler olarak aramızda olabilir. Aynı şekilde Hindistanlı Tata veya her telefonda parçası olan Qualcomm gibi.

Yapay zeka etkisini gösterirse Çinli Baidu beklenenden önce listeye girecek şirketler arasında olabilir. Tesla, sıkıntılı günler yaşıyor ama otonom ulaşım markalarından bir iki tanesi küresel markalar sıralamasına girecektir. Aynı şekilde AirBnB, Uber de öyle.

Unutmayalım ki bu liste küresel niteliktedir ve küresel etkisini artıran markaların şansı daha yüksek olacaktır. En azından gelirlerinin yüzde 30’unu yabancı ülkelerde yapmayan markaları bu listede görmemiz zordur.

2001 yılında Amerika’dan 62 marka ilk 100 arasında yer alırken bu yıl 53 marka bulunuyor.

Ancak, ABD Başkanı Donald Trump’ın başlattığı koruyucu politikaların küresel marka değerine nasıl etki edeceğini şu an tahmin etmek zor.

Geleceğin markaları için şu sonuçları çıkarabiliriz:

. Teknoloji ile faaliyet alanınızı başarılı şekilde entegre edebilmelisiniz.

. Yiyecek, içecek gibi geleneksel sektörlerde küresel konumlandırmanızı ve yerel kültürlerle kaynaşma becerisi artacak.

. Ülkelerin koruyucu hamlelerine karşılık, satın alma, marka genişlemesi ve uluslararası ticaret konusunda ne derece yayılmacı durumuna geçebilecek.

. Yatırım fonları ve kredi imkanlarının daraldığı bir süreçte takip edilecek işletme, öz sermaye yönetimlerinin başarısı daha önem kazanacak.

. Startup girişimleri ve milyarlık unicorn hamlelerinin ardı kesilmezse, geleneksel sektörleri ve varolan markaları etkileyebilir.

. Blockchain, yapay zeka, dijital dönüşüm gibi teknolojilerinin yaygınlaşma hızı nasıl bir toplumsal değişime uğratacak ve bu dalgaya nasıl cevap verebileceğiz?

Arzu ederiz ki ülkemizden de Best Global Brands arasında giren markalar olsun. Niye olmasın?

Reklam
Yorum yapmak için tıkla

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Teknoloji

Espor ekonomisi katlanarak büyüyor

MedyaKafa Basın

Tarih:

|

Yayınlayan:

Muhtemel ki bu yazıyı okuyanların çoğu benim gibi espor hakkında sığ bir bilgiye sahiptir.

Evet, çoğu evde bilgisayar ve cep telefonuyla dijital oyunlar oynanıyor. Mahalledeki internet kafelere takılan pek çok genç de var. Ama bahsettiğimiz espor, bambaşka boyutlarda ve kendi ekosistemini oluşturmaya hızla evriliyor.

Olaya seyirci kalamayız yani uzak durmamalıyız.

Çünkü bu bir vakıa ve daha önemlisi bir iş modeli. Profesyonel oyuncuları, takımları, menajerleri ve pazarlamacıları var. Dahası yeni bir reklam mecrası…

Espor yorumlarına girmeden önce, onu da çevreleyen yeni bir krallıktan bahsetmek istiyorum: Gaming Krallığı…

Marketing Türkiye Yayın Yönetmeni Günseli Özen, “Espor hakkında etkinlik yapıyoruz, beklerim” deyince, hemen programımı ona göre düzenledim.

Konuyu, bu alanda Türkiye’deki en yetkin ve deneyimli Zula Games’in kurucu ve yönetici genç arkadaşlar anlatacaktı. Zula Espor’u tanımanız gerekiyor. Resmi tanımla anlatayım.

Zula, MadByte Games tarafından geliştirilen, Lokum Games tarafından dağıtılan, Türk yapımı dijital bir oyundur. Oyun Türkiye’den sonra ilk defa Brezilya’da da 2016 yılından beri yayınlanmaktadır. Brezilya’dan Türkiye’deki turnuvalara espor takımları bu oyun sayesinde geliyor.

Oyunun yapımına 2013 yılında başlanılmış. Türk dizileri yurtdışında ilgi görünce, bu dizilerin içeriği doğrultusunda bir oyun konsepti kurgulanmış. Yani, vatansever asker ve istihbaratçılardan oluşan Zula ve paralı askerlerden oluşan Gladyo adında 2 düşman oluşumun yer aldığı oyunda farklı hikâyelere sahip toplam 16 ayrı karakter bulunuyor. Zula’da oldukça geniş bir mühimmat seçeneğinin içerisine Mehmetçik ve Kırıkkale gibi yerli silahların görselleri de yerleştirilmiş. Oyundaki haritalar ve karakterler, Türkiye havası yaşatıyor.

Oyunun VR versiyonu için halen Almanya’da bir ekip çalışma yürütülüyor. Oyun pazarını VR yanı sıra yapay zeka da önemli derecede etki oluşturması bekleniyor.

Nedir bu Gaming Krallığı?

Üreticilerin iştahını kabartan Türkiye oyun pazarı 600 milyon dolar seviyesinde büyüklüğe sahip. Her ay aktif olarak oyun oynayan kişilerin sayısı 30 milyon. Yani Türkiye nüfusunun neredeyse yarısı oyun oynuyor. Her yıl yaklaşık yüzde 7 oranında büyüme kaydeden Türkiye oyun pazarının 2020’de 2 milyar dolarlık hacme ulaşması bekleniyor.

2017 yılında 121.7 milyar dolar büyüklüğe sahip olan dünya oyun pazarının, 70 milyar dolarını mobil oyunlar oluşturuyor. 2021 yılı oyun pazarının 180 milyar doları geçmesi bekleniyor.

Çinli Tencent şirketi, geçen yıl 12.7 milyar dolarlık cirosu ve 2.5 milyar dolar kar etmesiyle dünyanın bu alandaki en güçlü şirketi durumunda. Bu yıl 21. 9 milyar dolar ciro bekleniyor ve 500 milyar dolar şirket değerine ulaşan devlerden biri kabul ediliyor. 21.9 milyar dolarlık ciro, Türkiye’nin en büyük 6 sanayi kuruluşunun cirosundan büyük bir rakamı ifade ediyor.

Mobil piyasasının pastadaki payının büyük olması akıllı telefon kullanımının, mobil oyunlardaki kalitenin ve çeşitliliğin artmasından, tabletlerin popülerliğini kaybetmesinden, telefonun her yere taşınabilen bir cihaz olmasından kaynaklanıyor. Ancak PC oyunları da popülerliğini korumaya devam ediyor.

Oyun pazarının yüzde 52’sini Asya Pasifik bölgesi oluşturuyor. Ve gelişme bundan böyle bu bölgede artması bekleniyor. Sadece Çin’deki oyun pazarının büyüklüğünün bu yıl 38 milyar doları geçmesi bekleniyor.

Oyun pazarının içinde espor alanının farklı özellikleri var ve bütün kesimleri etkilemeye devam ediyor. Önce ekonomik büyüklüğüne bakalım:

İki yıl önce 493 milyon dolar olan küresel espor gelirleri, bu yıl 900 milyon doları aşması bekleniyor. Aynı dönem içinde 121 milyon olan küresel taraftar sayısı da 165 milyon taraftar sayısına ulaşması tahmin ediliyor. Türkiye’de espor taraftar sayısı şimdilik 4 milyon kişiden oluşuyor. Yani dijital oyun pazarındaki 50 oyuncuya karşılık, esporda 4 kişi bulunuyor.

Çin ve Güney Kore oyun pazarındaki ağırlığını, espor alanında daha da arttırarak yüzde 56’lık bir pay alıyor. Amerika’nın payını da kenara koyarsak, dünyanın geri kalanı sadece yüzde 6 pay alıyor espor pastasından.

Önemli olan espor sektörünün oluşturduğu ekosistemim. Oyun pazardaki amatör oyunculara karşılık, espor oyuncuları profesyonel ve yarı profesyonel olabiliyor. Resmî takımlar kurulabiliyor veya GS, Fenerbahçe’nin yaptığı gibi bilinen kulüpler veya yeni girişimciler sıfırdan espor takımları oluşturabiliyor.

Profesyonelliği seçen sporcular katı bir disiplin altında, günde 10 saat çalışma yapıyorlar ve Gaming House denilen takım evlerinde kalıyorlar. Bir yıl aynı evi paylaşabilecek irade ve uyuma sahip olacak bir profesyonelliğe sahip olacak kaç sporcu bulunabilir ki.

Türkiye şartlarında bir takım 200 bin lira ile 2 milyon lira arasında yıllık bir bütçe ile yönetiliyor.

Profesyonel oyuncular 3 bin liradan başlayan maaş ve prim veya gelir paylaşımı kazanımlar elde edebiliyor.

Popüler veya bu alanla özdeşleşen markalar, sponsorluk, reklam ve benzeri desteklerle sektöre yatırım yapmaya başladı.

Bunun etrafında federasyon, resmi kurumlar, yayıncılar, platformlar, turnuvalar bulunuyor. Türkiye’de 50 bin civarında espor taraftarı ve 5 bin espor oyuncusu bulunuyor. Bunun sadece 200’ü profesyonel sporcudan oluşuyor.

Zula Espor, yıl sonunda 2 bin 500 metrekare espor kulüp merkezi açacağını açıkladı. Marketing Türkiye de yılbaşından sonra bu merkezde, Espor Zirvesi yapacağını duyurdu.

Amerika başta olmak üzere, bu alanda yoğun bahisler de oynanıyor. Şimdilik bizden uzakta olan bahis sektörü de muhtemel ki potansiyelin oluşmasını bekliyor. Dikkat etmek gerekiyor ve düzenleme yapılması lazım.

Commodore bile oynayamamış bizim nesil için bu işler bize afaki gelebilir. Sosyal bir vakıa ve etrafımızda izlerini görüyoruz ve etkileniyoruz.

Karşı durmaktansa, gelişmelere ve fırsatlara göre pozisyon almamız gerekiyor.

Okumaya Devam Et

Yazar

İnovasyonun Pusulası Neden Şaşar?

MedyaKafa Basın

Tarih:

|

Yayınlayan:

Zamanı ve yönetim trendlerini takip eden tüm üst düzey yöneticiler inovasyon kavramını şirketlerinin sözlüğüne sokmaya çalışıyor. Faaliyet alanlarında devam eden ilerleme yarışında havlu atmak istemiyorlarsa yeni ve yaratıcı manevralarla hakimiyet güçlerini artırmaları gerektiğinin farkındalar. Oysa kimi zaman çok iyi niyetlerle başlayan inovasyon girişimleri, inovasyon yolculuğunda değişen vizyonlar, sabırsızlıklar ya da hedefin tam anlamıyla kavranamayıp planlamada hata yapılması gibi sebeplerle yarı yolda kalıyor. Ve bu başarısız girişimler, inovasyon çabasının bir vakit kaybı olduğu yönündeki yanlış ve heves kırıcı inancın yerleşik hale gelmesine neden oluyor. İnovasyon pusulası kaybolan şirketler, yenilik ve yaratıcılığı barındıran bu kavramın etrafında amaçsız şekilde sürüklenmeye ve yarışta geri düşmeye başlıyorlar.

Bu yazıda inovasyon pusulasının şaşabileceği bazı alanlara dikkat çekeceğim. Her sektörün kendine göre ihtiyaçları olmakla birlikte, iş yönetime geldiğinde düşülen bir takım benzer hatalar, bize bunları kategorize etme imkânı tanıyor. Elbette aşağıda sayacaklarımın dışında yazılabilecek farklı başlıklar da var ancak bu seferlik bu başlıklara odaklanarak ilerleyelim.

Değer önermesinin inovasyona açık olmaması. Ürün ya da hizmetiniz ne olursa olsun, tüketicinizin evrilen dünyasına ayak uydurmak şirketin bekası için temel bir ihtiyaç. Şirketlerin kendi değerlerini artırabilmelerinin en akılcı yolu, tüketicilerinin hayatında yarattıkları değeri artırabilmelerinden geçiyor. Dolayısıyla değer önermeniz, temel faydasını korurken zamanın ihtiyaçlarına göre esneyebilecek yapıda olmalı. Türkiye’de özellikle bankacılık sektörü, Türk tüketicisinin gündelik hayatını kolaylaştıran uygulamaları dünyanın pek çok ülkesinden önce hayata geçirdiği için inovasyonu başarılı şekilde benimseyen bir kol olarak öne çıkıyor. Bugünün tüketicisinin en az para kadar tasarruflu kullanmak istediği şeyin zaman olduğunun farkındalar.

Kurumsal geleneğin kutsallaştırılması. Yöneticilerin farkına varması gereken bir diğer nokta, inovasyonun yalnızca ürün veya hizmetlerde değil, şirketin iç operasyonlarında da geçerli bir ihtiyaç olduğu. Şirket yapılanmasında uzun zamandır varlık gösteren uygulamaların hantallık yaratıp yaratmadığını gözden geçirmeyi unutan yöneticiler doğru yere bakmadıklarını rahatlıkla söyleyebiliriz. İletişimden muhasebeye, lojistikten pazarlamaya, her departmanın kendi ihtiyaçları çerçevesinde yenileşme ihtiyaçları dikkate alınmalı ve hantallaşan uygulamalar dikkatle dönüştürülmeli ya da geride bırakılmalı. Sanıyorum bu madde, kurumsal geleneğe olan güven ve saygının belli bir noktada kutsallaşması ve dogmatikleşmesinden kaynaklanıyor. Oysa çoğu zaman organik bir yapıda olduğunu söylediğimiz şirketlerin de, diğer her şey gibi değişime tâbi olduğunu hatırlamakta fayda var.

Kişiselleştirme zorunluluğunun kavranamaması. Yazını başında da bahsettiğimiz üzere, kimi başarısız inovasyon girişimleri hem şirket özelinde hem de sektör genelinde bir takım inanç zedelenmelerine sebep olabiliyor. Ve bunun en belirgin sebeplerinden biri, Bir şirkette başarıya ulaşan inovasyonun diğer bütün şirketlerde de aynı başarıya ulaşacağı, bu başarının genel geçer bir formül ile implemente edilebileceği fikri. İşte yanılgı tam da buradan kaynaklanıyor. Gerek lokasyon, gerek tüketici profili, gerek kullanım alışkanlıkları gerekse ekonomi gibi değişen faktörler, her şirketin her inovasyon stratejisini kendi metrikleriyle ve kendi stratejisiyle, yani kişiselleştirerek planlaması ve uygulaması gerekiyor.

Planlama zaafı. Güçlü kurumsal yönetimin merkezinde kısa, orta ve uzun vadede doğru ve çok boyutlu öngörülerde bulunmak ve sağlam planlama yapmak yatıyor. Oysa bu zorunluluk, iş inovasyon planlamasına gelince unutuluyor. İnovasyon stratejisi yanlış kurulduğunda, projelerin dönüm noktaları kaçırıldığında, istenen gelişim ya da dönüşüm yakalanamadığında, şirketler ilerleme girişiminde kırılganlaşıyor ve kurumsal bir sabırsızlığa kapılıyorlar. Dolayısıyla, şirketin diğer tüm girişimleri gibi, inovasyon girişimi de gerçekçi veriler üzerinden, gerçekçi zaman çizelgelerine uygun olarak, değişimin sağlam temeller üzerinde yeşermesine izin verecek bir olgunlukla kurgulanmalı.

Okumaya Devam Et

Yazar

Kendimi nasıl geliştirebilirim?

MedyaKafa Basın

Tarih:

|

Yayınlayan:

Eski bir Hint öğretisi; ‘’En büyük erdemlerden birisi kişinin kendi eski halinden daha iyi olmak için sürekli çaba göstermesidir’’ der. Ve İslam alimlerinden Beyhaki ise ‘’İki günü eşit olan aldanmış, bugünü dününden kötü olan ise lanetlenmiştir.’’ der. İnsanın kendini geliştirmesi her şeyden evvel kendi ruh sağlığına şifa olmakla beraber topluma da büyük katkıdır. Pek çok hedefi olan insanoğlunun en temel hedefi kendine sürekli eklemek olmalı. Pek çoğumuzun bildiği, bireysel gelişim için yapılması gerekenlerden en önemli bulduğum 20 maddeyi yazmak istedim

1 Her gün kitap okuyun: Çok klişe bir tavsiye gibi görünse de ‘’ne kadar çok kitap o kadar çok bilgelik’’ en doğru klişelerden birisidir. Sanat, tarih, edebiyat, bilim kurgu veya kişisel gelişim her şeyden biraz okumalı. Ama okumaya ayrılan vakti doğru yazarların katkı sağlayacak güzel kitaplarını okumak için seçici davranarak değerlendirmeli. Zenginleşmek için hep aynı fikri savunan, içerikleri değil, farklı görüş, inanç ve bakış açılarına kapı aralayan kitapları seçmeyi şiddetle öneririm. Tam aksini yapmanın insanlarda tuhaf bir sabit fikirlilik ve kendisi gibi olmayana tahammül edememe zaafiyeti oluşturduğunu ve yaratıcılığı körelttiğini düşünüyorum. Kafanın yuvarlak tasarımı için düşünceler yer ve yön değiştirsin diye öyledir diye okumuştum ve hoşuma gitmişti. Başka açılardan bakma için farklı okumalar çok tesirli. Ayrıca beynin ön lob gelişimi için kuvvetle tavsiye edilen de okumadır. Ön lob gelişi yaratıcılığı artırdığı gibi alzheimer ve demans türü rahatsızlıkları önleyici etkiye de sahiptir.
2 Bir yabancı dil öğrenin: İş hayatımın ilk yıllarında bir sohbet esnasında birisi bana aynen şunu dedi; ‘’ Çalışkansın, araştırmacısın ama İngilizce bilmiyorsun, bu senin sırtında bir kambur ve hayatının ilerleyen yıllarında hangi kapıdan girersen gir bu kambur her kapıda içeri girmene engel olacak’’ Eksik olmasın, bu tavsiyesi ile çalışma hayatını bırakıp İngiltere ye gittim. Bizde lisan bilme konusu insanların kafasında garip bir tabu; ‘’ Ben İngilizce öğrenemem, bu yaştan sonra çok zor’’ Hiç alakası yok. Bir yıl evvel ingilizce öğrenmeye başlayan bir arkadaşım 36 yaşında ve şu an gayet iyi bir seviyede. Aynen şunu dedi’’ hayatta neyi yapamazsın deseler akıcı İngilizce konuşmak derdim, ne saçmaymış’’ Özgürlük için, bambaşka kapılar aralamak, fırsatlar yakalamak için en az bir yabancı lisanı iyi derecede öğrenin.
3 Bir hobi edinin: Türkiye de insanların en eksik olduğu konulardan birisi hobi sahibi olmak. Fransa ve Kanada da konuya verilen ehemniyet hasebiyle ” Boş zamanları değerlendirme bakanlığı” var. Bu bir kültür ve bizde yerleşmemiş.Kavram da oturmamış. Mesela; spor yapmak hobi değildir ama dalmak hobidir, müzik dinlemek hobi değildir ama iyi bir müzik arşivi yapmak hobidir, kitap okumak hobi değildir ama temalı kitaplar biriktirmek hobidir, sinemaya gitmek hobi değildir ama güzel bir film koleksiyonu yapmak hobidir. Daha spesifik şeyler bulmalı ve en az bir hobi edinmeli. Benim hobim blog yazmak, iyi geliyor. Hobim işim yada ailem şeklindeki yaklaşımlar da makul değil. Dengeli bir yaşam için kaliteli boş vakit ihtiyaç. Hele mekanik işlerden yaratıcı işlere doğru eğilimin arttığı şu zamanlarda hobiler dipsiz beslenme kaynakları. Hobiler bizi yalnızlıkla başa çıkan, doyumlu ve yaratıcı insanlar yapıyor.
4 Eğitimlere ve kurslara katılın: Her yıl merak ettiğiniz gelişmek istediğiniz bir konuda, ehil hocaları bulduğunuzdan emin olarak eğitim,seminer vb katılın.
5 Korkularınızdan kurtulun: Bu yazıyı okuyan herkesin mutlaka bazı korkuları vardır. Korku da diğer tüm duygularımız kadar bize ait ve normal bir duygudur. Bizi özgürlükten alıkoyan, çoğu kendi illüzyonlarımız olan korkulardan kurtulmak, farkına varmak son derece ferahlatıcı. Çoğu zaman neden korku tepkisini verdiğimizi açıklamakta güçlük çekebiliriz, çünkü bizi korkutan ,nesne ya da durumun kendisinden çok onunla ilgili edindiğimiz fikirlerdir. Bu fikirler; anne- baba veya diğer kişilerden edinilen fikirler olabileceği gibi, geçmiş deneyimlerimiz olabilir. Çok uzun yıllar korktuğum için araba kullanmadım.  Üzerine gittiğim hafta İstanbul trafiğinde yalnız başıma trafikteydim. Sonra korkuyla geçen yıllara hayıflandım ama bir korkunun üstesinden gelmek bireysel gelişim için tatmin edici bir deneyim.
6 Yeteneklerinizi geliştirin: Müzik, resim, sahne sanatları, el becerisi her insanın bir şeylere yetenegi vardır. Siz de ‘’ Zamanında ailem üzerinde dursaydı, eğitim aldırtsaydı ben şimdi çok iyi bir ………………… olurdum’’ deyip sorumluluğu başkalarına atanlardan mısınız? İngiliz’in güzel bir sözü var ‘’ beter late than never’’ yani geç olması hiç olmamasından daha iyidir. Yeteneğiniz varsa en geç yarın harekete geçin.
7 Erken kalkın: Araştırmacılar erken kalkmanın depresyonu yenmeye yardımcı olduğunu söylüyor. Vücut hormonlarını düzenlediği gibi kilonun korunmasında da etkilidir. Erken saatteki güneş ışığı mevsimsel duygulanım bozukluğuna karşı iyi gelir. Stresi hafifletir.
8 Spor yapın: Evet klişe bir tavsiye ama seratonin ve endorfine doymanın yegane yolu. 2-3 ay sonunda vücutta hissedilen değişim insanı motive eder. Ayrıca spor yapmak için mutlaka kilo problemi olması gerektiğini düşünen, spor yapan fit insanlara “Senin ne ihtiyacın var” diye soran zihniyete de şöyle seslenmek isterim ‘’ Spor, hem vücudu hem de ruhu güzelleştirir. Ruh güzelleşince hayat da güzelleşir.
9 Konfor alanınızı terk edin: Konfor alanı kisinin kendisini gÜvende ve rahat hissettiği, yaşamının buyuk bir bölümünü içinde sürdürdüğü görünmez alandır. Genellikle az çaba ve riskle belli bir rutinin yakalanması hali de denilebilir. Konfor alanı kişinin evi, ailesi, arkadaş ortamı, okulu, iş yeri, mesleği, dini, yaşadığı şehri, hatta futbol muhabbetleri vs olabilir. Konfor alanı çok rahat ve güvenli bir ortam sağlasa da, içinden ara sıra da olsa çıkılıp farklı alanlar keşfedilmezse, uzun vadede tekdüzelik, sıkıntı, gerileme ve performans düşüklüğü getiriyor. Konfor alanının dışında ise öğrenme alanı var. Yeni şeyler ancak kişi kendi konfor alanı dışına çıktığında ve kendini zorladığında öğrenilir.
10 Geri bildirim alın: Fikirlerine güvendiğiniz objektif kişilerden kendiniz ile ilgili geri bildirim alın. Bu, hem iş hayatında hem özel yaşamda son derece besleyicidir. Hayatım boyunca bana en çok katkısı olan kişiler duymak istemediğim ama doğru olan şeyleri söyleyen kişiler oldu. O an hoşunuza gitmeyebilir ama sıhhatli düşünüp değerlendirdiğinizde dostun acı ama doğru tenkitleri son derece faydalı olur.
11 Kör noktalarınızı tanımlayın: Araç kullanırken kör nokta nasıl bir kabus ise, kaza yapmaya sebebiyet verirse kişisel kör noktalarda aynı özelliğe haizdir. Sabit fikirlilik, aşırı inat, abartılı hırs, kıskançlık, fazla gözü karalık, ödleklik, narsizim, bağnazlık gibi yüzlercesi sayılabilir. Kendini fark eden hayatı fark eder. Kendinizi keşfedin ve tedbirli olun.’’ Benim kör noktam yok galiba’’ diyorsanız kendiniz kör olmuşsunuz demektir.
12 Yazın, liste yapın: Yazmanın kinestetik enerjisine inanın, yazdığınız şeylerle aranızda bir akit oluşur ve onları mutlaka yaparsınız.
13 Aksiyon alın: Hiçbir şeyden çekmedi Türk milleti ataletinden çektiği kadar. Bir sürü hayali var herkesin ama harekete geçen pek az. Verilecek kilolar, okunacak kitaplar, gidilecek yerler, öğrenilecek şeyler, kurulacak işler hepsi orada duruyorlar onlara yürümeniz için. Maxx De Pree ; ”Olmamız gereken şeyi, olduğumuz gibi kalarak olamayız ” der.
14 İlham kaynağı insanlar edinin: Sizi harekete geçirecek, yüreklendirecek, güzel hikayeleri olan insanlar keşfedin. Onları takip edin, okuyun, onlardan beslenin.
15 Kötü alışkanlıkları bırakın: Sizi mutsuz eden hiçbir şeyin esiri olmayın. Sigara, alkol, uyuşturucu, aşırı uyku, sürekli geç kalmak, tırnak yemek, kötümserlik. Her ne kötü alışkanlığınız varsa kurtulun. Ama hepsinden aynı anda değil. Kendinize aniden yüklenirseniz yorucu olabilir. Unutmayın parçalara bölmek her zaman işe yarar.
16 Zor insanlarla başa çıkmayı öğrenin: Theodore Roosevelt in çok sevdiğim bir sözü var, eğitimlerimde hep paylaşırım; ‘’Başarı formülünün en önemli tek bileşeni insanlarla iyi geçinmeyi bilmektir’’. Kolay insanla herkes iyi geçinir, mühim olan zor olan insanlarla iletişim kurabilmek ve müzakere etmek. Bu çok kıymetli bir beceridir.
17 Farklı arkadaşlar edinin: Sizi besleyecek, yeni şeyler katacak, bakış açınızı değiştirecek sohbetin derin ve güzel insanlarla vakit geçirin. Çocukluğumdan kalma bir alışkanlığımı çok severim. Her türlü fikirden, inançtan, fraksiyondan dostlar edindim. Tek tip muhabbetler, aynı bakış açıları beslemez. Farklı insanlardan beslenin, hepsini anlamaya çalışın. Aynı küçük mikro çevreden beslenenlerde bir süre sonra sabit fikirlilik kaçınılmaz oluyor. Ve lütfen sizin gibi olmayanlara tahammül etmeyi öğrenin. Yunus Emre nin dediği gibi; Yetmiş iki millete bir gözle bakmayan, Halka müderris olsa da Hakk’a asidir.
18 Sunum yapmayı öğrenin: Çok ilginç bir çalışmanın sonucunu paylaşayım; çoğu insanın en çok korktukları şey topluluk karşısında konuşmakmış. Ölüm korkusu ikinci sırada onu takip ediyor. Eğitim alın, provalar yapın, destek alın ama topluluğa hitap etmeyi öğrenin.
19 Geçmişi geçmişte bırakın: Dünle olan kavgasında yarını kaybedenlerle dolu etrafımız. Hepimiz acılar yaşadık, kaybettik, aldatıldık, kandırıldık, terk edildik, kovulduk, unutulduk, zorlandık, haksızlığa uğradık. Bir kalabalık güruh var ki düne hayıflanmaktan vazgeçemeyen. Dünü konuşacaksam güzellikleri konuşmayı tercih ediyorum, iyi geliyor. Yaşadığım olumlu olumsuz deneyimlerin tamamını da kabul ettim, iftiharla hatırlıyorum ve seviyorum çünkü bugünkü bana çok katkıları var. Lütfen geçmişi evi yapıp içinde yaşayanlardan olmayın.
20 Kendiniz olun: Bir insanın en çekici güzel hali sahici kendisi olduğu halidir. Yapmacık hareketler, jestler, mimikler, gülüşler, tavırlar son derece itici. Bunca yılda edindiğim en net tecrübelerden birisi; hangi sosyo kültürel seviyeden olursa olsun insanları samimiyetle yapaylık arasındaki ayrımı çok net yapabildiğidir. İnsanlara samimi sevgi ve ilgi gösterip çıkar ilişkisi gözetmeksizin hayatınıza temas eden herkese kendisini biricik hissettirin.

Okumaya Devam Et

Öne Çıkanlar