Connect with us

Yazar

4 bin yıllık ekmek ve Hitit Mutfağı

Fikri Türkel

Published

on

Evet, 4 bin yıllık ekmek yedim. Ama bu onun yaşı değil, yapılış tarzıyla ilgili bir tarihte. Anadolu coğrafyası arkeolojisi içinde en net tariflerin aldığı en eski mutfak Hitit Mutfağı. Ben de bezelyeli, ballı, peynirli ekmek çeşitlerinden tatma şansı buldum.

Peki, arkeolojik bir yemek çeşidinin bugünkü beslenme tarzımız ve yaşamımız için bir anlamı var mı?

Son yıllarda gastronomi etkinlikleri arttı. Bunların sonuncusu Sirha da geçen hafta İstanbul’da gerçekleşti. Bu yılın sürprizi benim için Hitit Mutfağı oldu.

Hitit, Eti, Gordion, Hattuşa, Kadeş Antlaşması gibi tarihi yerler ve izler Hitit Devleti ile ilişkili olduğunu hatırlatalım. 450 yıl Hititlere başkentlik yapmış Hattuşa antik kenti, 115 yıldan beri arkeolojik araştırmalar devam ediyor.

Antik mutfak deyince en fazla kendinden bahsettiren Hitit Mutfağı olmuştur. Ama kültür ve tarım ilişkisini anlamak için epey eskiye gidelim.

Evet, bu topraklarda tarım deyince 12 bin yıl kadar geriye gitmemiz gerekiyor.

Ilısu Barajı’nın altında kalacak arkeolojik yerleşimlerden biri de Körtik Tepe höyüğü insanlık tarihini değiştiren bulgulardan biridir.

Körtik Tepe, Batman-Bismil arasında; Batman Su ve Dicle Nehri’nin. kesiştiği bölgede ve Batman İli’nin yaklaşık 14 km güneybatısındadır.

Prof. Dr. Vecihi Özkaya ve öğrencileri tarafından gerçekleştirilen kazılardan kurtardıklarımız bütün dünyaya bu toprakları anlatmaya devam edecek.

Kendi köklerimizin izini sürmede, “arke”mizi açığa çıkarmada güvenebileceğimiz tek bilim arkeoloji. Analarımız ve atalarımızın neler yaptığını, nasıl yaşadığını kanıtlarıyla önümüze koyuyor. Teori üretmek için kendi malzemesini, kendi buluyor. Somuta katılıyor ve soyutu üretiyor. Amele olmak da bir arkeolog için gerekli. Bu nedenle bir kazıya katılmak heyecanlı ve yorucu. Ne çıkacağını bilmeden kazdığın topraktan, 12 bin yıl öncesinin kültürüne ilişkin bulunan herhangi bir nesnenin hazzı ayrı…

Elde edilen bulgular, dönemin yaşam biçimi hakkında avcılığın yanı sıra hayvan yetiştiriciliği yapıldığını, yani et, süt gibi ürünlerden yararlanıldığını ve yerleşik hayata köy yerleşimi biçiminde geçildiğini gösteriyor.

Buğday, arpa, darı, çavdar gibi ürünlerin yetiştirilip pişirilerek yendiğini, yine kazılarda bulduğumuz bol sayıda mortar (havan) ile bunların öğütüldüğünü biliyoruz.

Diyarbakır-Urfa arasındaki Karacadağ’da ilk kez elde edilen buğdayın çevreye yayıldığını, Körtik Tepe’nin de bu noktada önemli bir merkez olduğunu anlıyoruz.

Hangi tür buğday konusunda net bulgulara henüz ulaşılamamış olsa da bugün Kastamonu civarında bulunan Siyez Buğdayı, Kars bölgesindeki Kavılca Buğdayı ile Batı Anadolu’daki Karakılçık Buğdayı ile Zerun, Ak, Kırmızı, Sarı, Kırık, Koca, Topbaş, Şahman, Üveyik ve Göderedi gibi yerel buğday türleri de buğdayın atasının bu topraklar olduğunu gösteriyor.

Körtik kazıları bulgularından elde edilen bilgilere göre, süreç içinde bu ürünlerin depolandığını, artı-ürüne dönüştüğünü ve köy yerleşimlerinin bu nedenle önem kazandığını bilmek; paleolitik döneme göre yaşam seviyesinin yükseldiği ve nüfusun arttığı gerçeğini karşımıza çıkarıyor.

Oradan yaklaşık 100 ila 500 yıl sonrasına Şanlıurfa’nın Göbeklitepe’sine gidiyoruz. Tarihin en etkileyici bir başka bulgusuna varıyoruz. İnsanlığın medineleşmesine dair en eski iki belge bu topraklarda.

Buradaki kült yapılarının üretime geçiş aşamasına (tarım ve hayvancılığa) yakın olan son avcı grupları tarafından inşa edilmiş olduğu anlaşılmaktadır.

O günden bugüne bize kalan iki önemli yerleşim yerinden iki önemli ürün var: Buğday ve zeytin… Ardından ise üzüm ve sütlü ürünler geliyor.

Medeniyeti ve ticareti oluşturan en önemli iki madde.

Tarihçi İlber Ortaylı’nın Akhisar Dünya Zeytin Günü’nde söylediği “Zeytinyağı olmasa Akdeniz Ticareti de olmazdı” sözü bu noktada önemli. Akdeniz’i medeniyetin beşiği yapan da zeytinyağı ticareti olmuştur. Bütün dünyaya buğdayın yayılmasının hızını da bu ticaretin yoğunluğuna bağlayabiliriz.

Sirha’daki Hitit Sunumu bu süreci görmemiz açısından önemliydi.

Metro’nun deneyim alanında ise 4 bin yıllık Hitit mutfağından geleneksel lezzetlerin modern yorumlamalarının yanı sıra mikro filizlerden Türk mutfağındaki dönüşüme kadar birbirinden farklı dikkat çeken konular da işlendi. Diğer markaların deneyim alanlarında da başarılı sunumlar gerçekleştirildi.

Hitit özeline gelirsek: Hititlere 450 yıl başkentlik yapmış, Çorum’un Boğazkale ilçesindeki Hattuşa antik kenti, UNESCO “Dünya Kültür Mirası” ve “Dünya Belleği” listelerindeki tek antik şehir unvanıyla Türkiye’nin göz bebeği turizm mekanları arasında yer alıyor.

Doğal, tarihi ve kültürel güzellikleriyle Türkiye’nin önemli turizm merkezlerinden biri olan Çorum, Anadolu’nun ilk medeniyetlerinden Hatti ve Hititlerin kültürel mirasına ev sahipliği yapıyor .

“Tarihi Milli Park” ilan edilen Boğazkale ilçesindeki Hititlerin başkenti Hattuşa, antik şehri çevreleyen 6 kilometrelik surları, anıtsal kapıları, 71 metre uzunluğundaki yer altı geçidi, Büyükkale’deki sarayı, bugüne kadar açığa çıkarılan 31 tapınağı, kentin kuzeydoğusundaki Büyükkaya sırtlarında açığa çıkarılan çok büyük boyuttaki buğday siloları ve Yazılıkaya Açık Hava Tapınağı ile görülmeye değer mekanlar arasında yer alıyor.

Bilinen en eski Hint-Avrupalı dili temsil eden çivi yazılı tablet arşivleri de barındırması sebebiyle 2001 yılında da UNESCO’nun “Dünya Belleği Listesi”ne dahil edilen Hitit Medeniyeti’nin başkenti, UNESCO’nun her iki listesinde de yer alan tek antik şehir unvanına sahip antik şehir olarak dikkat çekiyor.

Milattan önce 1280’de Hititler ile Mısırlılar arasında yapılan ve tarihte bilinen ilk yazılı antlaşma Kadeş Antlaşması’nın da imzalandığı başkent olarak da bilinen Hattuşa, 115 yıldır sürdürülen arkeolojik kazı çalışmaları, tarihi yapıları, bakım ve onarım çalışmalarının yapılması için Almanya’ya götürülen ve 94 yıl aradan sonra doğduğu topraklara getirilen Boğazköy Sfenksini de barındıran Boğazköy Müzesi’ndeki eserleriyle görsel bir şölen sunduğu ziyaretçilerini adeta tarihte de yolculuğa çıkarıyor.

Metro Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Boris Minialai, ekmeğin Hitit kültüründe özel bir yer tuttuğunu, Hititler’in pişirdikleri en iyi ekmekleri Tanrılarına hediye olarak sunduklarını vurgulayarak, “Hitit kültüründe ekmek sadece bir yemek değil, özenle hazırlanan kültür törenlerinin özel bir öğesiydi. Ancak bu tarifleri bulmak da hiç kolay değildi. Yazarlar Asuman Albayrak, Ülkü M. Solak ile Gıda Mühendisi ve Arkeolog Dr. Ahmet Uhrî, ‘Deneysel Bir Arkeoloji Çalışması Olarak Hitit Mutfağı’ adlı kitabı oluşturdu. Metro Kültür Yayınları tarafından yayınlanan bu eser, Türkiye’de yapılan sayılı çalışmalar arasında yer alıyor. Bu kitap, 4 bin yıllık Hitit mutfağını yeniden gün ışığına kavuşturuyor” şeklinde konuştu.

Bu kapsamda Metro Türkiye ve Gastronometro standında 4 bin yıllık antik tabletlerdeki anlatımlara uygun tarifle Çorum’daki bir fırında özel olarak hazırlanan bezelyeli, narlı, peynirli, incirli, sade, haşhaşlı çeşitleriyle dikkat çeken Hitit ekmeklerinin tadımı da yapılıyor.

Ekmeğin Fransız kültüründe de ‘sanat’ olarak kabul edildiğine dikkat çeken Minialai, “Ekmekle ilgili çok sayıda Fransız atasözü var. Bir şeyleri çok sevdiğimiz zaman, ‘İyi bir ekmek kadar iyi’ deriz. Benim büyüdüğüm ailede ekmeğin ters dönmüş olması kabul edilebilir bir şey değildi. Bu ekmeğe duyulan saygının bir göstergesi. Aslında Türkiye’de de ekmeğe duyulan saygının benzer göstergeleri var. Yere düşen ekmeği öpüp başına koymak gibi. Bu benim her zaman çok dikkatimi çekmiştir. Bugün burada kültürleri şekillendiren ve kültürle şekillenen ekmeği konuşuyor olmaktan çok dolayı mutluyum” dedi

Bir lokma Hitit Ekmeği beni 12 bin yıllık bir yolculuğa çıkardı. Ekmek nimettir ve kutsallık yükleriz ona. Bu kültür değerini asla unutmamalıyız.

Advertisement
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazar

Teknoloji Aynasından İnsan Ruhuna Bakmak

Begüm Begüm Burak

Published

on

 

 

 

 

Dünya küçülüyor, adeta “küresel bir köy” halini alan dünyada yerel ile evrensel harmanlanıyor. Tüketim kültürü ve  kapitalizmin vahşi doğası yereli bastırmakta ve aile gibi geleneksel yapıları zayıflatmakta. Bu yapıların eski gücünü yitirmesinde maalesef teknolojinin rolü yadsınamaz. Teknoloji sayesinde hızlanan yaşamlar, kişilerarası yakın ilişkilerdeki kopmalar zayıflayan aile bağlarının da etkisiyle insan psikolojisini önemli ölçüde olumsuz etkiliyor.

Sağlık sektöründe, iletişimde veya ulaşımda hepimiz kabul ediyoruz ki büyük bir nimet teknoloji. Fakat değerlerin yalnızca sayı ve rakamlar ile ölçüldüğü günümüz dünyasında, sanata verilen önemin azalması veya aile gibi kurumların zayıflaması da teknolojinin (kötüye) kullanımının bir sonucu. Teknolojinin hayatımıza bir ışık gibi değil de gölge gibi yansıması diyebiliriz.

Bireylerin atomize olduğu günümüz dünyasında var olmak tüketmek ve “görünür” olmak ile eşdeğer. Reel hayatta kendini var etmeyi başaramamış bireyler sahte (fake) sosyal medya hesaplarıyla adeta ontolojik bir yarış içindeler.

Bu yazıyı yazmaktaki asıl amacım yanlış ve bilinçsiz internet kullanımının teknoloji bağımlılığına kapı açabileceğine dikkat çekmek ve psikososyal sorunlara yol açacağına işaret etmek. Yanlış internet kullanımı ve sosyal ağlarda gereğinden fazla vakit harcama çocuklarda ve hatta yetişkinlerde Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) diye bilinen bir bilişsel ve davranışsal soruna da sebep olabiliyor maalesef. Bunun yanında internetin çok daha fazla “yan etkisi” var hayatımızda, ne de olsa gerçek değil sanal süreçler ve ilişkiler söz konusu internette.

Hepimiz akıllı telefon sahibiyiz ve ülkemizde çok önemli bir oranda sosyal medya kullanıcısı var. Instagram, Twitter, Facebook, Google Plus, Linkedin gibi sosyal ağlar aslında doğru kullanılırsa bilgi sunma ve iletişim açısından değerli mecralar. Linkedin sitesinde profesyonel olarak iş olanaklarına ulaşabilirsiniz ancak şunu belirtmeliyim ki orada bile “Günaydın” “Hayırlı cumalar” mesajları sitenin kullanım maksadını aşıyor.

Facebook gibi ağlarda ciddi güvenlik sorunları olduğunu (kişisel verilerin korunması bağlamında) geçtiğimiz aylarda yabancı basından da duymuştuk. Tüm bu sosyal ağlara ve cep telefonlarına artık günümüz bireyi o kadar alışık ki aynı evin içinde konuşmak yerine birbirine SMS veya Whatsapp mesajı atan aile fertleri bile var. Yazılı iletişim ile yüz yüze iletişim arasındaki farkı düşününce, siber platformların psikolojimize etkileri konusunda fikir sahibi olmak mümkün. Bununla ilgili olarak modern psikolojiye ve psikiyatriye yeni kavramlar da girmiş bulunmakta: “Selfitis” özçekim alışkanlığını takıntı haline getirenler için kullanılıyor, veya “Nomofobi” kavramı akıllı telefon ile sağlanan iletişimden kopmaktan aşırı derecede korkmak anlamında kullanılıyor. Bir kavramdan daha bahsetmek mümkün: O da “Fomo” (Fear of Missing Out) kavramı, gündemi kaçırma korkusu. Fomo’nun sosyal medya kullanmadaki artış ile yaygınlaştığı ve kaygı bozukluğuna (anksiyete) yol açtığı biliniyor.

Selfitis ve Nomofobi psikoterapi ile iyileşebilecek durumlar fakat yazımın başında belirttiğim gibi Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) gibi patolojik durumlarda farmakolojik destek (ilaç tedavisi) de gerekiyor çoğu zaman. Çocuklarda akademik başarıyı olumsuz etkileyen, bilişsel ve davranışsal sapmalara yol açan DEHB, yetişkinlerde de yoğunlaşma zorluğu, odaklanamama gibi sorunlara yol açıyor. Bunlara ek olarak, günümüzde internet bağımlılığı ile dürtüsellik ve hiperaktivite arasında pozitif bir korelasyon olduğu herkesin bildiği bir gerçek.

Biliyoruz ki bir zamanlar okullarda bile bilgisayar yoktu, şimdi ilkokula bile gitmeyen çocukların elinde tabletler var ancak öğrenme kapasiteleri bakımından bir değişme var mı tartışılır. Bilgiye hızlıca ve kolaylıkla erişmek çok kıymetli ancak onu kullanmak ve işlevsel olarak hayata taşımak ne kadar mümkün? Artık kendimizi keşfetmek için doğayla bütünleşmek yerine bir ağacın altından selfie fotoğrafları koyuyoruz profilimize.

Epistemoloji diye bilinen bilginin doğası ve kapsamı artık bizi maalesef ilgilendirmez oldu. Kitap okumak yerine arama motorlarında bulduğumuz/rastladığımız bilgiler ile “aydın” oluyoruz.

Birçok uzman görüşüne göre, gereksiz internet kullanımı bireyleri daha dürtüsel (impulsif) bir hale getirirken doğal olarak empati sürecinin de sekteye uğramasına sebep oluyor. Gidilen restoranlarda tüketilen yemeklerin resimlerinin paylaşılması bence yok olmaya yüz tutmuş empati anlayışının bir göstergesi.

Öte yandan, yapılan bir araştırmaya göre sosyal medyada alınan beğeni sayısının, tıpkı bitter çikolata yediğimizde salınan ve mutlu hissetmemizi sağlayan serotonin hormonu gibi bir etkiye sahip olduğu bulgusuna ulaşılmış. Bunu belki olumlu bir durum olarak görebiliriz fakat kar-zarar analizi yapıldığında olumsuz tarafının daha ağır bastığını görebiliriz. Örneğin, uykuya dalmadan önce kullanılan teknolojik araçlar kalitesiz uyku ve yorgunluğa sebep oluyor, bu da ertesi gün dikkatsizlik ve odaklanma sorunlarına yol açıyor. Sosyal medyanın yoğun kullanımı yalnızlık ve depresyonu tetikleyebiliyor, elbette bu her birey için geçerli değil, fakat göz ardı edilemeyecek bir gerçek.

Yazımı noktalarken internet kullanımı bağlamında, eğitim sistemimize de ufak bir sitemde bulunmak istiyorum. Önceden dönem ödevleri olurdu, kütüphanelere gidilir, ansiklopediler karıştırılırdı. Şimdi “proje” adı altında öğrenciler bilgilere / ödev konularına kolayca internet üzerinden ulaşıyorlar. O kadar ki yazmak da gerekmiyor, çıktı almak ve öğretmene vermek ile iş bitiyor. Bilinçsiz internet kullanımı ilerleyen zamanlarda daha da ciddi psikolojik ve sosyolojik kırılmalara yol açacak, bence yazdıklarım buzdağının görünen yüzü sadece…

Hepimizin dijital detoksa ihitiyacı var!

 

Begüm Burak (Dr.Siyaset Bilimi)

Medyakafa.com

 

Continue Reading

Yazar

Liderlik Yolculuğu

Hülya Mutlu

Published

on

Yine Liderlik gelişim programımızdan bir kitap özeti. Liderlik Yolculuğu. Yazan değerli hocam Vedat Erol, okuyup özet derleyen ise öğrencim Bayram Sarıca.

LİDERLİK YOLCULUĞUNUN AŞAMALARI

Liderlik yolculuğu 9 aşamadan oluşuyor, ilk beş aşaması bu kitapta anlatılacak. Diğer altı, yedi, sekiz ve dokuzuncu aşamalar anlatılır olmaktan çok yaşanarak öğrenilen, birebir çalışmalarla yol gösterilebilen bir yolculuk evresini içeriyor.

BİRİNCİ AŞAMA :KURBAN

Bu aşamada daha çok fiziksel ve biyolojik ihtiyaçlar için yaşanır. Bu aşama için bugünü yaşayan gelecekle ilgili plan yapmayan kişileri örnek verebiliriz. Akşam oldu, karnım doydu, yattım uyudum sabah ola hayrola şeklinde, yaşam ne getirirse onu yaşar. Gelecekle ilgili uzun dönemli plan yapamazlar en fazla 3 ay sonrasını öngörebilirler.
İş yaşamında bu kişiler ‘’birisi benim için kuralları belirlesin; bana ne zaman, nerede, ne yapacağımı söylesin’’ isterler. Kendileri yeni bir şey katamazlar.

İKİNCİ AŞAMA: UZMAN

Bu aşamayı bir uyanış aşaması olarak adlandırabiliriz. Bir şeylerin farkına vararak davranışsal değişiklikler göstermeye başlama bu aşamada gerçekleşir. Uzgörü (gelecekle ilgili öngörü) aralığı 3 ay ile 1 yıldır.
İş yaşamında bu kişileri genelde uzman olarak tanımlarız. Daha fazla iş odaklılık olduğundan insan ilişkilerinden genelde uzak dururlar. İşlerinde iyi olduklarından başkalarına güvenmezler kendileri yapmak isterler bu nedenle iş odaklı eğilimdedirler.

ÜÇÜNCÜ AŞAMA : YÖNETİCİ

Bu aşamada beyin ve zihin bilgi işlemeyi deneyimlediğinde bunu birden çok alanda da yapabilme becerisini geliştirir. Uzgörü aralığı bir yıldan iki yıla kadar gelişir. İş odaklılık yanında insan odaklı farkındalık bu aşamada ortaya çıkar ve gelişir.

DÖRDÜNCÜ AŞAMA : KOÇVARİ LİDER

Dördüncü aşama liderlikten ilk kez bahsedilen bir aşamadır. Yaşamda her şeyi kontrol edemeyeceğimizin, bütün karmaşanın içinde bir ahenk olduğunun farkına vardığımız aşamadır. Uzgörü aralığı iki yıldan beş yıla kadar uzanır. Liderlik yolculuğunun başladığı aşamadır.

BEŞİNCİ AŞAMA : VİZYONER LİDER

İnsanın, mutlu ve başarılı bir yaşamın ve geleceğin kendi elinde olduğunu keşfederek yaşamaya başladığı aşama, beşinci aşamadır. Geleceği görebilme ve etkileyebilme isteğinin içinde yeşerdiği bir aşamadır. Bu aşamadaki kişiler 5-10 yıllık veya daha uzun planlar yaparlar. Vizyoner liderler, geleceği oluşturan ve şimdiyi geleceğe bağlı olarak yönetebilen kişilerdir.

ALTINCI AŞAMA : KÜRESEL LİDER
Bu aşama, yerel, bölgesel, ulusal düşünme ve bilgi kaynaklarının aşılarak küresel bilgi kaynaklarına ve küresel liderlik yetkinliklerine dayanan bir liderlik ve düşünme tarzının oluştuğu aşamadır. Bu liderler kendi organizasyonlarının dışında bütün dünyayı göz önüne alarak, bütün dünya insanları ve küresel doğa için düşünen değer katan insanlardır.

YEDİNCİ AŞAMA : BİLGE LİDER

Bu aşama somuttan soyuta, deneyimsel öğrenmeden, ruhsal öğrenmeye, sezgisel, sembolik, metaforik ve felsefi yaklaşıma geçiş aşamasıdır. Uzgörü aralığı 50 yıldan fazladır. Cumhuriyeti kuran, günümüz Türkiye’sinin temellerini atan, batının ortadoğu projesini 85 yıl geciktiren, verdiği kararların etkilerini hala yaşadığımız bir lider olan Atatürk’ün bilge liderliğini yedinci aşamada düşünmek yanlış olmaz.

SEKİZİNCİ VE DOKUZUNCU AŞAMA : BİLGE

Bilgelik aşamasını hak etmek bazen yüzyıllar gerektirir. Örneğin 800 yıldır ölmeyen fikirleriyle Orta Asya’dan gelen bilgeliği Anadolu’ya taşıyan Ahmet Yesevi, Anadolu’da bilgeliğin sembolü olmuş Mevlana, Hacı Bektaşi Veli, Yunus Emre ve daha niceleri. İnsanı ve evreni yorumlayan derin bir aşamadır.

LİDERLİK YOLCULUĞUNDA EVRENSEL DEĞERLER

Liderlik ve bilgelik yolculuğunun her aşamasında aşağıdaki evrensel değerlerin oluştuğu ve bu değerlerin her aşamada farklı yorumlandığı görülüyor.

1. Sevgi
2. Bilgi
3. İyilik
4. Doğruluk
5. Çalışmak

SEVGİ; Liderlik yolculuğunda geliştirilecek ve onurlandırılacak değerlerden birincisi sevgidir. Çünkü sevginin kaynağı insanın özüdür. Sevgide, bedensel hazdan başlayan ‘’temel sevgi’’ den ‘’koşullu sevgi’’ ye, sonra ‘’rağmen sevgi’’ ye ve en sonunda üst aşamada yaşayacağımız ‘’koşulsuz sevgi’’ ye ulaşırız.

BİLGİ; Liderlik yolculuğunda önemli evrensel değerlerden biridir. Her aşamada sevgi gibi farklı yorumlanır. Birinci aşamada çok az bilgiye dayanan bilgi kümesi yerel, yöresel bilgi kaynağı. İkinci aşamada; sadece kendi uzmanlık alanının bilgi kümesi ve ulusal bilgi kaynağı. Üçüncü aşama; Farklı bilgi kümeleri ve uluslararası bilgi kaynağı. Dördüncü aşama; Aynı anda birden çok bilgi kümesi, küresel bilgi kaynakları. Beşinci aşama; Bütünsel olarak bütün bilgi kümeleri, evrensel bilgi kaynakları vardır. Diğer aşamalar artık soyuttur ve derindir.

İYİLİK VE DOĞRULUK; Her aşama için farklılık gösterir. İyilik ve doğruluk ancak sevgi ve bilgi temellerinin üzerine oturursa liderliğe katkıda bulunur. Birinci aşamadaki iyilik ve doğruluk, bana yarar sağlıyorsa iyidir ve doğrudur, benim olan iyidir ve doğrudur şeklinde yorumlanır.
İkinci aşamada koşullu olmaya başlar, bana iyi davranıyor o halde iyi biri gibi. Liderlik aşamaları yükseldikçe iyilik ve doğruluk kavramı da bize ve çevreye sonra ulusa, daha sonra uluslararası ve küresel en sonunda da evrensel anlamlar taşımaya başlarlar. Örneğin yaptığımız bir iyiliğin aslında iyilik mi yada kötülük mü olduğu değişebiliyor. Bir dilenciye verilen sadaka gibi.

ÇALIŞMA; Diğer evrensel değerlerle birleştiğinde çok güzel sonuçlar ortaya çıkaran evrensel değerimiz çalışmaktır. Sevgi ile bağlandığın bir bilgi ile iyilik ve doğruluk yolunda çalışmak liderlik için anlamlı bir yolculuktur.

Continue Reading

Yazar

Private Label Ürün Yaratmak Marka Tesciline Es Değer

Didem Moralıoğlu

Published

on

Private Label ürün yaratmak marka tesciline eş değer…

 

akın zamana kadar kısa vadeli planlamaların bir parçası olan özel marka (Private Label) ürünler, artık uzun vadeli satış hedeflerinin bir parçası olma yolunda hızlı adımlarla ilerliyor.

Üreticiyi özellikle reklam, pazarlama, stok, gibi maliyetlerden kurtaran, tüketici alışkanlıklarına göre gelişen ve büyüyen özel markalar, hem perakendecilerin hem de müşterinin son yıllarda adeta gözdesi hâline geldi.

Sıcak satışın en çok hareket gördüğü geniş segmente sahip zincir marketler, özel marka ürünleri, bugüne kadar bilinen markalı ürünlerle adeta yarıştırarak satışın hedefine yerleştirdi bile…

Satın alma davranışları açısında hem fiyat, estetik, kalite ve erişebilirlilik konusunda oldukça seçici olan müşteriye, bugüne kadar bildiği, gördüğü mevcut ürün yelpazesine rakip olarak gelişen özel marka ürünler, hem kalite hem de fiyat avantajı konusundaki yeni ürün konumlandırmasıyla marketlerde çoktan yerini almış durumda. İşte müşterinin istediği bu kriterlerde özel marka ürünler yaratmaksa, adeta marka olmanın tesciline eş değer bir anlam taşıyor.

Özel marka ürünlerin hem ulusal hem de yerel zincir marketler pazarında oldukça ciddiye alındığı, daha reyonlarda gezinirken dikkatimizi çekmeye başlıyor. Bu ürünlerin, fiyat avantajı belirleyicisini müşterinin satın alma davranışından çıkarmak isteyen marketler, ambalaj tasarımından tutunda, ürün isimlendirmesi, konumlandırması ve pazarlamasına kadar her şeyi yeniden kurgulayıp kayda değer bir oyuncu olarak markalı ürünlerle rekabet yarışında varlık göstermeye başarıyor. İşte bu kayda değer oluşumda, özel marka ürünlerin markalaşması adına büyük bir katma değer sağlıyor.

1990 yılından sonra Türkiye’de kendine özel bir yer edinen private label ürünler her geçen gün değişen ekonomik şartlarda yükselen ivmeyle kendine yer edinmeye devam ediyor.

Tüketici segmenti Migros, BİM, ŞOK, A101 gibi zincir marketler, müşterilerin private label ürünler karşısındaki olumsuz algılarını yıkmakta son derece yerinde adımlar atmış olmalılar ki, özel marka karşısında rekabet güçleri artarak devam ediyor. 2017 yılında sigara ve alkol hariç hızlı tüketim ürünlerinde özel marka ürünlerin payı yüzde 16’dan yüzde 18,2’ye yükselirken, (bu oran Avrupa’da halen yüzde 31,4) özel marka ürünlerin alkol hariç gıda ürünleri kategorisindeki büyüme oranı yüzde 27’ye ulaşması, her geçen gün talebin daha da artmasına ve müşterinin özel marka ürünlere olan ilgisini daha da artıracağını işaret ediyor.

Önümüzdeki yıllarda özel marka ürünler ile markalı ürünler arasındaki rekabet yarışının kıran kırana bir mücadele ile devam etmesi kaliteden ödün vermeyen özel marka ürünler için yeni markalaşma süreçlerini de beraberinde getireceğe benziyor.

Continue Reading

Öne Çıkanlar