Bizimle iletişime geçin

Sağlık

İlaç sektörü hakkında bilmemiz gerekenler!

MedyaKafa Basın

Tarih:

|

İlaç, sadece hastalarımıza şifa olacak dermanın ötesinde, ekonomimiz için de enerjiden sonraki en önemli temel unsurlardan biridir. 35 bin kişiyle çalışan ilaç sektörü, 35 milyar lira ile büyük bir endüstridir.

Unutmayalım ki yılda 2.2 milyar kutu ilaç tüketiyoruz. Bu rakam her yıl artmaya devam ediyor. Yılda 150 milyon hasta başvurusu olan bir ülkeyiz ve bu rakam da artmaya devam ediyor.

Genelde, sağlık sektöründe doktor-ilaç-hasta arasındaki katı ilişkinin arasında önemli bir bağı ihmal ediyoruz: Eczacı. Sektörün sağlıklı yürümesi için eczane de vazgeçilmez bir kurumdur. Bu konuya da değinmemiz şart.

İlaç deyince İrlanda, bir yatırım örneği olarak gösterilir. 7 milyar dolar ilaç yatırımı çekti. 30 milyar dolarlık ihracatının yarısını da ilaç sayesinde yapıyor. Peki, Türkiye ilaç yatırımlarında İrlanda başarısını gösterebilir mi?

Bu arada Güney Kore 15 milyar dolar ilaç yatırımı çektiğini unutmayalım. Güney Kore sağlık turizmine de büyük yatırımlar yapıyor. Asya ülkelerinden Tayland başta olmak üzere, ilacın yanı sıra sağlık turizmi büyük ilgi görüyor.

Genelde cari açıkta enerjiye odaklanıyoruz. Geçen yıl 55 milyar dolar sadece enerjiye bedel ödedik. Enerjinin yanında diğer kalemler gözden kaçıyor. İlaç ithalatındaki cari açığımız da 5 milyar dolar civarında. Bu en yüksek ikinci açık verdiğimiz kalem.

İlaç, sadece sağlık açısından değil yatırım açısından da en stratejik ürünlerden biri. İleri teknoloji, kalifiye eleman ve çevreci özelliği ile her ülkenin öncelik isteyeceği bir alan.

Hafta sonu, Pharmatic Girişimci Eczacılar Derneği’nin organize ettiği “Geleceğin E-Hali” fuar ve konferans etkinliğine katıldım. Dernek, sağlığı ilgilendiren ilaç, OTC, kişisel bakım, besin destekleri, medikal ve dermokozmetikleri de içine alan her konuda eczacı danışmanlığının ve eczanelerin olması gerektiğine inanıyor ve buna yönelik etkinlikler yapıyor.

Son etkinlikte de, akıllı ilaç kullanımı, internetten ilaç satışının sonuçları, eşdeğer ilaç ve besin ilaç kavramları ve uygulamaları ile dermokozmotik ürünler alırken nelere dikkat etmemiz gerektiği üzerinde duruldu.

Hasta ilaç derdinde ama onu size sunan eczacıların da sorunları var. Malum bu sektörün en önemli karar vericisi Sosyal Güvenlik Kurumu’dur (SGK). Çünkü en büyük alıcı odur ve ilaç fiyatlarını bir nevi belirlemektedir.

Son yıllarda hükümetin ön ayak olmasıyla, pek çok ilaç yatırımı gerçekleştirildi. Böylece yerli ilaç adet üretimde geçti ama, ithal ilaçlar değer olarak piyasada ağırlığını koruyor.

Beklentimiz daha fazla eşdeğer de olsa yerli ilaç çeşitliliğinin artması ve SGK’nın da bunu reçetelere yazıldığında kabul etmesidir.

İlacı yazan doktordur ama ilacın kullanımı konusunda en önemli danışman eczacıdır.

2016 yılı sonunda Sağlık Bakanlığı tarafından açıklanan veriler, ilaçta sahteciliğin boyutunu gözler önüne serdi. Verilere göre; 316 bin adet cinsel içerikli, 626 bin 755 adet zayıflama ürünleriyle ilgili ve 107 bin 577 adet beşeri olmak üzere toplamda 1 milyonu aşan sahte ve kaçak ilaç ele geçirildi.

Sağlık Bakanlığı Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumunca (TİTCK) 2017 Eylül ayında yapılan denetimlerde ise, ilaç gibi lanse edilerek piyasaya sürülen 73 sahte-kaçak ürün tespit edildi. TİTCK, sahte-kaçak ürünler ile mücadele kapsamında, 2017 yılında bunların satış veya tanıtımını yapan 724 internet sitesini kapattı.

Sahte ilaç ve internetten ilaç satışı konusunda eczacılar önemli bir çözüm noktası olabilir.

Eczane dışında satılan ilaç ve benzeri ürünler merdiven altında, sağlıksız koşullarda üretilmiş sahte ilaçlardır. İlaçlar için istenildiği kadar ‘bitkiseldir, doğaldır, zararsızdır, gıda takviyesidir denilsin, İlaç kimyasal bir maddedir. Yasal olarak ilaç sadece eczanede satılabilir.

Benzer şekilde, zayıflamak için kullanılan yöntemlerden biri zayıflama haplarıdır ve bu alanda da yapılan sahte ilaçlar toplumsal sağlığı olumsuz etkilemektedir.

Bir diğer tartışmalı konu olan eşdeğer ilaçlar, referans ilaçlarla aynı özelliklere sahip olduğu, dolayısıyla, hasta üzerinde aynı tedaviyi sağladığı bilimsel çalışmalarla kanıtlanan ve referans ilaçların koruma süreleri bittikten sonra satışa sunulan ürünler olduğu bilinmelidir.

Eşdeğer ilaç; güvenilir, etkin ve ekonomik ilaçtır.

Eczacıların eşdeğer ilaç vermek yönünde yasal bir yetkileri bulunmaktadır. Yetkinin ötesinde, eczacılık mesleğinin gereklerinden biri olarak eczacı, hekimin hastasına reçete ettiği ilaçları, bilimsel bilgiye dayanarak, o ilacın o anda bulunmaması, hastanın ödeme gücü, sosyal güvenlik olanakları gibi koşulları dikkate alarak eşdeğer bir ilacı verebilir.

Herkesin daha uzun ve sağlıklı yaşamak için uğraştığı günümüzde biz eczacılar, gün geçtikçe yükselen ortalama yaşam süresini nasıl daha kaliteli geçirebiliriz, danışanlarımıza nasıl daha doğru ve etkin bilgi verebiliriz, halkımızı nasıl daha doğru bilinçlendirebiliriz ve yol gösterici olabiliriz gibi konularda sürekli kendimizi geliştirmeye çalışan bir meslek grubuyuz. Çünkü herkes hem daha uzun ve sağlıklı, hem de bu uzayan zamana rağmen daha genç görünerek daha güzel yaş almak isterken bu konularda danışabileceğiniz en meşru yer eczanelerdir. Eczacınız bilir ki sağlık güzelliği, güzellik de sağlığı beraberinde getirir.

Wellness yani “iyi hissetmek” olarak tanımlanan bu alanda dünya geneli 3.7 trilyon dolarlık bir pazar var. Bu alan gelişirken, bilinçli tüketim de eczaneler merkezinde olabileceğini bilmeliyiz.

Kullandığınız ilaçlardan sonuç alamıyor musunuz? Ağrı kesici başımın ağrısını dindirmedi, tansiyon ilacım yeterince etki etmedi mi diyorsunuz? Kullandığınız ilacın besinlerle, besin destekleriyle, bitkisel çaylarla etkileşime girebileceğini, istenen iyileştirici sonucu alamayabileceğinizi biliyor musunuz?

Bir de ilaç amaçlı kullanılan besin karışımları vardır ki hem sağlık hem gıda sektöründe tartışmaları bütün dünyada devam ediyor. İlaç benzeri, sağlık katkı maddesi, besin türevi gibi adlarla sunulan bu ürünler konusunda da eczacılar, spekülasyonları önleyebilecek konumdadırlar. Yeter ki bu tür gıdaların mevzuatı düzenlenip merdiven altı üretimlerine set konuşabilsin.

Türkiye’nin ilaç üretimi konusunda çizmiş olduğu 2023 vizyonuna bir bakalım:

. Katma değiri yüksek, yenilikçi ve ileri teknoloji ürünlerin Türkiye’de üretilmesi ile 23.3 milyar dolarlık yerel ilaç üretimine ulaşmak.

. Türkiye, bölgesel yönetim merkezi olabilir ve hizmet ihraç edebilir.

. “Sağlıkta Dönüşüm Programı” ile erişimde büyük mesafe aldı. Küresel ilaç yatırımlarında yoğun rekabet yaşanıyor. Brezilya, Rusya, Hindistan ve Çin başta olmak üzere yatırım pastasına göz diken pek çok ülke var.

. İlacın da dahil olduğu “Yenilikçi Yatırımlar” alanında 130 milyarlık bir pasta söz konusu. Türkiye, sadece ilaca yönelik yatırımlarla 1 milyar dolar çekebilir.

. Türk ilaç sektörü, pazar değeri açısından 14. sırada bulunuyor.

Yukarıda bahsettiğim iki örneğin doğurduğu sonuçlara bakalım: İrlanda, yapığı yatırımlar ile dünyadaki en önemli 12 ilaçtan 5’ini üretme başarısına erişti.

Güney Kore’de ise 2001 -2005 yılları arasında ilaç sektörü 14 kat büyüdü. 15 yeni molekül keşfi sağlayan ülke, uluslararası patent rekabetinde 7. sıraya yükseldi. Güney Kore, 2016 yılına kadar dünyanın en güçlü 7 oyuncusundan biri olmayı hedefliyor.

İlaç sektöründe birincil hedef hastaların ihtiyacı olan ilaçları üretmek olmalıdır. Ancak hasta, eczacı, doktor, ilaç şirketi gibi sektörün bütün paydaşlarını memnun edecek bir yapı ile birlikte cari açığımıza defa olacak bir konuma gelmesini de hepimiz istemeliyiz.

Reklam
Yorum yapmak için tıkla

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Sağlık

Seyahat hastalıklarına karşı alınabilecek 8 önlem

MedyaKafa Basın

Tarih:

|

Yayınlayan:

9 günlük bayram tatili başladı. Tatilin sağlıklı tamamlanması için alınması gereken önlemler olduğunu vurgulayan Anadolu Sağlık Merkezi Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Elif Hakko, “Tatillerde turist ishali nedeniyle birçok insan doktora başvuruyor. Turist ishalinin yanı sıra sıtma, sarıhumma, kolera, hepatit A ve B, tifo, zatürre ve gribe dikkat edilmeli” dedi. Kronik hastalığı bulunanlara ve alerjisi olanlara özellikle uyarılarda bulunan Doç. Dr. Elif Hakko, tatilde alınabilecek 8 önlemi şöyle sıraladı:

Diyabet, kalp, kanser gibi kronik hastalığı olan kişiler riskli gruba dahildirler. Aynı şekilde hamileler de diğer kişilere göre daha fazla risk taşırlar. Seyahate çıkacak kişinin düzenli kullandığı ilaçlar varsa seyahatten önce bu ilaçlar mutlaka gözden geçirilmeli.
Akla gelen en sık enfeksiyonlar turist ishali, sıtma, sarı humma, kolera, hepatit A ve B, tifo, zatürre, griptir. Gidilecek lokasyona göre gerekli aşılar yaptırılmalı. Aşıların seçilmesi seyahat edilecek ülkeye, kişinin bağışıklık durumuna, daha önce yapılmış aşılarına, eğer enfeksiyon edinilirse ciddiyetine, aşının kendisinin yapacağı yan etkilere göre yapılır.
Tatile gidecek kişinin varsa alerjisi olan ilaçları bir liste haline getirilerek yanında bulundurmalı.
İshalden korunmak için eller sıkça yıkanmalı, kapalı şişelerdeki sular tercih edilmeli. Musluk suyu ve musluk suyundan yapılmış buzlu içecekler içilmemeli ve paketsiz açıkta yiyecekler ve deniz ürünleri, pişmemiş etler, soyulmamış meyveleri soslar, salatalar gibi riskli olabilecek yiyeceklerden uzak durulmalı.
Güvenli olmayan yerlerde dövme, akupunktur ve piercing yaptırmak Hepatit B, C AIDS gibi kanla bulaşan hastalıkların görülme oranını arttırır. İğnelerin tek kullanımlık olmasına dikkat edilmeli.
Gebeler için en uygun seyahat gebeliğin 3-6 ayı arasıdır. Gebelerin kayak, dalma, su kayağı gibi sporları yapmaları sakıncalıdır. Gebeler ve emziren kadınlar her ilacı rahatlıkla kullanamayacakları için ilaç seçiminde dikkatli olmak gerekir.
Uzun yolculuklarda uzun süreli hareketsizliğe bağlı bacaklarda pıhtılaşma yaygın görülen bir sorundur. Özellikle yaşlı, kalp veya şeker hastası kişilerde bu duruma rastlanır ve bu kişilere de pıhtılaşmayı önleyen ilaçlar verilir.
Araç tutması ve jet lag da sıklıkla görülen ve seyahat kalitesini azaltan sorunlardır. Araç tutması olan kişiler için yolculuk öncesi alabilecekleri ilaçlar mevcuttur.

Okumaya Devam Et

Sağlık

Dr. Serdar Savaş: 100 yaşına kadar yaşamanın formülü gen testinde saklı

MedyaKafa Basın

Tarih:

|

Yayınlayan:

Neden bazı profesyonel sporcular çok genç yaşta kalp krizinden ölürken, bazı insanlar kötü alışkanlıklarına karşın doksanlı yaşları görebiliyorlar? Benzer şekilde beslenmelerine rağmen bir kişinin kilo alıp diğerinin almamasının sırrı nedir?

100 yaşına kadar yaşamanın formülü gen testinde saklı

Kişilerin genetik yatkınlıklarının bulunduğu ölümcül hastalıklardan korunabilmeleri için buna uygun yaşam tarzına sahip olmaları gerektiğini söyleyen Gentest Enstitüsü Direktörü Dr. Serdar Savaş, “Aksi durumda hastalık eşiği geçilir ve hastalık kaçınılmaz olur. Kişiler, çok kolay bir biçimde yapılabilen gen testi ile hangi hastalıklara genetik yatkınlıkları bulunduğunu öğrenebilir ve ölümcül hastalıklardan korunarak uzun yıllar boyunca sağlıklı bir biçimde yaşayabilirler” dedi.

Birbirine benzeyen beslenme ve egzersiz alışkanlıklarına karşın bir kişide görülen bir hastalığın diğerinde görülmemesinin temel nedeninin genlerde saklı olduğunu söyleyen Gentest Enstitüsü Direktörü Dr. Serdar Savaş, “Bu nedenle, birebir aynı yaşam tarzına sahip iki kişiden birinin yakalandığı bir hastalığa, diğer kişi hayatı boyunca yakalanmayabiliyor” dedi.

“Eşit miktarda tatlı yiyen iki kişiden biri diyabet hastası olurken diğerinin olmaması, aynı miktarda yağ tüketen iki kişiden biri yüksek kolestrol nedeniyle kalp krizi geçirirken diğerinin kalbine ilişkin bir şikayetinin bulunmaması gibi örneklerde de görülebileceği gibi, genetik yatkınlık, hastalık oluşumunda kritik bir noktada” diye konuşan Dr. Savaş, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Örneğin, kimimizin farklı kanser türlerine, kimimizin kalp damar hastalıklarına, kimimizin ise Alzheimer’a genetik olarak yatkınlığı vardır. Kişisel savunma sistemi, kişiye atalarından miras diyebileceğimiz bu hastalıkların ortaya çıkmasını yani ilgili genlerin çalışmasını engelleyebilir. Kişinin bir hastalığa genetik yatkınlığı bulunmasına rağmen, buna uyumlu olmayan bir yaşam tarzı sürüyorsa, akciğer kanserine yatkın bir kişinin sigara içmesi gibi, hastalık kaçınılmaz bir hale gelir. Bunu ‘hastalık eşiğinin geçilmesi’ olarak tanımlıyoruz. Günümüzde ölümlerin büyük bir bölümünü oluşturan kalp hastalıkları, kanserler, diyabet, osteoporoz, beyin-damar hastalıkları da bu eşiğin geçilmesi, yani genetik faktörlerin yanında yaşam tarzı ve çevre ile ilgili faktörlerin de bir araya gelmesiyle oluşur.”

Hastalık eşiğini geçmemek için

Dr. Savaş’ın verdiği bilgilere göre, hastalık eşiğini geçmeden sağlıklı bir yaşam sürmek mümkün:

“Kişiler genetik yatkınlıklarını bilirler ve buna uygun bir yaşam tarzını benimserlerse, risk taşıdıkları hastalıklara karşı önlem alabilirler. Böylece yaşamlarını aile büyüklerinde ya da akrabalarında bulunan kronik rahatsızlıklardan uzakta sürdürebilirler. Biz Gentest adını verdiğimiz kişiye özel tıp modelini tam da bunun için geliştirdik. Sadece kan ve idrar örneği vererek yararlanılabilen Gentest sayesinde, kişinin genetik yapısını son derece ayrıntılı bir biçimde çıkarabiliyoruz. Buna ek olarak, çevresel faktörleri belirlemek üzere yaşam tarzı analizi de gerçekleştiriyoruz. Sonucunda, kalıcı yaşam tarzı değişiklikleri, beslenme ve fiziksel aktivite önerileri sunuyoruz. Böylece kişiler bir anlamda kendilerine özel bir kullanım kılavuzuna sahip olarak ölümcül hastalıklardan korunmanın yanında, yaşlanmayı yavaşlatabiliyor, fazla kilolarından kalıcı olarak kurtulabiliyor, düşünsel, fiziksel, cinsel performansları belirgin şekilde artmış olarak yaşamlarını sürdürüyorlar.”

Gentest Enstitüsü’nün kurucusu ve direktörü olan Dr. Serdar Savaş, Dünya Sağlık Örgütünün Avrupa Programı Direktörlüğü görevinde bulunmuştur. Halen Dünya Sağlık Örgütü ile ulusal ve uluslararası kuruluşlara danışmanlık yapmakta olan Dr. Savaş’ın layık görüldüğü birçok ödül, devlet nişanları, çeşitli dillerde yayınlanmış bilimsel eserleri mevcut.

Gentest hakkında:

Bireylerin genetik yapıları doğrultusunda sağlıklı, fit, uzun, kaliteli ve enerjik yaşam sürmelerine yardımcı olan Gentest, ‘kişiye özel tıp’ kavramının ilk somut örnekleri arasında yer almaktadır. Dr. Serdar Savaş öncülüğünde, yoğun Ar-Ge çalışmaları ile Türkiye’de geliştirilmiştir. Gentest, kişilerin ülkemizde ölümlere en çok neden olan hastalıklarla ilgili genetik olarak taşıdığı özel yatkınlıkları incelemekte, beraberinde son derece ayrıntılı bir yaşam tarzı analizi de gerçekleştirerek, elde edilen sonuçlar paralelinde kalıcı yaşam tarzı değişiklikleri, beslenme ve fiziksel aktivite önerileri sunmaktadır. Gentest’in yaş gruplarına, özel ihtiyaçlara ve meslek gruplarına göre ayrılan birçok farklı türü bulunmaktadır.

Okumaya Devam Et

Sağlık

Günümüzün en sık görülen hastalıkları arasında yer alan kalp ve damar sorunlarında genetik faktörler önemli rol oynuyor.

MedyaKafa Basın

Tarih:

|

Yayınlayan:

DAMAR SAĞLIĞI VE GENETİK FAKTÖRLER

Günümüzün en sık görülen hastalıkları arasında yer alan kalp ve damar sorunlarında genetik faktörler önemli rol oynuyor.

Damar hastalıkları günümüzde en sık karşılaşılan hastalık grupları arasında yer alıyor. Kalpten atılan temiz kanı dokulara taşıyan atardamarların ve organlar ile dokularda kullanılan kanın kalbe taşınmasını sağlayan toplardamarların hastalanmalarına neden olan mekanizmalar, genel olarak birbirinden farklılıklar gösteriyor. Genetik altyapı ve ailesel özellikler her iki damar grubunun hastalıklarında da en önemli risk faktörü olarak yerini alıyor.

Kalp ve Damar Cerrahisi alanında yurt içi ve yurt dışında önemli çalışmalara imza atan Acıbadem Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Cem Arıtürk konuyla ilgili olarak şunların altını çiziyor, ”Koroner damar hastalığı, karotis damar hastalığı ve periferik damar hastalığı gibi atardamarları etkileyen ve sonucunda kalp krizi, felç, bacaklarda sorunlar ile karşımıza çıkabilen durumları oluşturan pek çok neden mevcuttur. Ancak tüm bu hastalıklar ile ilgili değiştirilme imkanı olmayan ortak risk faktörü genetik altyapı ve ailesel özelliklerdir. Ailesinde bu hastalıklardan herhangi biri bulunan kişilerde, bu hastalıklarla karşılaşma olasılığı diğer insanlardan daha yüksektir. Bu nedenle aile hikayesi olan kişilerde rutin check-up muayenelerine daha erken yaşlarda başlanması önerilmektedir.”

Toplardamar hastalıkları (halk arasında bilinen adı ile varis) için de ailesel faktörlerin önemli rol oynadığını söyleyen Dr. Cem Arıtürk:“Ebeveynlerinden sadece birinde varis hastalığı bulunan bir kişide varis hastalığına yakalanma olasılığı % 40 civarında iken hem annesinde hem de babasında varis bulunan bir insanın varis hastalığına yakalanma olasılığı %75’e kadar yükselmektedir. Bu nedenle ailesinde toplardamar hastalığı bulunanların da erken muayene ile varis gibi sinsi seyreden bir hastalığı erken evresinde yakalama yönünde hareket etmesi faydalı olacaktır” dedi.

Okumaya Devam Et

Öne Çıkanlar