Bizimle iletişime geçin

Araştırma

Zheng He’yi tanımak ve yeni Çin’i anlamak

MedyaKafa Basın

Tarih:

|

Muhtemel ki çoğumuz bu adı ilk defa duyuyoruz. Ben de kısa bir süre önce Mahfi Eğilmez’in bir konuşmasıyla öğrendim. Ve daha çok bilgi edinmek için uzun bir araştırma yaptım. Bizi yakından ilgilendiren bir hayat hikayesinden bahsediyorum. Ama önce bir tarihi kaydedeyim: 1421…

Yazma amacım tarihi muhabbetten ibaret olmadığını peşinen belirteyim.

1453 tarihi bizim için çok önemlidir. O tarihte Fatih Sultan Mehmet, İstanbul’u fethetmenin ötesinde Yeni Çağı da açtı. Aynı dönemde başka bir şey daha oldu. 1421 tarihinde, Ming Hanedanlığı, dönemin Çin devletinin başkentini Nanjing’den Pekin’e taşıdı. Bu taşınmanın öncesinde Çin’i dünyaya taşıyan bir gelişmeyi de yaşamaya başlamıştı. Çin, dünyayı tanıdı ve açıldı. İşte Zheng He bu sürecin başrolünde rol oynuyor.

1371 yılında Yunnan Eyaletinde doğan Hui kökenli Zheng He’nin asıl adı Ma Sanbao’dur. Müslüman bir Türk çocuğudur. Yunnan’ın ünlü valisinin altıncı kuşaktan torunudur. Hacca giden dedesi ve babasının seyahat anılarını çocukluğunda sıkça dinlemiş olduğundan şüphe yoktur.

11 yaşındayken, Moğol Yuan Hanedanlığı egemenliğindeki Yunnan, Ming Hanedanlığı tarafından işgal edilir. O dönemde her tutsak alınana yapıldığı gibi, Ma Sanbao da hadım edilerek imparatorluk sarayına hizmetli olarak verilir. Prens Zhu Di’nin hizmetinde iken eğitim görür. Gençlik günlerinde imparatora yapılan ayaklanmada önemli başarılar elde edince, prens ona Zheng He adını verir. Başarılar ardı ardına gelir ve amiralliğe kadar yükseltilir.

Moğol ve Türklere karşı yapılan Koca Duvar yani Çin Seddi’ne rağmen bir Türk’ün Çin’de gelebileceği en yüksek mevkie erişmiş olur.
İlk uzak seferi bugünkü Malezya şehirlerinden Malakka’ya olur. Daha sonra Çinli bir prenses Malakka Sultanı ile evlendirilir. Bugün hala Malezya’da bu soydan gelenler Peranakan olarak adlandırılır. Yani küresel bürokrasiyi de ilk öğrendiği dönemden bahsediyorum.

Zheng He, daha sonra 7 veya 8 dünya seferi daha yaptığı bilinir. Sumatra, Cava Adası, Seylan, Hindistan, İran, Arap Körfezi, Arabistan Yarımadası, Kızıldeniz, Mısır, Afrika’da Mozambik Kanalı, Tayvan ve kanıtlanmamış olsa da Amerika kıtasına ulaştığı rivayet edilir.

Zheng He, döneminde donanma gücü 30 bini bulan bahriyeli gücü yanı sıra herbiri 300’ü aşan gemiden oluşan 7 filoya da kumanda ediyordu.

Çin gemileri hakkında daha fazla durulması gerekiyor. Dönemin Çin gemileri hakkında İbn Batuta ve Marco Polo gibi seyyahlar da bahsetmişti. Devasa gemilerden bahsediyoruz. Zheng He’nin hazine gemisi denilen kumanda gemisinde 9 direk, yaklaşık 120 metre uzunluk ve 50 metre genişlikten bahsediliyor.

Bu tarihten yaklaşık 87 yıl sonra Amerika’ya açılan Kriptof Kolomb’un Santa Maria gemisinin uzunluğu 20 metre, genişliği 7 metre olduğunu hatırlayalım. Roma gemilerinin en büyüğü 30 metredir. Bunları ve uzunluğu 50 metreyi bulan Osmanlı’nın gemileriyle kıyas edilemeyecek bir büyüklük.

Yani He’nin bir gemisine 50 tane Kolomb gemisi yükleyebilirsiniz. Çinliler bunlarla, savaşlara asker taşımanın yanı sıra mal ihracatı ve sevkiyatı da yapıyordu.

Zheng He, Ming Hanedanlığına ve Çin’e iki özellik kattı. Dünyaya açılmasını gösterdi ve İpekyolu ve Baharatyolu ile dünya ekonomisiyle entegre olmasını ve dünya servetlerinin Çin’e akmasını sağladı.

Daha önemlisi bu yapılanlar kayıtlara da geçti. Ünlü Piri Reis Haritası’nın Zheng He’nin haritalarından istifa ederek yapıldığı iddiasını artık herkes kabul ediyor.

Zheng He’nin çocukluk adı Ma Sanbao’dur. Sanbao adı size başka bir yerden çağrışım yapabilir: Sinbad. Denizci Sinbad’ın maceralarının esin kaynağının da Zheng He olduğu tahmin ediliyor.

(1395–1469) yılları arasında yaşamış Venedikli bir tüccar Niccolo de Conti, müslüman olarak Asya’da her ülkeyi ziyaret ettiği ve Çin’de ünlü amiral Zheng He’nin gemileriyle seyahat ettiği biliniyor. Çinlilerin haritacılık ve dünya ile ilgili keşiflerinin Avrupa’ya getirilmesi konusunda bağlantıyı sağlayanın da o olduğu iddia ediliyor.

Seyahatleriyle ilgili 1444 yılında basılan kitabı, dönemin en iyi seyahatnamelerinden biri olarak kabul ediliyor.

Bu bilgilerin çoğunu bize “1421: Çin’in Dünyayı Keşfettiği Yıl” kitabı aktarıyor. 1421’in yazarı, 2002 yılında emekli olan denizaltı komutanı ve amatör tarihçi Gavin Menzies olduğunu hatırlatayım. Menzies’in iddiaları modern akademik tarih çevreleri tarafından sorgulanıyor.

Menzies’in kitabı ve yaklaşımı tartışılabilir. O başka bir yön, tarihi usulleri bir kenara bırakıp, günümüze bakalım.

Zheng He’den bahsetmemin iki sebebi var: Şanghay Beşlisi ve Çin’in yeni açılımı “Bir Kuşak, T Yol” projesidir.

Yeni Çin’e gelmeden önce, 15 yüzyıldan sonra dünyada olanlara bir bakalım.

16. Yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu dünyada sözü en geçen ve ticaret yollarına hakim hale geliyor. Bu dönemin tartışmasız kişisi de Kanuni Sultan Sülayman’dır.

Kristof Kolomb ile birlikte açılım yapan İspanya, oyunun sonraki oyuncusuydu ve Güney Amerika ile dünya kaynaklarına sahip olmanın yanında sözü en geçerli ülke haline geldi.

Doğu’dan batıya doğru giden liderlik önce Hollanda ile Merkantilizm Çağını başlattı ve sonra batmayan güneş İngiltere’yi öne çıkardı. 20 yüzyılda bu rol yeni kıta Amerika’ya geçti. Yani rol saati, güneşin hareketi doğrultusunda ilerliyor.

Şimdi yeni bir mücadele var. 21. Yüzyılda bu rolü hangi ülke oynayacak. Haritanın daha batısında kim var?

Çin’in eline 600 yıl sonra yeni bir fırsat geçtiğini söyleyebiliriz. Bu fırsat için de elinde iki önemli koz var: Şanghay Beşlisi Ekonomik Örgütü ve Bir Kuşak, Tek Yol Projesi.

600 yıl sonra gemiler yine büyük rol oynayacak ama nasıl gemiler?

Zheng He’nin gemilerine karşılık bugün Çin’in teknolojisi dünyaya açılıyor. Kuzey Denizi’nden açılan yeni yollar, uzak diyarlardaki Çin yatırımları, daha da ilginci Afrika’dan İzlanda’ya uzanan Çin’in sosyal sorumluluk projelerini örnek gösterebiliriz. İster futbol kulüplerini, isterse Batılı markaları satın alsınlar…

Bir Kuşak, Bir Yol, (One Belt One Road-OBOR ) Projesi, Çin Devlet Başkanı Şi Jinping’in 2013 yılı sonunda Orta Asya ve Güney Asya ülkelerine gerçekleştirdiği bir dizi ziyaret sırasında duyurduğu modern İpekyolu konseptini ifade ediyor.

İpekyolu, dünyanın en eski ve popüler ticaret yollarından biridir. Milattan önce 100 yılında açılan bu yol, 1500 yıl dünyanın en büyük ticari ve medeniyet hattını oluşturdu.

Sadece Çin’den batıya değil, Ortadoğu’dan Çin’e, Hindistan’dan Japonya’ya bütün coğrafyaların birbirinden etkilenmesini de sağladı.

Çinli Hsuang-Tsang, İtalyan Marco Polo, İbn-i Batuta ve Evliya Çelebi geçen yüzyılların bu sıra dışı seyyahlarından yalnızca birkaçı bu yolculukla iz bıraktı.

Gelelim Şanghay Beşlisine…

Şanghay Beşlisi (Shanghai Five) olarak bilinen topluluk 1996’da kuruldu. Çin Halk Cumhuriyeti, Rusya, Kazakistan, Kırgızistan ve Tacikistan’ın oluşturduğu 5 ülkeden oluşuyor. Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) yani Şanghay Beşlisi 2001’de Özbekistan’ın katılımıyla üye sayısını altıya çıkardı ama Beşli olarak anılmaya devam ediyor.

Aslında bu proje, Çin’in batıya açılım refleksidir.

Günümüzde “Doğu’nun NATO”su olarak nitelenen ŞİÖ, 2011 yılındaki bu zirvede ortak bir “Antiterör Ajansı”nın kurulmasını öngören anlaşmayı imzaladı. Bölgesel Anti Terörizm Yapısı (RATS), 2004’te kuruldu.

2006’da, anti terörizm kapsamı altında uluslararası uyuşturucu suçlarıyla mücadele planını açıklayan ŞİÖ, Ekim 2007″de Bağımsız Devletler Topluluğu üyeleri tarafından 2002″de kurulan Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü”yle (Collective Security Treaty Organisation) anlaşma imzaladı. Hedef, güvenlik, suç ve uyuşturucu trafiği konularında kapsamlı işbirliğine gidilmesiydi.

Yani sistem güçleniyor…

Bu ülkeler, dünyanın gaz rezervinin yüzde 41,8’ine sahip. Tek başına Rusya yüzde 24’ünü yönetiyor.

Aslında yeni enerji ve ticaret hatlarının üstünde olan ŞİÖ’ye hiçbir ülke kayıtsız kalamaz.

Türkiye çok pakt gördü… Balkan Paktı’nı kaç kişi hatırlıyor? Menderes Döneminde Pakistan ve İranla kurduğumuz ECO Paktı vardı. Hatta bu amaç doğrultusunda ECOBank bile kuruldu ve bir yönetim merkezi hala varlığını sürdürüyor. ECO Paktı da hala devam ediyor ama işlevi yok.

1996’da Şanghay Beşlisi kurulduğu yıl başka Türkiye, bir oluşum için düğmeye basmıştı. Refahyol Hükümeti döneminde Necmettin Erbakan öncülüğünde “D- 8” hayata geçti. İran, Pakistan, Bangladeş, Malezya, Endonezya, Mısır ve Nijerya”nın bir araya gelerek kurulan D-8 ülkeleri arasındaki işbirliği epey tartışıldı.

Dünyada işlerliği devam eden işbirliği örgütlerinden AB veya Kanada, Meksika ve Amerika arasındaki paktlara bakacak olursak; siyasi ve ekonomik anlayış bütünlüğü görürüz. İşbirliğini geliştirmek ayrı, bütüncül bir yapı oluşturmak apayrıdır. İşin diğer önemli tarafı ise coğrafi yakınlıktır.

D-8 yapılaşmasında bu iki unsur da yoktu. İslam ülkeleri arasında işbirliğini geliştirmek için bir iyi niyet protokolüdür ve devam da etmelidir.

ŞİÖ, dünyanın yeni ekseni içinde daha önemli anlamlar taşıyor. Örgütün Türkiye’yi bünyesine alıp alamayacağı ayrı bir konudur. AB gibi ŞİÖ de yeni bir hedef olmalı. Yukarıda da belirttiğim gibi geleneksel ticaret yolumuz üzerinde bir yapı kurulmuştur. Diğer hedef alanımız da Baharat Yolu üzerindeki hattın güçlendirilmesi olmalıdır.

Yeni eksen arayışlarında bize nefes aldıracak olan İpekyolu’dur. Bu hattın açılması için her adım desteklenmelidir. İkili ve çoklu ülke anlaşmaları, otoban, hızlı tren, uçak hatları vs…

Bunlar Türkiye’ye bakan yönleridir. Çin’e bakan yönü ise daha demokratik ve daha insani refleksler geliştirildiği takdirde bu iki yapının önemi vardır.

Aksi halde, Almanya’nın dünya liderliğine oynama ve rol kapma arayışı iki dünya savaşına ve 50 milyonu aşan insanın ölümüne yol açtığını unutmayalım.

Teknolojinin akıl almaz hızda genişlediği, ülkeler arası rekabetin ışık hızına ulaştığı bir dönemde Zheng He’nin gemilerini unutmayalım.

Enez ÖZEN

Reklam
Yorum yapmak için tıkla

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Öne Çıkanlar