Connect with us

Araştırma

“Yıldız Çalışanların Üzerine Düşünülsün, Önemi Fark Edilsin Diye Yazıldı” Canan Duman’ın “Şirketler Yıldız Çalışanlarını Neden Kaybeder?” adlı kitabı Kanon Kitap etiketiyle yayımlandı

MedyaKafa Basın

Published

on

1998 yılında profesyonel çalışma hayatına muhabir olarak başlayan, 2013 yılına kadar yazı işleri koordinatörü, genel yayın yönetmeni, reklam satış müdürü, proje ve iş geliştirme görevlerini üstlenerek basında görev alan, 2013 yılında basında kazandığı deneyimi ve vizyonu kurumsalda PR tarafına taşıyarak kurumsal iletişim yöneticiliği ve insan kaynakları yönetimi alanlarında çalışan, yirmi yıllık tecrübesi olan yazar Canan Duman’ın “Şirketler Yıldız Çalışanlarını Neden Kaybeder?” adlı kitabı, Kanon Kitap etiketiyle yayımlandı.

Şirketlerin insan kaynakları seçimlerini, organizasyon içinde çalışanın doğru şekilde konumlandırılması ve bu kaynağın iyi analiz edilerek doğru şekilde yönetilmesi gerektiğini çıkarsayan yazar, kitabında en nitelikli ve tecrübeli çalışanların, sistemden nasıl kolayca kaçabileceklerini örneklerle anlatmaya çalışıyor. İş dünyasının önemli yenilikçi kavramlarından olan “Yıldız Çalışanlar” üzerinde duran Duman, çalışanların doğru pozisyonlarda, yetenek ve ilgilerine göre istihdam edilmesinin yeterli olmadığını, modern araştırmaların ve kitle psikolojisi konusundaki gelişmelerin ışığında değerlendiriyor. Duman, her çalışanın kendisini vazgeçilmez sayması ile çalışanın kurum için gerçekten vazgeçilmezi olması arasındaki farkları da örneklediği çalışmasında, organizasyonların değer yaratma, mevcut değerleri geliştirme ve koordine etme vasfına da yenilikçi bir yaklaşımla değiniyor.

 

İş yapma biçiminin hem dijital dönüşümle hem de işbaşına gelen Y ve Z kuşaklarının alışkanlıklarıyla kökten bir başkalaşım yaşadığını vurgulayan yazar, kuşakların çatışmasından nasıl sinerji yaratılabileceğine kafa yorarken, mevcut sistemin açmazlarını da insan kaynaklarının sevk ve idaresi özelinde büyük bir olgunluk ve tecrübe ile değerlendiriyor.

 

Canan Duman, yirmi yıllık tecrübesi, birçok farklı sektörden gelen birikimi ve tanık olduğu hadiseler arasından seçtiği örnek vakalarla, yıldız çalışanların şirketlerden ayrılma kararını nasıl verdiklerine, bu kararı hazırlayan sürecin nasıl geliştiğine ilk elden tanıklıklarla ışık tutuyor. Birbirine zıt bakış açılarının, temel çıkar çatışmalarının ve kişilerin egosundan hareketle ortaya çıkan bireysel sorunların, nasıl birden bir çığa dönüştüğünü, yıkıcı etkinin nasıl ansızın ortaya çıkmış izlenimi yarattığını vurgulayan yazar, kitabın genelinde hem durum tespitleri yapıyor hem de pratik çözüm önerileri sunuyor.

 

“Şirketler Yıldız Çalışanlarını Neden Kaybeder?” kitabı işverenden çalışana her kademedeki profesyonelin, iş hayatına atılmaya hazırlanan genç kuşak adayların, iş hayatında değer yaratmak ve bu değeri doğru yollarla kollamak için neler yapması ve neler yapmaması gerektiğini geniş bir perspektiften anlatan bir tecrübe aktarımı, bir başucu kılavuzu olarak tanımlanabilir. İş dünyasının değişim hızını kavramak ve buna adapte olmak için zaman çok dar. Canan Duman, önemli bir alanda farkındalık yaratmak için adeta bir kısa yol sunuyor.

Kitabı Okuyanlar ve Değerlendirenler 

Kitap, Hürriyet Gazetesi Kitap Editörü Burcu Aktaş tarafından “çok iyi” olarak değerlendirilmiştir. Ayrıca;

Türkiye İnsan Yönetimi Derneği PERYÖN,

Bilişim ve teknoloji alanında çalışmalarıyla tanınan gazeteci, yazar, danışman ve konuşmacı M. Serdar Kuzuloğlu,

“Yarın Gel Başla” kitabının Yazarı Sinem Işık,

Yönetim danışmanı, yönetici koçu, konuşmacı ve eğitmen Hülya Mutlu,

M&T Yönetim Danışmanlığı, İletişim, Liderlik Şirketi Yönetim Kurulu Başkanı Mete Taştan,

Branding Türkiye,

Türkiye’nin en büyük sanal kampüsü olan “Kampüs Etkinlikleri”nin önerdiği iş kitapları arasında yer almıştır.

Advertisement
Click to comment

You must be logged in to post a comment Login

Leave a Reply

Araştırma

Algının Dijital Kapıları

MedyaKafa Basın

Published

on

Uzun zamandır marka ve markalaşma kavramı üzerine çalışıyorum. Kişi, ürün ya da hizmet markaları yaratma konusunda işin başından sonuna yer aldığım projeler kadar sürecin ortasında dahil olduğum çalışmalar da oldu. Bu çalışmaların kimi sıfırdan yaratılan markalarken kimi de yeniden markalama süreci içinde yürütülen işlerdi. Saydığım tüm bu durumlar çalışma sistematiği ve kapsamı açısından kilit önem taşıdığından, işe hangi perspektiften ve hangi aşamada dahil olduğunu bilmek çok kritik.

Tam bu noktada, Türkiye markası konusunda bugüne kadar yürütülen çalışmalara ve yeni Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Ersoy’un geçtiğimiz hafta Türkiye markasına istinaden yaptığı açıklamalara değinmek istiyorum.

Sayın bakan tanıtım faaliyetleri kapsamında Türkiye ile özdeşleşmiş ürün, hizmet ya da alışkanlıkları “Turkish x” diye kullanmayı tercih edeceklerini ve planlamayı bu çerçevede yapacaklarını ifade etti. Dışarıda serbest bir şekilde gelişen bir Türkiye algısındansa böyle kontrollü bir şekilde ilerlemenin yerinde bir hamle olduğu kanaatindeyim. Her ne kadar sosyal medyanın kitleleri bir araya getirme ve hızlı örgütleme gücü sayesinde belirli konularda kamuoyu dakikalar içinde spektrumun bir ucundan diğer ucuna çekilebiliyor olsa da tartışmanın kavramsal başlıklarını belirleme işini üstlenmiş olmasını olumlu karşılıyorum.

Markalamanın en zorlu süreçlerinden biri, insanların markanız hakkında sahip olmasını istediğiniz algı üzerine çalışmaktır. En ufak bir yanlış ifade, toplumun farkında olmadan kırdığınız bir kesimi ya da o tarihe kadar savunduğunuz değerlerden uzak bir tavır, seneler süren çalışmaların çöpe gitmesine neden olabilir. Ülkemizde bunun örneklerini çok gördük. Yıllarca reyting rekorları kırmasına rağmen Türkiye’nin kalabalık azınlıklarından birini gücendiren ünlü sunucunun işinden olduğunu ve ekranlara hepten veda ettiğini hatırlarsınız. Kişiler kadar tüketim markaları da böyle algı sorunları nedeniyle topa tutulabiliyor. Dove’un kısacık reklamından sonra başına gelenleri unutmak mümkün değil.

Elbette konu her zaman bu kadar ciddi ya da olumsuz olmak zorunda da değil. Sosyal medyayı yalnızca bir günlüğüne meşgul eden yüceltme ve linç kampanyaları da artık sık sık yaşanıyor. Mesela okul kitaplığına bağış çağrısında bulunan bir öğretmen, yalnızca saatler içinde okuldaki tüm sınıflara yetecek kadar kitap toplandığı için tüm Türkiye’ye teşekkürlerini sunarak artık bağışa ihtiyaçları olmadığını, gelecek ilave kitapları komşu köye yollayacaklarını söyleyebiliyor.

Burada asıl dikkat çekilmesi gereken, çok yüksek bütçeli işlerin ötesinde, markaların tüm bu diyalogları, savaşları ya da savunmaları sosyal medya üzerinden vermiş olmaları. Yani bugün algının gelip dayandığı, marka ve bireyler düzleminde eşitler arası bir ilişkinin kurulduğu yer olan sosyal medya. Türkiye markasını çeşitli atılımlarla daha bilinir, tanınır, akılda kalıcı kılmak istiyorsak, bunu sosyal medya üzerinden atacağımız çok hassas adımlarla yapmamız gerektiğini düşünüyorum. Geleneksel medya hâlâ haber almak için sıklıkla kullanılsa da bugün algı yönetiminin en güçlü aracı sosyal medyadır.

Umarım bakanlığın önderliğinde gerçekleşecek markalama ve tanıtım faaliyetleri bu çerçevede planlanır ve harekat planı bugünün gerçekleri ihmal edilmeden kurgulanır. Zira hataları tespit etmeyi bırakıp başarıları konuşmayı hepimiz dört gözle bekliyoruz.

Continue Reading
Advertisement

Facebook

Twitter

Advertisement
Advertisement

Öne Çıkanlar